islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

DÜŞŞEHİR 4 KURTUBA     

DÜŞŞEHİR 4 KURTUBA     
31/01/2025 09:30
A+
A-

Düşşehirler yazılarımın bu haftaki konuğu Kurtuba, her yönüyle tarihi bir kenttir. İslam medeniyetinden önce de büyük ve albenisi yüksek bir şehirdir. Fenikeliler tarafından kurulduğu yazılmaktadır kaynaklarda. Onu öne çıkaran asıl unsur ise bilim, sanat ve edebiyata çokça katkıları olan pek çok insanı ikliminde yetiştirmesidir. Benim açımdan ise hikayesi gemileri yakmakla başlayan şehirdir Kurtuba. Dönüşü olmayan işler için kullanılan bu deyimin oluş hikayesinin kahramanı Tarık bin Ziyad’ın şehridir. O, yeni başlangıçlar için çıkılan yolculuğun adıdır. Bambaşka topraklarda evrensel esenlik mesajının tohum bıraktığı, yeşerttiği, büyütüp devasa bir medeniyete dönüştürdüğü bir coğrafyanın başkentidir Kurtuba.

Henüz gidemediğim ama seyahat rotalarımın arasında yer alan kente karşı duygusal bir bağla bağlandığımı söylemem mümkündür. Bu duygusallığın nedeni belki de yukarıda ifade ettiğim deyimin ortaya çıkış hikayesindeki adanmışlık duygusunun enginliğidir. Bir sefere çıkılıyor; eş, dost, akraba, varlık ile başka birçok kişi ve durum bir bilinmezlik içerisinde yeni bir macera için geride bırakılıyor. Orada yepyeni bir hayata başlanıyor. O adananlar, yeni yerlerinde izleri ve etkileri hâlâ devam eden bir medeniyet inşa ediyorlar. Muazzam bir fedakârlık ve olağanüstü bir çaba ile oluşturulan medeniyet, vahşi Batı’nın barbarları tarafından yerle bir edilmeye çalışılıyor. Kütüphanelerinden, saraylarına; camilerinden hamamlarına pek çok eser talan ediliyor. Uzun yıllar önce okuduğum bir kitapta bir Fransız profesörün itiraf cümlesi Batılı barbarların yaptıklarının boyutunu gözler önüne seriyor. Şöyle diyordu ismini şimdi hatırlamadığım profesör: ‘’Biz, Endülüs kütüphanelerini yakmamış olsaydık insanlığın ay yolculuğu çok daha erken olabilirdi.’’  Bu sözü okuduğumda bugün medeniyet timsali olarak gösterilenlerin başka, belki de gerçek yüzlerini gördüğümü düşündüm. İnsanlığa karşı işledikleri suçların çoğunu ‘medeniyet’ maskesi altında gizlemeyi iyi öğrenmişler. Bunu bir Avrupa ülkesi olan Bosna Hersek’te masumlar katledilirken de net bir şekilde gördük. Kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımak istemiyorlar. Bir şehir yazısından uzaklaştığımın farkındayım. Lakin gönül susmama razı değil.

Bugün çoğu kişinin örnek olarak gösterdiği uygar davranışın kökeninde Kurtuba’da ekilen ve yüzyıllarca yaşanan/yaşatılan davranış tohumlarının yansımaları olduğunu iddia edersem büyük bir laf etmiş olmam sanırım. Bireysel ve toplumsal ilişkilerdeki nahifliğin (inceliğin) arka planında yine bu etkilerden söz edebilirim. O halde büyük bir laf etmenin tam sırasıdır. Bugün hayranlık duyulan Batı’nın özü, Kurtuba’dan yayılan Endülüs medeniyetidir.                                

Kurtuba, aşk üzerine yazılmış belki en güzel eserlerden birinin oluşturulduğu şehirdir. O, ‘’Güvercin Gerdanlığı’’nın kentidir. İbni Hazm’a başta bu aşk kitabını ve daha pek çok eseri yazdıracak kadar güzel bir şehirdir. Bu eser ile ilgili şöyle bir değerlendirme var: ‘’Bu eseri okuyup da anlatılanların içinde kendisinden mutlaka bir şeyler bulmayan tek kişi gösterilemez. Çünkü sevgi ve dostluk bütün insanların ortak duygusudur. İlk insandan son insana kadar, dünyada aşkı az ya da çok tatmayan, o yüzden acılar içinde kıvranmayan birinin çıkmış olması mümkün değildir.’’                                                                                                                    

Kurtuba, ilk felsefi roman olan ‘’Ruhun Uyanışı’’ ya da diğer adıyla ‘’Hayy ibni Yakzan’ın Olağanüstü Serüveni’’ adlı öncü eserin de kentidir. Eserin yazarı İbni Tufeyl, bu eseriyle başta ‘’Robinson Crusoe’’ olmak üzere adasal’ romanların öncüsüdür. Çoğu bu eserden etkilenerek yazılmıştır. Ne ilginç ve ne yazıktır ki ülkemizde çoğu insan Daniel Defoe’nin eserini bilir de İbni Tufeyl ve eserini bilmez. Köklerimizden ve kökenlerimizden o kadar uzaklaştırılmışız. Bu eseri şöyle anlatmak mümkün: Yakzan oğlu Hayy’ın ıssız bir adada bir ömrü dolduran yaşanılmış tecrübeler süreci içerisinde en yalın gerçeklerden adım adım en yüce gerçekliğe ulaşmasının hikayesidir. Bu eserle ilgili şu değerlendirmeyi de çok önemli buluyorum: ‘’ Platon’un mağara alegorisindekine (istiaresindekine) benzer bir hayata mahkûm olduğumuz günümüzde Ruhun Uyanışı, mağaradan kaçmayı başararak gerçekler dünyasıyla tanışan ve geriye dönüp arkadaşlarına gördüğü gerçekleri anlatmaya çalışan kahramanın işlevini görecektir.’’          

Endülüs’ün gururu Kurtuba, şimdi bir hüzün şarkısı gönlümüzde. Camileri, evleri, çarşıları ile bizi yansıtan bu güzel şehir zamanında Paris’ten, İstanbul’dan daha büyük bir şehirken şimdi İspanya’nın üç yüz bin nüfuslu bir şehri olarak kalmış.  İslam medeniyetinin izlerini silme çabalarına rağmen hala ulaşılabilen eserler olduğunu söylüyorlar orayı gören seyyahlar.                    İspanyolcanın içinde bin altı yüz civarında Arapça kelimenin, Endülüs medeniyetinin etkisi olarak bulunması; orada kimseyi rahatsız etmezken bizde, bizim dilimizde bu dilden (Arapça) kelimelerin bulunmasının birilerinin zoruna gitmesi ironiyle açıklanabilir mi, doğrusu bilemedim. Kurtuba, izleri sürülmesi gereken şehirlerden sadece biridir. Geçmişte hepimizi gururlandıran bir şehirken bugün hüznün şehirlerinden bir olması ne acı. Asırlardır uzaklardan baktığımız, acısına da yabancı kaldığımız, kardeş olduğumuzu dile getirmekten kaçındığımız bir şehirdir şimdi Kurtuba.

Bir gurbet ve hasret türküsüdür Kurtuba.

EYYUP YÜKSEL 

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ       

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Mehmet Şerif Cebe dedi ki:

    Medeniyetimize duyulan özlemi güzel dile getirmişsiniz. Yüreğinize sağlık Hocam!