Faiz Belası

Öyle bir devirde yaşıyoruz ki, Peygamberimiz (sav)’in ifadesiyle, “Faiz yemiyorum faize bulaşmadım diyen insanların bile, faizin tozunun yağdığı bir dönem” bu… Ne garip değil mi? Yüce rabbimizin haram kıldığı faiz, bütün insanımızı esir almış durumda. Fazin pençesinde inleyen ve iki yakasını bir araya getiremeyen insanlar…

Einde ki üç beş kuruşu başka bir Müslüman kardeşini ezdiğininin farkına bile varmadan gelir getirmesi amacıyla bankaya yatırıp fazi alan insanlar…

Bir de “Bu devirde faiz haram mı olurmuş?” diye, bilinçlik taslayan ama bilmediğini de bilmeyen insanlar…

Sanki toplumumuzu faiz bu hale getirmemiş gibi, hala tüketici kredisi, araba kredisi, ev kredisi çekme derdinde olan insanlar…

Bilhassa faiz konusunda insanların durum ve vaziyetini düşündükçe, peygamberimiz (sav)’in şu hadisi şerifini hatırlıyorum.

“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz”

Faiz konusunda İslam’ın emir ve yasakları ortada iken, peygamberimiz(sav)’in bu hadisi şerifi konuyu özetler mahiyette. İnsan, pervanelerin kendisini ateşe attığını ve yandığını düşündükçe, faiz belasına dalan insanımızın kendisini ateşe attığını görüyor da, peygamberimiz (sav)’in misali insanların kuşaklarından tutup yanmasınlar diye çekmek istiyor.

Gelin bu konuya küçük bir hikaye ile başlayalım.

Sakalı sünnete uygun bir amcamız, gitmiş bir bankaya. Nedendir bilinmez, bankadan kredi çekecek. Krediyi verecek olan banka memuru bayan, amcayı otutturmuş karşısına, bir de çay söylemiş sakalı uzun amcamıza. Diğer taraftan ise kredi işlemlerini yapmaya başlamış memur bayan… Amca bir taraftan bekliyor, diğer taraftan ise çayını yudumluyor. Tam bu esnada amcamızın gözüne, memurun çayına attığı şekeri sol eliyle karıştırdığı ve sol eliyle çayı içtiği takılıveriyor. Amca bilmiş bir şekilde memura:

“Kızım, sen çayı sol elinle içiyorsun ama bu çok büyük günah, sağ elinle iç!” deyince, memur bayan da yapıştırıyor cevabı:

“Amca sağ elimle senin faizini yazıyorum”

Bu hikâye, günümüz Müslüman’ının ne hale geldiğini, dine bakış açısını, faiz yoluyla Allah ve Rasulalaha nasıl savaş açtığını anlatıyor aslında… Günümüz Müslüman’ının biçare durumunu özetleyen mükemmel bir hikâye!

Maalesef genel manada da durum bu! Gülüyoruz ağlanacak halimize… Faize kılıfıda kendimizce buluyoruz zaten. “Günümüzde de faiz haram mı olurmuş” “Kuran’ın yasakladığı faiz, tefecilerin ve şahısların uyguladığı faizdir” gibi saçma sapan mazeretler de uyduruyoruz aklımızca. Çok sıkışınca da, “faiz haramsa ve büyük bir bela ise devlet neden kaldır mıyor?” diyoruz. İnsan vücudunda ki savunma mekanizmasının ürettiği bahaneler bunlar. Ama emin olun bu bahaneler, ahiret hayatında işimize yaramayacak. Çünkü yüce Rabbimiz, faiz alan ve verenlerin yüzüne bakmayacak.

Bu konuda sadece şunu ifade etmek ve faiz konusuna geçmek istiyorum. Faiz belasının, yüreklerimizde ki iman duygusunu yok etmesine izin vermeyelim. Tam tersi, sinelerimizde beslediğimiz iman duygusunun, faiz belasını hayatımızdan def etmesi gerektiğini bilelim. Bunu bilirsek, faiz preblemimizi yarı yarıya çözmüşüz demektir.

DİĞER DİNLERDE FAİZ.

