
(Kur’an’da “Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” ifadesi ile biten âyetleri açıklamaya devam ediyoruz)
Allah (cc) iman edenlere hitaben; “Allah’a karşı gelmekten korkup-sakının (takvalı olun) ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın” (Bekara 2/278) diyerek, onları en kötü sömürü aracı olan riba’dan (faizden) sakındırıyor. (Ki riba-faiz câhiliyye döneminde oldukça yaygındı) Arkasından da şöyle buyuruyor:
“Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, ana sermayeniz sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. (Borcu) sadaka olarak bağışlamanız, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Bekara 2/279-280)
Ödev ve mükellefiyetlerin, borçlar veya alacakların hem hukukî yönü, hem de dinî-ahlâki boyutu olanları vardır. Bazı haklar belki o zamanki geçerli hukuka göre tahsil edilebilse de, bazıları vicdani sorumluluk gerektirir.
Görüldüğü gibi ilâhi hükme göre fazicilik (tefecilik) Allah’a ve Rasûlüne savaş açmak kadar ciddi bir hatadır, haramdır. İman edenlerin bu büyük hataya düşmemeleri beklenir. Herhangi bir müslüman faizciliğe bulaştıktan sonra tevbe edebilir, etmelidir. Yani tefeciliğin her çeşidinden vazgeçmelidir.
Böyle birinin ana sermayesi hukuka göre kendisinindir. Ancak eli darda olan borçluyu sıkıştırmaması, ödeme imkanı buluncaya kadar ona mühlet tanıması dinî ve ahlâkî açıdan faziletli bir davranıştır.
Durumu uygun olan alacaklıların ana sermayelerini ve alacaklarını sadaka olarak bağışlamaları mümkündür.
Bir şekilde tefeciliğe bulaşan müslüman câhiliye tefecileri ve günümüzdeki kapitalistler, bankerler gibi ödeme güçlüğü içinde olan borçluya yeni faiz-riba ilavesi yapma yerine, faizsiz yeni vadeler, ödeme kolaylığı tanıması, hatta alacağını sadaka (infak) olarak bağışlaması daha hayırlıdır.
Bu, hem tefeciliğe tevbe edenler, hem de her türlü alacaklılar için İslâmın tavsiye ettiği ahlâki bir değerdir. Allah rızasına uygundur. Merhamet ahlâkının bir parçasıdır. O yüzden âyet; “eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” diyor. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 1/312)
Borçlu züğürt ve çaresiz ise, borcunu ödeyecek imkanı yoksa, alacaklıya kolay ödeyebileceği bir zaman tanıması, mühlet vermesi şüphesiz güzel bir tutumdur. Ancak alacağı borçluya bağışlamak mühlet vermekten daha hayırlıdır. Bu bağışlamanın sevabı umulur ki daha çoktur. Âyetin hükmü her çeşit borç için geçerlidir. Böyle bir durumda olduğu tesbit edilen borçluya hukuki yaptırım uygulanmaz. Üstelik borçluya, borcundan kurtulması için yardım etmek, gerekirse bağışlamak hayırlı bir davranıştır. (Elmlılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/255)
Ödeme güçlüğü çeken borçlulara zekât bile verilebileceğini hatırlayalım. (Bkz: Tevbe 9/60)
Sanki şöyle deniyor: “Eğer borçlu darlık içindeyse; ödeme gücü elde edinceye kadar bekleyin, zaman tanıyın. Ancak sadakanın faziletini ve sıkıntı içindeki borçlunun sıkıntısını gidermenin sevabını, ne kadar hayırlı olduğunu bilirseniz, alacağınızdan vaz geçip onu borçluya bağışlamanız, o malı ondan almanızdan sizin için daha hayırlıdır.”
Bu âyette darlık içinde oldukları zaman kendilerine süre tatnınması istenen borçlulardan hangisinin kasdedildiği konusunda iki görüş var:
Birincisi; faizli bir muamelede borçlu durumda olan ve aldığı ana sermayeyi bile ödemeye gücü olmayanlar… Bunlara süre tanınması emrediliyor. Ancak faizle alakası olmayan diğer borçluların borçlarını zamanında ödemeleri gerekir. Aksi hâlde yaptırım uygulanır.
İkincisi; âyet her türlü borçluyu kasdediyor. Borç helâl alış-verişten, borçlanmadan olsa da, faizden dolayı olsa da hüküm aynıdır. İlk dönem tefsircilerinden Dehhâk; “Alacaklı müslüman, din kardeşinin darda olduğunu bildiği hâlde, genişliğe çıkmasını beklemeyip onu sıkıştırması helâl değildir” demiş.
Âyetin Rasûlüllah (sav) döneminde alacaklarını müslüman oldukları zaman tam alamayan eski tefeciler hakkında indiği isabetli bir görüştür. Ancak her ne kadar bunlarla ilgili inse de hükmü her alacaklı için geçerlidir.
Bağışlamanız, “eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” deniyor. Bu da iki şekilde anlaşılmış. Birincisi; mallarınızı almanız yerine alacaklıya –zengin olsun fakir olsun- bağışlamanız daha hayırlıdır. Buna göre faizli işler yapan alacaklı, müslüman olursa, borçludan sadece ana sermayesini isteyebilir. Hatta sermayesini bile almaması daha evlâdır.
İkincisi; alacaklı kişi alacağını, ödeme güçlüğü çekene bağışlaması daha hayırlıdır, ancak zengin olan borçluya malını bağışlaması evlâ değildir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 3/113)
Rasûlüllah (sav) alacaklıların, ödeme güçlüğü olanlara kolaylık sağlanmasını tavsiye ediyor. Bir kaç örnek:
Bürde el-Eslemî Rasûlüllah’ın şöyle dediğini nakletti: “Her kim ödeme zorluğu çeken borçluya mühlet verirse her bir gün için ona bir sadaka (ecri) vardır. Kim vade geldikten sonra da ona mühlet verirse her bir gün için onun gibi bir sadaka (ecri) vardır.” (İbni Mâce, Sadakât/14 no: 2418. Ahmed b. Hanbel, 5/351, 360)
Abdullah b. Mes’ud Rasûlüllah’ın şöyle dediğini anlattı: “Sizden öncekilerden bir adam hesaba çekildi. Yanında hayır (mal) namına bir şey bulunamadı. Ancak o insanlarla birlikte oturup kalkan, varlıklı bir kimse idi. Kölelerine ödeme zorluğu çeken kimseyi bağışlamalarını emrederdi. Allah (st) şöyle buyurdu: “Böyle bir işi yapmaya biz ondan daha lâyıkız. Haydi onu affediniz.“ (Müslim, Musâkât/6(30-31) no: 3997-3998. Tirmizî, Buyû’/67 no: 1307 Hasen-sahih kaydıyla. Bir benzeri: İbni Mâce, Sadakât/14 no: 2420)
Ebû Katâde bir alacaklısını aradı. Ancak bu alacaklısı ondan saklandı. Daha sonra onu bulunca adam: Ödeme imkanım yok, dedi. Allah adına ödeyemez misin? diye sorunca o: Allah adına yemin ederim ki ödeyemem. Bunun üzerine Ebû Katâde dedi ki: Ben Resûlüllah‘ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kıyâmet günü sıkıntılarından Allah’ın kendisini korumasını arzu eden bir kimse ödeme zorluğu çekeni rahatlatsın yahut onun borcunu düşürsün.” (Müslim, Musâkât/6(32) no: 4000)
“Ebû Hureyre Rasûlüllah’ın (sav) şöyle dediğini nakletti: “Kim bir borçluya kolaylık gösterirse Allah da ona dünyada ve âhirette (işlerini) kolaylaştırır.” (İbni Mâce, Sadakât/14 no: 2418)
Ebu’l-Yüsr Rasûlüllah’ın şöyle dedğini işittim dedi: “Kim borçlusuna nefes aldırırsa (kolaylık sağlarsa) veya onun borcunu bağışlarsa, o kişi kıyâmet günü Allah’ın gölgesinde gölgelenecektir.” (Müslim, Zühd/18(74) no: 7512. Ahmed b. Hanbel, 5/300, 308. Darimî, K. Büyu’/50 no: 2591. Tirmizî, bunu Ebu Hureyre’den hasen-sahih kaydıyla naklediyor: Buyû’/67 no: 1306)
İbni Mâce’nin rivâyeti: “Kim Allah’ın gölgesinde gölgelenmeyi severse borçluya kolaylık versin, ya da (alacağını) bağışlasın.” (Sadakât/14 no: 2419)
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