
DR. EZGİ BAŞARAN’IN ŞAM İZLENİMLERİ: REJİM SONRASI BAŞKENTTEKİ GÖZLEMLER
ŞAM’DA GÜNDELİK HAYAT: “İSTANBUL’DAN HİÇBİR FARKI YOK”
Oxford Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ezgi Başaran, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından Şam’da bir hafta geçirdi. Başaran’a göre Şam sokaklarında dolaşmak ile İstanbul’un merkezi bölgelerinde dolaşmak arasında neredeyse hiçbir fark yok. Kentte belirgin bir İslamcı atmosfer gözlemlenmediğini vurgulayan akademisyen, kadınların kamusal alanda son derece görünür, aktif ve güçlü olduğunu aktardı. İlk günlerde silahlı ve sakallı bazı kişilerin yarattığı kısa süreli tedirginlik hızla kontrol altına alındı ve kent merkezinde olağanüstü bir güvenlik sorunu yaşanmadı.
GECE HAYATI VE KÜLTÜREL CANLILIK DEVAM EDİYOR
Şam’da gece hayatının tamamen ortadan kalkmadığını belirten Başaran, barların, restoranların ve kafelerin dolu olduğunu, Osmanlı döneminden kalma yapıların dönüştürüldüğü mekanlarda canlı bir sosyal hayat gözlemlediğini ifade etti. Türkçe müziklerin çalındığını ve Türkiye popüler kültürünün etkisinin belirgin şekilde hissedildiğini de ekledi.
ESAD’A KARŞI ORTAK NEFRET VE RAHATLAMA DUYGUSU
Başaran’ın en çarpıcı gözlemlerinden biri, sekülerden dindara kadar toplumun tüm kesimlerinde Beşşar Esad’a karşı derin ve ortak bir nefret olmasıydı. Emevi Camii’nde hutbe okuyan ve 11,5 yıl İstanbul Fatih’te yaşamış bir imamın bile “İyi ki Esad gitti” dediğini aktardı. Başaran, bu kadar yaygın bir ortak nefrete Mısır ve Tunus’ta bile tanık olmadığını söyledi. Halkın savaşın bitmesi ve Esad’ın gitmesinden duyduğu rahatlama çok net hissediliyordu.
EKONOMİK TOPARLANMA EN BÜYÜK GÜNDEM
Toplumun öncelikli sorusu “demokrasi ne zaman gelecek?” değil, “ekonomik toparlanma ne zaman başlayacak?” oldu. İnsanlar yüksek elektrik faturaları, düşük gelirler (üç işte çalışıp 90 dolar kazanırken 120 pound elektrik faturası ödemek) ve çökmüş altyapıdan şikayetçi. Altyapının büyük ölçüde yıkılmış olması nedeniyle kısa vadede ağır ve geri dönüşü yavaş yatırımlar gerektiği vurgulandı.
TÜRKÇENİN ŞAM’DAKİ YÜKSELİŞİ VE İKİNCİ DİL KONUMU
Başaran’ın en dikkat çekici tespitlerinden biri, Türkçenin Şam’da neredeyse ortak dil haline gelmesiydi. Yönetim kademelerinde ve akademik çevrelerde Türkiye’de 5-10 yıl yaşamış, akıcı Türkçe konuşan çok sayıda kişi bulunuyor. Sokakta da Türkçe yaygın; hatta Türkiye’de doğup büyüyen bazı Suriyeli çocukların Şam sokaklarında Türkçe konuşarak dilencilik yapması Başaran’ı duygusal olarak derinden etkiledi. Bazı ebeveynlerin Türkçe bilmediği için çocuklarını tercüman olarak kullandığı da gözlemlendi.
KADINLARIN KAMUSAL ALANDA GÜÇLÜ VARLIĞI
Başaran özellikle Suriyeli kadınların kamusal alandaki güçlü ve örgütlü varlığına dikkat çekti. Kadınlar sosyal hayatın merkezinde yer alıyor, kamusal mekanlarda aktif ve dayanışmacı bir atmosfer hakim. Batı medyasında sıkça çizilen “kurtarılmaya muhtaç kadın” imajının Şam gerçekliğiyle örtüşmediği net şekilde ortaya çıktı.
KÜRT MESELESİ VE İÇ GERİLİMLER
Bazı Arap ve Kürt çevrelerinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG/PYD-YPG) yönetimine yönelik eleştirel tutumlar gözlemlendi. Bu durum, Türkiye ve Batı’da yaygın olan anlatılardan farklı bir tablo sundu. İsrail’e yönelik kaygıların yanı sıra eski rejim unsurlarının yeniden organize olabileceğine dair söylentiler de toplumda tedirginlik yaratıyor.
YENİDEN İNŞA SÜRECİ VE ULUSLARARASI AKTÖRLER
Yeniden inşa için hazırlıklar başlamış durumda. Başaran’a göre büyük konsorsiyumlar devrede; özellikle ABD, Suudi Arabistan ve Katar sermayesi belirleyici rol oynayacak. Türkiye’nin ise daha çok işletmeci ve uygulayıcı konumda olabileceği değerlendiriliyor. Ancak altyapının çöküşü nedeniyle yatırımların ağır ve yavaş ilerleyeceği belirtildi.
SONUÇ: KLİŞELERİN ÖTESİNDE BİR ŞAM
Dr. Ezgi Başaran’ın bir haftalık gözlemleri, Şam’ın rejim sonrası dönemde korku duvarlarını büyük ölçüde aştığını, enerjisini koruduğunu ve temkinli bir iyimserlik taşıdığını gösteriyor:
Başaran, Şam’ın tek boyutlu anlatılarla açıklanamayacak kadar karmaşık ve dinamik bir şehir olduğunu vurguluyor.