Faiz gibi büyük bir bela, aynı İslamiyet’de olduğu gibi, Musevilik ve Hıristiyanlık dinlerinde de haram kılınmıştır. Ancak Yahudiler, bu faiz yasağını kendilerine göre yorumlama noktasında azami gayret sarf etmişler, Yahudiler haricinde ki ırklardan faiz alabilecekleri tevilin de bulunmuşlardır.

Hıristiyanlıkta da faiz alıp vermek haram olmasına rağmen, onlarda bu konunun özünü yıpratmayı başarmışlardır. Hıristiyanların faizi meşrulaştırmasını 16.yy da yaşayan ve “Para parayı doğurmaz, diyorlar. Deniz neyi doğurur, ev neyi doğurur? Evden kira alınabiliyorsa paradan da kira alınabilir” diyerek, faizi meşrulaştırmanın zeminini hazırlayan ilahiyatçı John Calvin’dir. Aslında Hıristiyanların faizi meşrulaştırma zemini, 12yy tapınak şövalyelerine dayanmaktadır. Tapınakçılar, Avrupa kıtasından Kudüs’e hac ibadeti için gidecek olan hıristiyanlardan paralarını alıyorlar, aldıkları para karşılığında ise yolda geçerli olabilecek senetler veriyorlardı. Yol kesme ve hırsızlık olaylarına karşı geliştirdikleri bu sistem karşılığında, Hıristiyan hacılardan da yüklüce faiz almayı unutmuyorlardı. Bir nevi şu anda hepimizin cebinde bulunan kredi kartlarının sistemine benzer bir sistemdi bu.

İSLAMİYET’DEN ÖNCE FAİZ.

Mekke’de ki faiz sistemi, Peygamberimiz(sav) den yüz elli yıl kadar önce Kusay b. Kilab tarafından kurulmuştur. Bu şahsın kurmuş olduğu “Faiz lobisi” temelde baktığımızda bu günkü faiz lobisinden pek bir farkı yoktu. İhtiyacı olan ve talep eden insanlara faizle altın verilir, bir yıl sonra ödeyemez ise faiz yükseltilerek vade uzatılırdı. Çalışıp faiz ödemekten anaparayı ödeyemeyen insanların birkaç yıl içinde ocağına incir ağacı diklirdi. Mekke’de ki faiz lobisi tarafından, ilkönce borç alan insanın teminatlarına, daha sonra ise çocuklarına el konulurdu. Borcunu ödeyemeyen şahsın çocukları esir pazarında satılır, iğrençlik bununla da bitmez borçlunun kız çocuğu varsa, Mekke etrafında kurulan panayırlarda sex kölesi yapılır, çalıştırılırdı. Zaten Kız çocuklarının beş altı yaşına geldiğinde diri bir şekilde toprağa gömülmelerinin başlıca sebebi de buydu.

Mekke halkının ileri gelenlerinin veya diğer tabir ile Mekke’de bulunan Faiz lobisinin, peygamberimiz(sav)’e karşı çıkmalarının ve yalanlamalarının sebebi de buydu. Hz. Muhammed (sav)’e davasından vazgeçmesi karşılığında, istediği kadar altın, istediği kadar kadın ve Mekke’nin başkanlığını teklif etmelerinin sebebi de buydu. Yani Peygamberimiz(sav)’e vahyedilen din, faiz ve tefecilik yoluyla halkı sömürenlerin ipliğini pazara çıkartıyordu. Mekke döneminde inen şu ayeti kerime zannediyorum ki konumuzu özetler mahiyettedir.

 “İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz, fakat Allah rızasını dileyerek verebildiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.” (Rüm Suresi 39. Ayet)

 Peygamberimiz(sav)’in vahiy kaynaklı mesajlarının doğru olduğunu Mekke’de bulunan ve halkı faiz yoluyla sömüren ağa babaları da biliyordu. Ama Mekke’de nazil olan Rüm suresi’nin bu ayeti celilesinin hükümleri, Mekke’de ki Faiz lobisinin işine gelmiyordu. İşlerine gelmedikleri için de Peygamberimiz (sav)’i yalanlıyorlardı.

