islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

HALK VE YÖNETİM NASIL KAYNAŞACAK

HALK VE YÖNETİM NASIL KAYNAŞACAK
08/06/2026 10:11
A+
A-

HALK VE YÖNETİM NASIL KAYNAŞACAK

Bugün sosyal gruplar, birtakım teori ve yorumlardan uzak bir şekilde, hayatın içine girmek ve onun problemlerini çözmek zorundadır. Aksi halde, hayatın ve müesseselerin problemlerini, sadece bürokratik anlayış ve sistem ile çözebilmek mümkün değildir.

Ülke Yönetimi ve Halk

Halkın, bir ülkenin en önemli ve belirleyici bir faktör olduğunu birçok siyaset bilimci söylemektedir. Fakat halk, modern çağ denilen ve devletin çeşitli kurumlarla yönetildiği bir dünyada, gerçekten de pek dikkate alınmayan “pasif bir güç” olarak varlığını sürdürmektedirler. Geçmişte Krallar, Padişahlar ve Vassal’lar dönemi vardı. Bu dönemde, otorite sahibi bu kişiler, toplum ve kurumlar üzerinde önemli etkiye sahipti. Hatta bu otoriteler, kişilerin özelliklerine göre, bir manada toplumların “tanrıları” haline bile getirilmişti! Uzun yıllar, bu otoritelerin güçleri ile mücadele edildi. Kimi yerlerde, otorite sınırlandırıldı, kimi yerlerde ise, halk-yönetim arasında çatışma ve hatta ihtilaller meydana geldi. Fakat, bütün bu gelişmelere rağmen, halk ve yönetim arasındaki ilişki ve otorite dengesi bir türlü kurulamadı.

Bazı ülkelerde demokrasi adı altında, halkın seçtiği kişilerin hükümet olması, görünürde halk iradesinin gerçekleşmesine bir ölçüde imkan sağlamışsa da, halkın her yer ve imkanda böyle bir özelliğine imkan veren adaletli bir sistem, hemen hemen hiçbir yerde kurulamadı.

Serbest demokratik sistemler, her ne kadar halkı bazı yazılı haklar ve yetkiler vermişse de, sistemi etkileyen bazı güç odakları, adalet ve ehliyet konusunda, halkın objektif ve etkili bir varlık gösterebilmesine engel oldu! Özellikle medya ve bazı adı demokratik kuruluşlardan sendikalar, odalar veya birlikler, siyasi sistemde halkın gereği gibi yönetim üzerinde etki meydana getirebilmesine, siyasi bağlantıları sebebiyle bir bakıma engel oldu.

Öte yanda, bazı ülkelerde baskın otoritelere karşı yapılan halk ayaklanmaları, bazı organize güçler tarafından, hareketi asıl amacından saptırdı ve yönetim, politik ve ideolojik güç gruplarının elinde, yönetime hakim oldu ve halkın, yine etkili bir konuma gelmesine imkan verilmedi.  

Halkı Yönetime Katabilmek

İzlenimime göre halkın, yönetimde yer alabilmek ve onu kendi ihtiyaç ve isteklerine uygun hale getirebilmek gibi bir problemi, büyük ölçüde yok!.. Yani, kendini mevcut şartları kabul etmeye mahkûm etmiş ve önüne ne koyulursa onu almaya çalışan, kendi ihtiyaç ve faydasına yönelik herhangi bir talepte bulunma kabiliyet ve iradesini bir kenara bırakmış bir psikoloji içinde hareket ediyor!..

Bu durum, yönetimleri; daha sorumsuz ve daha keyfi bir hale sevk ediyor ve halkı neredeyse düşünmeyecek noktaya getiriyor. Sonuçta da, toplumun imkanlarını küçük bir grup elde ederken, büyük bir insan topluluğu, ülkenin imkanlarından çok daha az bir imkan ile hayatını sürdürmeye çalışıyor.  Özellikle inanç ve ahlak değerlerinin hakim olmadığı ve kişilerin sadece kendi menfaatlerine göre hareket ettiği sistemlerde, böyle bir haksızlık ve adaletsizlik hüküm sürüyor.

O halde nasıl bir çözüm bulabilme imkânımız bulunuyor. Öncelikle, hükümetleri ve siyasi grupları, belli bir kesime fayda ve menfaat sağlayan kuruluşlar olarak tanımayıp, onlar ile sosyal ve iktisadi hayatın düzenlenmesi konusunda ciddi görüşme ve teklifler planlayarak, onlarla diyaloğa girmeye ihtiyaç var. Fakat bu konuların da, belli ilmi ve mesleki alanda kendini yetiştirmiş kişilerin yardımıyla yapılması şart.. Yoksa, neyi niçin istendiği ve nelerin verilebileceği konular üzerinde, ard niyetler ortaya çıkabilir.

Türkiye, bugün Liberal sistemin kanun ve kuralları ile hareket ettiğinden, sistemin kültüründe dini ve ahlaki değerlere değil, akılcı ve faydacı kurallara yer verilmektedir. Bu durum da, bazı sorumsuzluk ve suistimallere yol açmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin dindar ve ahlaklı kuralların, önemli bir uygulanma problemi bulunmaktadır. Bu boşluğu, toplumla kaynaşmış ve toplumun değerlerine bağlı ilim, fikir ve sanat adamları ile hazırlanan programlar çerçevesinde siyasi ve bürokratik kuruluşlar ile diyaloğa girmek gerekiyor. Bu diyalog kurulmadan, beklenilen iş ve hizmetlerin yapılabilmesi çok zor görünüyor. İyi çalışmalar olmakla birlikte, bunların iyi insanların varlığı ile ortaya çıktığını bilmek gerekiyor. Ayrıca, insanların giderek materyalist ve pragmatist hale gelerek, sadece kendilerini düşündüklerini ve bu tür insanların da giderek arttığını bilerek, bu konuları ciddiyetle ve sistematik bir şekilde ele almanın gerekli olduğunu açıklamak isterim.

Eğer bir toplumda iyi niyetli insanlar, kendi fayda ve iyiliklerini, sistemli bir şekilde ortaya koyup, onların gerçekleşmesi için gayret göstermezlerse, kötü niyetli veya menfaatleri doğrultusunda hareket edenler, yanlış hedefleri ve menfaat gruplarının isteklerine tabi olmak durumunda olurlar. Bunun sonucu da, bugün haksız ve adaletsiz uygulamaları ortaya çıkarır.

Prof. Dr. Sami Şener

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.