islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0531
EURO
52,7782
ALTIN
6.624,78
BIST
14.369,12
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
18°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

ÇOĞUNLUK YANILIYOR OLABİLİR

ÇOĞUNLUK YANILIYOR OLABİLİR
A+
A-

ÇOĞUNLUK YANILIYOR OLABİLİR

“Artık gençler hep böyle…”

Bu cümleyi ne çok duyuyoruz, değil mi? Sağlıksız beslenmeleri, anlamsız videoları, saygısızlıkları görünce birileri hemen bu sözü savunma refleksiyle dile getiriyor. Sanki bu yeni davranış kalıpları bir “doğal evrim” gibi kabul görüyor. Sanki çoğunluk böyle davranıyorsa, doğrusu da buymuş gibi… Ahlakın modası değişmiş de biz geri kalmışız gibi.
Ama gerçekten öyle mi?

Bu noktada sosyal psikolojiden çok çarpıcı bir deneyi anlatmak istiyorum: Asch Uyum Deneyi.
1950’lerde psikolog Solomon Asch, insanların grup baskısı karşısında nasıl davrandığını gözlemlemek istedi. Deneye katılan bir birey, birkaç kişiyle birlikte odaya alınır. Masada, biri referans çizgi olmak üzere farklı uzunlukta çizgiler gösterilir ve şu soru sorulur:
“Hangi çizgi referansla aynı uzunlukta?”

İşin püf noktası şurada: O odadaki diğer kişiler aslında deneye dahildir ve bilinçli olarak yanlış cevaplar verirler. Denek ise durumu bilmeyen tek kişidir. Herkes ısrarla, bariz biçimde yanlış olanı işaret ettiğinde, bireyin doğruyu söyleme cesareti giderek sarsılır.

Sonuç mu?

Katılımcıların yaklaşık %75’i, en az bir kere bile olsa, grubun yanlış cevabına uyar. Yani açıkça doğruyu gördüğü hâlde, sırf yalnız kalmamak, dışlanmamak ya da aykırı görünmemek adına yanlışa razı olur.

Bu deney, günümüz toplumunu anlamada bize önemli bir pencere açıyor:
Çoğunluk yanılıyor olabilir.
Ama biz, yine de o çoğunluğa ayak uydurabiliriz. Çünkü sosyal uyum baskısı, zaman zaman doğruya olan bağlılığımızdan daha güçlü çalışabilir.

Zamanla bu “yanlış”, öyle bir normalleşir ki; çocuklarımızın beslenmesinden giyimine, izlediklerinden ahlak anlayışlarına kadar hayatın her alanında etkisini gösterir. Dahası, bu çoğunluk artık sadece bir mahalleyi, bir şehri, bir ülkeyi değil; her türlü inancı, ideolojiyi, sapkınlığı ve kötü niyeti içinde barındıran küresel bir dünyayı temsil ediyor.

Ve ne yazık ki bu dünyanın doğruları, bizim değerlerimizle her zaman örtüşmüyor.
Ama şunu örnek almalıyız: Tarih boyunca Müslümanlar hiçbir zaman çoğunluk olmadı. Fakat bu, doğru olanın İslam olduğu gerçeğini ve ona inananları hiçbir zaman değersizleştirmedi.

Peki mesele sadece çocuklar mı?

Çoğunlukla çocukları konuşuyoruz. Ama bazen onların durumunu tek başına değerlendirme hatasına düşüyoruz. Oysa ebeveynler de bu zamanın içinden geçiyor. Zihinsel ve duygusal yorgunlukları, değer çatışmaları, aidiyet bunalımları yaşıyorlar.

Bir gün bir programda dinlediğim profesör çarpıcı bir tablo çizmişti. Dost meclisinde herkes önce babalarının mesleğini anlattı: biri çiftçi, biri bakkal, biri fabrika işçisi… Sonra kendi geldiği noktayı paylaştı: profesör, rektör, gazeteci… Ne büyük başarı öyküleri!

Ama sonra çocukları soruldu: Kimi “Benim oğlan serserinin teki” dedi, kimi “Allah düşmanıma böyle evlat vermesin.”
İşte bu çelişki, aslında nesiller arasındaki farkın yalnızca yetişme şartlarından değil; zamanın ruhundan da kaynaklandığını gösteriyor.

Eskiden çocuklar daha sade, daha sınırları belli bir çevrede büyürdü. Mahalle baskısı, aile büyüklerinin otoritesi gibi sosyal denetim mekanizmaları vardı. Babanın görevi evine ekmek getirmekti; çocuk için de bu yeterliydi.
Bugünse durum çok farklı. Çocuk yalnızca evin içinde değil; sosyal medyada, dijital içeriklerin içinde, küresel fikirlerin ortasında büyüyor.

Evet, şartlar değişti. Ama bu değişimi sadece “Eskiden öyleydi, şimdi böyle” diyerek açıklayamayız.
Kıyaslayamayız da.
Çünkü anne-baba olmak, sadece bakmak değil; yön vermek, ayıklamak, inşa etmek demektir.

O yüzden asıl meselemiz “eski nesil mi doğruydu, yeni nesil mi” tartışması değil.
Meselemiz, değişen şartlara rağmen değişmemesi gereken değerleri koruyabilmek.
Hz. Ali’nin şu sözü bu noktada bize ışık tutmalı:

“Çocuklarınızı yaşadığınız zamana göre değil, yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz.”

Her dönemin kendine özgü zorlukları var. Her neslin öğrenmesi, hatası, ihtiyacı farklı.
Ama insan olmanın ve doğruyu savunmanın ilkeleri aynı kalıyor.

Bu yüzden çocuklarımız “çoğunluk ne yapıyor” diye değil, “ne doğruysa” ona göre yetiştirilmeli.
Ve bizler de çoğunluğun sesine değil, Kur’an’ın sesine kulak vermeliyiz.

ŞEYMA DEMİRCAN NAMAZCI 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIIZ 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.