Günümüzün kapitalist sistemi, insanlarımızı sömürmek üzere kurulmuş bir sistemdir. İşçisinden memuruna, emeklisinden çiftçisine; faizli sistemin aleyhte etkilemediği bir insan yok gibidir. Burada asıl olan, faizin olmadığı, emeğin karşılığının verildiği, insanların ekonomik yönden rahata kavuştuğu bir ekonomik sistemin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu son satırlar, bazıları tarafından yanlış anlaşılmamalıdır. Zira Peygamberimiz (sav)’in  “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikincisini ister” hadisi şerifi, bu konuda insan psikolojinin nasıl işlediğini açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız, insanların faiz yoluyla emeğinin ve alın terinin çalınmaması ve faiz yoluyla toplumda paranın belli bir elit(!) kesimin elinde toplanmaması gerektiğidir.

Faiz adı altında ekonomiden bahsettiğimiz için şu açıklamayı da yapalım. İnsanların ihtiyaçları sınırsız değil, istekleri sınırsızdır. Ama maalesef, ülkemizde 2000 liraya çalışan asgari ücretli, belki de haklı olarak hayıflanmaktadır ama diğer taraftan 5000 ve ya 10.000 lira alanlar da ekonomik sıkıntıdan hayıflanabilmektedirler. Burada insanın doyumsuzluğu ve şükür eksikliği ortaya çıkmaktadır ki, bu da yukarda ki hadisi şerifin doğruluğunu birkez daha gözler önüne sermektedir.

Ekonomi deyince, insanların çoğunun dikkati toplanmakta ama bu dikkat yoğunluğu kısa zaman içinde kaybolmaktadır. Ekonomik terimler ile yoğunlaşmış bir konuşma veya bir makale, insanların dikkatini cezbetmemektedir. İsterseniz bizler, biraz daha olayı kolay anlatmaya çalışalım ki, maksat hâsıl olsun.

Şurası bir gerçek ki, toplumun fertelerini faiz yoluyla sömürmenin diğer adı da günümüzde kullandığımız kredi kartlarıdır. Maalesef kredi kartlarının esaretinde yaşayan bir toplum olduk. İnsanımıza cazip gelen bu kredi kartları, büyük bir tuzak olarak önümüzde durmaktadır. Yine müşahhas bir örnek verelim ki konu, tüm çıplaklığıyla ortaya konmuş olsun. Bir insanın çalıştığının karşılığı olarak aldığı maaşının üç-beş katı limiti olan kredi kartının olması demek, bu ekonomik sistemde, o kişinin ve ailesinin felaketi demektir. Hele cebinde bu kartlardan birkaç tane taşıyorsa, o kişi felaketin eşiğindedir. Zira bu kişi veya kişiler, olmayan parayı harcayarak faiz batağının içine düşüyor demektir ki belada bu noktada başlamıştır. Nitekim bu sebeple yaşanan aile faciaları, intiharlar, toplumumuzun yaşadığı büyük problemler, herkesin malumudur.

Diğer taraftan, toplumumuzda ekonomik sıkıntıların olduğu da aşikârdır. Bu sıkışmanın başlıca sebebi faiz’dir. Ancak ekonomik alanda küresel bir sıkışmanın yanında, askeri operasyonlara harcanan büyük miktarlarda ki ödenekler de ekonomimizi daraltmıştır. Fakat, borca dayalı ekonomik sistemden vazgeçilmediği, ekonomi ayaklarının İslami kriterlere göre oturtulmadığı müddetçe; ev, araba ve tüketici kredi faizlerinin düşürülmesi, ekonomik sorunlarımızı çözemeyecektir. Belli bir dönemden sonra, ekonomik daralmalara yine muhatap oluruz ki, geçmişte bunu defalarca millet olarak yaşadığımızı hatırlatmama,  zannediyorum ki gerek yok.

Ancak, faizin büyük bir bela olduğunu Alman Raich bankasının eski müdürü Dr. Schacht, 1953 yılında Şam’da verdiği bir konferansta, şu cümleler ile dile getirmiştir “Sonsuz bir matematiksel işlem olarak yeryüzündeki bütün malların çok az sayıdaki faizcinin elinde toplandığı bir gerçektir. Çünkü borçlanan kâr da etse, zarar da etse borç veren faizci, bütün işlemlerde kâr etmektedir. Bu nedenle, sonuçta, matematiksel bir işlem olarak bütün malların sürekli kâr edene dönmesi kaçınılmazdır.”

