Deprem ve Benzeri Musibetlerden Kaynaklanan Korkularımıza Karşı Dua Zırhı

Gece ve gökyüzü… Ay, yıldızlar, gecenin sessizliğine ortak olan ağaçlar, sokak lambaları, denizin üzerine yansıyan ışıklar ve her biri ayrı bir alem olan kimi ışıklı kimi ışıksız evler… Mevcut güzellik, sükûnet ve düzen karşısında etkilenmemek mümkün değil… Mest olmuş bir şekilde etrafı seyrederken “Allahım! Sen bu düzeni depreminle bozma.” diye dua ediyorum. Okuduğum Âyetü’l-kürsîlerle sığınma talep ediyor, Peygamberimizden öğrendiğim şekliyle Rabbimizin afetlerinden yine O’na sığınıyorum.

Yakın zamanda yaşadığımız depremlerin, büyük bir İstanbul depreminin habercisi olabileceğinden bahsedilmesi ister istemez korkularımızı tetikledi. Geceleyin uyuyamaz hale gelenler bile var içimizde. Sadece deprem değil, bazen çakan şimşek, akabinde duyulan gök gürültüsü, bazen şiddetli esen rüzgâr, bazen herhangi bir hastalığa yakalanma veya ölüm düşüncesi kalbimize korku salabiliyor.  Hatta bu korkular, uykularımızı kaçıracak veya rüyalarımızı bölecek boyuta bile erişebiliyor.

Sahih hadis kaynaklarımıza baktığımız zaman cesaret ve şecaatin doruk noktasında olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de (s.a.s.) bir beşer olması hasebiyle zaman zaman korku ve endişe halini yaşadığını görüyoruz. Böylece gayet normal ve insani bir durum olan korku anında ne yapacağımızı, nasıl davranacağımızı onun örnekliğinde öğreniyoruz. Bir rivayette Hz. Aişe validemiz, “Resûlullah, bir bulut görecek olsa bu, onun yüzünden anlaşılırdı demiş ve bir seferinde Peygamberimize: “Ey Allah’ın Resûlü, insanlar bir bulut görecek olsa, yağmur getirebilir ümidiyle sevinirken, senin hoşnutsuz olduğun görülmektedir.” demiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Ey Aişe! Bunda bir azap bulunmadığı konusunda bana kim teminat verebilir? Nitekim geçmişte bir kavim rüzgârla azaba uğratılmıştır. O kavim azabı gördüğünde: “Bu gördüğümüz bize yağmur getirecek bir buluttur.” demişlerdi.[1]

Başka bir rivayette Hz. Aişe (r.a.), hava bulutlanıp şiddetli bir rüzgâr estiği zaman Peygamberimizin renginin değiştiğini, yaşadığı huzursuzluk sebebiyle girip çıktığını ve o sırada: “Allahım! Senden bunun hayrını, bunda bulunanın hayrını ve bununla gönderilen şeyin hayrını diliyorum. Bunun şerrinden, bunda bulunanın şerrinden, bununla gönderilen şeyin şerrinden sana sığınıyorum.” şeklinde dua ettiğini ve sonra yağmur yağınca Efendimizin rahatladığını, bunu O’nun yüzünden anladığını ifade etmiştir.[2]

Yine Hz. Aişe (r.a.) bir rivayetinde gökyüzünde fevkalade bir durum meydana geldiğinde Efendimiz’in işlerini bırakıp “Allahım! Bu durumun şerrinden sana sığınıyorum.” diye dua ettiğini, yağmur yağdığında da o yağmurun güzel ve faydalı olmasını dilediğini belirtmiştir.[3]  

Aişe validemizden gelen bu rivayetlerden anlıyoruz ki Efendimiz, mevcut bulutun ilahi bir azaba işaret olacağından endişeye kapılmıştır. Onun endişesi, bulutun içindekinden değil; bulutun içindekini azaba dönüştürecek kudretin sahibi olan Allah’tandır. Bu haliyle o, ümmetini bilgiçlik havasına bürünüp şımarmaktan uzak tutmaya çalışmış, insanların Allah’a olan saygısızlıklarından her an her şeyin azaba dönüşebileceğine dikkat çekmiştir. Bu sebeple her an Allah’ın hıfz ve himayesine muhtaç olduğumuzu ilan etmiş, olabilecek şiddet ve dehşet halinden korunmak için de dua ile Cenâb-ı Hakk’a sığınmıştır. Onun bu tutumundan da bir sünnet doğmuştur. Demek ki bizi korkutabilecek doğa olaylarına karşı tedbirlerimizi aldıktan sonra[4] Allah’a sığınmamız ve kendimizi O’nun himayesine bırakmamız gerekmektedir. Duada öyle bir güç vardır ki; insan ruhu adeta onunla şarj olur, kuvvet bulur ve korkularından kurtulur.

Bu durumda Peygamberimizin semâvî ve arzî musibetlerden korunmak için bize öğrettiği bazı dualara kulak verelim: “Allah’ım, beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden (gelecek her türlü tehlikeden) koru. Altımdan (gelecek belalarla/deprem ile) helak olmaktan senin büyüklüğüne sığınırım.”[5] Gayet kısa olan bu dua, Allah’ın izniyle her canipten gelebilecek tehlikelere karşı bir kalkan olacaktır.

Yine Peygamberimiz (s.a.s.): “‘Bismillâhi’l-lezî lâ yedurru mea’smihî şey’ün fi’l-ardi velâ fi’s-semâî. Ve hüve’s-Semîu’l-Âlîm.’ duasını sabah üç kere okuyana, akşama kadar; akşam üç kere okuyana da sabaha kadar hiç bela gelmez.”[6] buyurmuştur. Bu duada “O’nun ismiyle birlikte ne yerde ne de gökte hiçbir şey zarar veremez. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” denilmekte; yerde ve gökte olan her şeyin verebileceği zarardan Allah’a sığınılmaktadır. İnsanı son derece rahatlatan ve kolay olan bu duayı Efendimiz’in tavsiyesi gereğince sabah akşam üçer kere okumak yerinde olacaktır.

Allah Teala korku duygusunu bizlere hayatımızı korumamız, dikkatli ve tedbirli olmamız için vermiştir. Yoksa hayatımızı mahvetmesi ve acı çektirmesi için değil… Devamlı bizi kontrol altına alan korku, hayatımızı azaba çevirebilir. Bu yüzden bizim onu kontrol altına almamız gerekmektedir. Allah’a iman ve dua, korkudan kurtulma konusunda önemli bir dayanağımızdır. Kendimizi ve sevdiklerimizi Rabbimize emanet ettiğimiz takdirde içimiz rahatlar. Tecrübeyle sabit ki; depremin olduğu günlerde çocuğumu okula binbir endişeyle bırakıyordum. Ama dualarımı okuyup “Allahım! Sana emanet ediyorum” deyince gönlüm rahatlamış bir şekilde eve dönüyordum. Bunu ne zaman yapsam aynı duyguları yaşadığımı söyleyebilirim. İmanın ve duanın insana sağladığı en büyük konfor, bu gönül rahatlığı ve kalp huzuru olsa gerek…

Bu konfordan her zaman istifade etmek duasıyla tüm okurlarımı ve sevdiklerimi Allah’a emanet ediyorum.

Dr. Nurdan MENDEŞ


[1] Bkz. Buhârî, Tefsir, Ahkâf 2; Müslim, İstiskâ 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 4/326 (5098).

[2] Bkz. Müslim, İstiskâ 14, 15.

[3] Bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 4/326 (5099).

[4] “Ey İman edenler! Tedbirinizi alın.” (Nisâ, 4/71) ayetiyle Cenâb-ı Hak insana tedbirli olmayı emretmektedir. Bununla birlikte Hz. Peygamber de gece olunca yiyecek ve içecek kaplarının üzerini kapatmayı, uyumadan önce yanan kandilleri söndürmeyi emrederek tedbirli olmanın gereğine vurgu yapmaktadır. (Buhârî, Eşribe, 22) Böylece meydana gelebilecek problemlere karşı önlem alınmış olacaktır.

[5] Ebû Dâvûd, Edeb, 4/319 (5074); İbn Mâce, Duâ, 14.

[6] İbn Mâce, Duâ, 14.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir