
Geçen hafta, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Safi Arpaguş’a gönderdiğim ama bürokrasinin hantal dehlizlerinde cevapsız bırakılan o stratejik mektubun tam metnini yayınlamıştık. Peygamber Efendimiz’in (sav) her sabah titizlikle uyguladığı “Rüya Meclisleri” sünnetinin ihyasını ve camilerimizde sahih rüya eğitimlerinin verilmesini teklif eden o yazıya gelen dilsizlik, ne yazık ki sadece kurumsal bir nezaketsizlik değil, çok daha derin bir manevî güvenlik körlüğüdür. Bu hafta, Diyanet’in o masa başı umursamazlığının yol açtığı sosyolojik ve istihbarat odaklı tehlikeleri deşifre etmek, ilim ehli olarak boynumuzun borcudur.
İslâm irşat geleneğinde “sadık rüya”, alelade bir bilinçaltı yansıması değil, nübüvvetin kırk altıda bir cüzü ve gayb âleminden gelen fütürolojik bir işaret kapısıdır. Siz devlet eliyle, sahih dinî kurumlarla bu kapıyı açık tutmaz, din görevlilerinizi bu alanda ehlileştirmezseniz, nebevî sistemin bıraktığı o devasa alan asla boş kalmaz. Toplumun rüya âlemine olan fıtrî teveccühü, kurumsal rehberlikten mahrum kaldığı an; hurafe tüccarlarının, şarlatanların, ekranları parsellemiş astrologların ve en tehlikelisi de perde arkasında bazı derin odakların kontrolünde işletilen sözde tarikat ve ezoterik kült yapılarının operasyon sahasına döner.
Yakın tarihimizde ve İslâm coğrafyasında bunun faturası çok ağır ödenmiştir. Kitleleri kurşun askerlere çevirmek, zihinleri iğfale uğratmak ve yapılara kutsiyet atfetmek isteyen o sinsi mekanizmalar, en çok rüyaları birer asimetrik silah olarak kullanmıştır. Sözde liderlerinin rüyalarında güya Peygamber Efendimiz’den talimat aldığını iddia eden, bu illüzyonla bağlılarının iradesini felç eden ezoterik yapıların toplumu nasıl uçurumlara sürüklediğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Eğer resmi din kurumumuz, halkın gördüğü rüyaları “rahmanî, nefsî ve şeytanî” ayrımıyla süzebilecek bir irşat mekanizmasına (Alo Rüya Hattı gibi) sahip olsaydı, bu karanlık yapılar müminlerin saf inancını bu kadar kolay çalabilir ve onları manipüle edebilir miydi?
Daha da ötesi; mektubumda bahsettiğim “Kolektif Öngörü Analizleri” meselesidir. Birbirinden bağımsız binlerce masum vatandaşın, yaklaşan toplumsal krizlere, afetlere veya küresel kırılmalara dair aynı sembollerle rüyalar görmesi (tevatür derecesinde veri), küresel istihbarat örgütlerinin ve fütürologların peşinde koştuğu muazzam bir veri kaynağıdır. Bugün batılı bazı gizli servislerin ve ezoterik merkezlerin, dijital algoritmalar üzerinden kitlelerin rüya haritalarını çıkararak, toplumsal psikolojiyi yönetmeye çalıştığı bir dünyada, Diyanet’in bu manevî seziş derinliğini görmezden gelmesi kabul edilemez bir milli güvenlik açığıdır.
Velhâsılıkelâm; nebevî sünnetler sümen altı edilerek, devlet ve medeniyet aklı korunamaz. Madem Diyanet İşleri Başkanlığı böyle hayatî, manevî ve stratejik bir görevi üstlenmekten imtina ediyor; madem resmi bürokrasi fildişi kulelerinden inip ümmetin bu manevî açlığına çare olmuyor, o halde biz meydanı şarlatanlara ve küresel operasyon odaklarına bırakacak değiliz!
Buradan açıkça ilan ediyoruz: Diyanet’in el atmadığı bu nebevî ihyaya, ümmetin dertleriyle dertlenen medeniyet platformumuz Mirat Haber ve akademik üretkenliğin merkezi olan ARDEV (Akademik Araştırmalar ve Dayanışma Vakfı) olarak biz el atabiliriz. Önümüzdeki süreçte, ARDEV bünyesinde nebevî metodolojiye sadık, ehil ulema geleneği ışığında rüya tabir usullerini çalışarak, hurafe karşıtı sahih manevî rehberlik zeminini kurabiliriz. Yeter ki okuyucularımız olarak siz de böyle bir talepte bulununuz. Diyanet, bazı önemli alanlarda sustukça biz, o boşluğu doldurup Hak adına konuşmalıyız, onlar geri durdukça biz unutulmuş veya unutturulmuş nebevî sünnetleri ihya etmeye gayret göstermeliyiz. Niyetimiz halis, akıbetimiz hayırlı olsun…
Vesselâm.
Allah razı olsun siyer kitaplarında bile dile getirilmeyen bu sünnet en gari bir zamanda sorumlu müslümanlar tarafından hayata geçirilmelidir
Hocam yazılarınızın devamını diliyorum