
İsrail, Gazze‘ye yönelik saldırılarını başlatırken dünyaya sürekli aynı gerekçeyi sundu: “Hamas‘la mücadele.”
Ancak geçen süre içinde ortaya çıkan tablo, meselenin yalnızca Hamas‘la sınırlı olmadığını gözler önüne serdi. Gazze‘de on binlerce sivil hayatını kaybetti, yüz binlerce insan yerinden edildi, şehirler harabeye döndü. Uluslararası kuruluşlar ve insan hakları örgütleri yaşananları insanlık tarihinin en büyük sivil felaketlerinden biri olarak değerlendirirken, İsrail yönetimi operasyonlarını sürdürdü.
Fakat bugün cevap bekleyen daha önemli bir soru bulunuyor:
Eğer İsrail’in hedefi gerçekten yalnızca Hamas ise, Batı Şeria‘da yaşananlar nasıl açıklanabilir?
Çünkü Batı Şeria‘yı Hamas değil, Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi idare ediyor.
Buna rağmen bölgede yıllardır devam eden işgal politikaları son dönemde daha da hız kazanmış durumda. Yeni Yahudi yerleşim birimleri kuruluyor, Filistinlilere ait evler yıkılıyor, tarım arazileri kamulaştırılıyor, yerleşimci grupların saldırıları artıyor ve binlerce Filistinli gözaltına alınıyor.
Doğu Kudüs‘te de benzer bir tablo yaşanıyor. Filistinlilerin mülkiyet hakları tartışmaya açılırken, demografik yapıyı değiştirmeye yönelik uygulamalar uluslararası toplumun eleştirilerine rağmen devam ediyor.
Bu noktada şu soru ister istemez gündeme geliyor:
Madem Batı Şeria‘da Hamas yönetimi yok, o halde İsrail neden aynı baskı ve genişleme politikalarını burada da sürdürüyor?
Bu sorunun cevabı, İsrail‘in temel hedefinin yalnızca Hamas olmadığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Birçok uluslararası gözlemciye göre İsrail‘in uzun vadeli stratejisi, Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü artırmak ve Batı Şeria‘daki fiili hakimiyetini kalıcı hale getirmek.
Ancak tartışmanın bir başka boyutu daha bulunuyor.
O da Filistin Yönetimi’nin tutumu…
Mahmud Abbas liderliğindeki yönetim, uluslararası platformlarda zaman zaman sert açıklamalar yapsa da sahadaki gelişmeler karşısında etkisiz kalmakla eleştiriliyor. Özellikle Gazze savaşının ardından Filistin halkı içinde Abbas yönetimine yönelik memnuniyetsizliğin arttığı görülüyor.
Yerleşimci saldırıları sürerken, evler yıkılırken ve Filistinliler tutuklanırken Ramallah yönetiminden beklenen ölçüde güçlü ve kararlı bir siyasi duruşun ortaya konulamadığı yönünde eleştiriler yükseliyor.
Bu durum Filistin toplumunda yeni soruların sorulmasına yol açıyor.
Abbas yönetiminin sessizliği ve etkisizliği, Filistin halkı arasında İsrail‘le örtülü bir uyum içinde hareket ettiği yönündeki şüpheleri artırıyor.
Elbette bu, ciddi bir iddiadır ve somut deliller olmadan kesin hüküm olarak ifade edilemez. Ancak sahada yaşanan gelişmeler ile Filistin Yönetimi’nin ortaya koyduğu tavır arasındaki belirgin uyumsuzluk, bu soruların giderek daha yüksek sesle dile getirilmesine neden oluyor.
Dahası, yıllardır devam eden güvenlik koordinasyonu uygulamaları da bu tartışmaları besleyen unsurlar arasında gösteriliyor. İsrail’in Batı Şeria’daki operasyonları sürerken Filistin Yönetimi’nin etkisiz görüntüsü, halkın gözünde yönetimin meşruiyetini tartışmalı hale getiriyor.
Bugün gelinen noktada Gazze ve Batı Şeria birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan gerçek oldukça çarpıcıdır:
Gazze’de Hamas‘ın varlığı gerekçe gösterildi.
Batı Şeria’da ise Hamas‘ın yokluğu hiçbir şeyi değiştirmedi.
İşgal devam etti.
Yerleşimler büyüdü.
Toprak gaspları sürdü.
Filistinliler evlerinden edilmeye devam etti.
Bu nedenle artık sorulması gereken soru yalnızca “İsrail Hamas’la mı mücadele ediyor?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Eğer Hamas‘ın bulunmadığı Batı Şeria’da da aynı politikalar uygulanıyorsa, İsrail’in gerçek hedefi güvenlik mi, yoksa Filistin toprakları üzerindeki hakimiyetini kalıcı hale getirmek mi?
Bugün Filistin meselesini anlamaya çalışan herkesin cevap araması gereken temel soru işte budur.
İSLAMİ HABER “MİRAT”