İSLAM EKONOMİSİ

İslam’ın kendine has bir ekonomik sisteminin olup olmadığı tartışılsa da, faizin yasaklanması, faizin karşısına zekat ve sadaka kurumunun ihdas edilmesi; İslam’ın bir ekonomik sisteminin var olduğunu bizlere göstermektedir.

İslam’ın ekonomik sistemi, başlıbaşına bir kitap konusudur. Bizler burada, sadece islam Ekonomisinin olmazsa olmazı olan mihenk taşı konumunda ki temelinden kısaca bahsedeceğiz.

İslam dininin ekonomik yapısı üç temel üzerine oturur. Buna üçlü saç ayağı da diyebiliriz.

1-İnfak. İnfak başlığının iki temel unsuru söz konusudur. Bunlardan birincisi Zekât ikincisi ise sadakadır. Yani İslam dini, faizi yasaklamakla kalmamış, bunun karşısına Zekât ve sadaka kurumunu getirerek, mükemmel bir ekonomik sistem ortaya koymuştur. Sadaka ve zekât, malın geri gelmeyeceğini bilerek yapılan bir yardımdır. Oysa faiz, verilen borcun yanında emeğin ve alın terinin çalınmasıdır.

Zekât ve Sadaka’nın kurumsallaştırılması demek, fakirden, faiz yoluyla alıp zengine aktarılan kapitalist sistemin tersine dönmesini demektir. Zira İslam inancında zenginlik, Allah (cc)’nün insana sunduğu imtihandır. Zenginin elinde tuttuğu servet, onun değil, yüce rabbimizin o kul üzerinde ki emanetidir. O emanette fakir fukaranın, garip gurabanın da hakkı vardır. İşte o hak, zekât ve sadaka yoluyla yerini bulmuş olacaktır.

Zekât ve sadakada,  dayanışma, yardımlaşma ve hoşgörü; faiz de ise, bencillik, bireysellik ve cimrilik vardır.

2-İSRAF: İslam, her türlü İsrafı da haram kılarak, insanları uyarmıştır. Hiç şüphesiz ki, günümüzün en büyük hastalıklarından bir tanesi de israftır. Çöp konteynırlarına atılan ekmekler, otellerde yapılan yiyecek israflarının yanında, ihtiyacı dışında alınan giyecek ve kullanım eşyaları da israf olarak değerlendirilmelidir. Bu konuda, sosyal hayatımızı tanzim için gönderilen ayeti kerime de “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz” buyrulmaktadır. Yaptığımız tüm harcamalara ışık tutacak olan bu ayeti kerimenin muhteşemliği, zannediyorum ki tartışılamaz. Bugün, İstanbulda bir günde yapılan ekmek israfı, orta ölçekli bir afrika ülkesini doyuracak miktara ulaştıysa, bu konuda sorunumuzun çok büyük olduğu anlaşılmaktadır.

3-Faizin haram kılınması. Aslında buraya kadar anlatmaya çalıştığımız bu konuyu, aşağıda ki gibi formülize etmeye çalışalım.

Sonuç olarak; 

Yüce Rabbimiz faizi haram kılarken insanlara itidali emretmiş ve israfı da haram kılarak tüketim ihtiyaçlarını bir dengeye oturtmuştur. Faizin de haram kılındığı ve yasaklandığı bu çizgiden sapan insan, Allah’ın yeryüzüne koyduğu dengeyi bozmuş olur ki, bunun kendisine hem maddi hem de manevi geri dönüşümü olumsuz olacaktır. Şu anda ülkemiz ve İslam âlemi olarak yaşadıklarımız, bu dengenin bozulmasından kaynaklanan durumlardır. Bu durumları düzeltmek ise başımıza yönetici olarak seçtiğimiz insanlara düşmektedir. Tabiki de bizlerin, yani halkın desteğiyle…

Yazımızı, Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı bir konuşmasında söylediği bir cümle ile bitirelim.

“Faiz, bir ülkenin kalkınmasında en büyük zulümdür”

Selam, saygı ve muhabbetlerimle….

Şaban DOĞAN

Faiz Belası” te bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir