islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
32°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE ZULÜMLE MÜCADELE

EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE ZULÜMLE MÜCADELE
09/07/2026 10:02
A+
A-

EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE ZULÜMLE MÜCADELE

İslâm, insanı sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerle değil, aynı zamanda adaletle de sorumlu tutar. Namaz kılan, oruç tutan bir Müslüman; aynı zamanda zalime engel olmak, mazluma sahip çıkmak ve hakkı savunmakla da yükümlüdür. Bu nedenle zulüm karşısında susmak, Müslümanın tavrı olamaz. Kimden gelirse gelsin, haksızlığın karşısında; hak ve adaletin yanında durmak, imanın gereğidir.

Yüce Allah, müminleri iyiliği yaymaya ve kötülüğü engellemeye çağırırken şöyle buyurmaktadır:

«”İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 3/104)»

Bir başka ayette ise bu görev, müminlerin ayırt edici vasıflarından biri olarak zikredilmektedir:

«”Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.” (Tevbe, 9/71)»

Bu ayetler açıkça göstermektedir ki emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker, toplumun huzurunu, adaletini ve ahlâkî düzenini koruyan temel dinî sorumluluklardan biridir.

İslâm, yalnızca zulmetmeyi değil; zulme rıza göstermeyi, zalimlere destek olmayı ve onlara meyletmeyi de yasaklamıştır. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

«”Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur.” (Hûd, 11/113)»

Bu ilahî ikaz, zalimin kimliğine, makamına veya gücüne bakılmaksızın her türlü haksızlıktan uzak durmayı ve daima adaletin safında yer almayı emretmektedir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de kötülük karşısında duyarsız kalınmaması gerektiğini şu sözleriyle ifade etmiştir:

«”Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78)»

Bu hadis, kötülükle mücadelede kişinin yetkisini, imkânını ve dinin meşru ölçülerini esas almaktadır. Müslüman; fitneye sebebiyet vermeden, hikmet, basiret ve meşru yollarla kötülüğün ortadan kalkması için gayret gösterir.

Bununla birlikte Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), toplumda kötülük yayılırken insanların sessiz kalmasının ağır sonuçlar doğurabileceğini de haber vermiştir:

«”İnsanlar bir kötülüğü görür de onu değiştirmezlerse, Allah’ın onları genel bir azapla cezalandırması yakındır.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)»

Bu hadis, zulüm ve haksızlığın yalnızca zalimleri değil, bunlara sessiz kalan toplumları da etkileyeceğini göstermektedir. Bu sebeple Müslüman, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” anlayışıyla hareket etmez. Gücü ve imkânı ölçüsünde kötülüğe engel olmaya, hakkı savunmaya ve adaletin yanında durmaya gayret eder. Toplumun huzuru, adaletin tesisi ve hakkın korunması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışır.

Ancak zulme karşı mücadele edilirken de adalet ve hakkaniyet ölçüsü asla terk edilmemelidir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

«”Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)»

İslâm’ın emrettiği mücadele, öfkenin ve intikam duygusunun değil; hakkın, adaletin ve hikmetin mücadelesidir. Müslüman, Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinde hareket eder; amacı düşmanlık üretmek değil, hakkın ortaya çıkmasına ve zulmün ortadan kalkmasına katkı sağlamaktır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), hakkın söylenmesi gereken yerde susmayı da doğru görmemiş ve şöyle buyurmuştur:

«”Hiçbiriniz kendisini küçük düşürmesin.” (İbn Mâce, Fiten, 20)»

Hadisin açıklamasında bunun, Allah rızası için söylenmesi gereken sözü, insanlardan çekinerek söylememek anlamına geldiği belirtilmiştir. Mümin, hikmet ve güzel üsluptan ayrılmadan hakkı söylemeye gayret eder; korku, baskı veya menfaat sebebiyle adaletten taviz vermez.

Öte yandan Müslüman, zulme karşı mücadele ederken kendisinin de haksızlığa düşmemesi için daima Allah’a sığınır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua etmiştir:

«”Allah’ım! Sapmaktan ve saptırılmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahillerin bana musallat olmasından sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 101)»

Bu dua, mümine sadece zulme uğramaktan değil, başkasına zulmetmekten de sakınması gerektiğini öğretmektedir.

Sonuç olarak İslâm; adaletin, merhametin ve hakkaniyetin hâkim olduğu bir toplum hedeflemektedir. Müslüman ise zulmetmeyen, zulme rıza göstermeyen, mazlumun yanında duran, iyiliği yaymaya çalışan ve kötülüğe meşru yollarla engel olmayı görev bilen kimsedir.

Hakkı savunurken hikmetten, güzel ahlâktan ve adalet ölçüsünden ayrılmaz. Çünkü hem dünya huzurunun hem de ahiret saadetinin yolu, Allah’ın emrettiği adalet çizgisinden ayrılmamaktan geçer.

Bugün her zamankinden daha fazla adalete, hakkaniyete ve cesur vicdanlara ihtiyaç vardır. Müslümanın tavrı; zalimin kim olduğuna değil, zulmün var olup olmadığına göre belirlenmelidir. Hakkın yanında durmak, mazlumu savunmak ve adaleti ayakta tutmak; sadece toplumsal bir sorumluluk değil, aynı zamanda imanın gereğidir.

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.