islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,6276
EURO
55,7741
ALTIN
6.504,10
BIST
11.498,95
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
20°C
İstanbul
20°C
Açık
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Az Bulutlu
21°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Çok Bulutlu
20°C

HAMASETİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN HAKİKAT

HAMASETİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN HAKİKAT
22/10/2026 10:24
A+
A-

HAMASETİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN HAKİKAT

Duygularıyla oyalanan toplumlar, gerçeklerle yüzleşmekte gecikir.

İnsan bazen duymak istediklerine inanır, gördüğü gerçekleri ise görmezden gelir. Çünkü güzel sözler umut verirken, gerçeklerle yüzleşmek sorumluluk yükler. Hamaset, insanın bu zaafından beslenir. Büyük vaatlerle, coşkulu konuşmalarla ve etkileyici ifadelerle insanların duygularına seslenir. Ancak söylenenlerin ne kadar doğru olduğu, hangi sorumlulukları taşıdığı ve hayatta neyi değiştirdiği çoğu zaman sorgulanmaz. Böylece sözün doğruluğundan çok, insanlarda uyandırdığı heyecan önem kazanır. Oysa bir sözün insanı heyecanlandırması, onun doğru olduğunu göstermez.

Hamaset, hakikatin önüne geçtiğinde insanları yanıltan güçlü bir araca dönüşebilir. Meydanlarda kalabalıklar coşar, sloganlar atılır, büyük hedeflerden söz edilir. İnsanlar kendilerini güçlü, kararlı ve başarılı hisseder. Fakat konuşmalar bittiğinde hayat kaldığı yerden devam eder. Yoksul yine yoksuldur, mazlum yine çaresizdir, adaletsizlik yine yerindedir. Hamasetin en yanıltıcı yönü, insana mücadele ettiğini düşündürürken onu yalnızca sözlerle meşgul edebilmesidir.

Siyasette bunun örnekleriyle sıkça karşılaşırız. Bir siyasetçi meydanlarda ekonomik refahtan, güçlü devletten ve büyük başarılardan söz ederken, aynı meydanı dolduran insanlar geçim sıkıntısı yaşıyor olabilir. Bir emekli aldığı maaşla kirasını ödeyemiyorsa, bir işçi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, bir genç iş bulamadığı için geleceğinden endişe ediyorsa, onlara sürekli ülkenin ne kadar güçlü olduğunu anlatmak sorunlarını çözmez. Elbette bir ülkenin ekonomik, askerî ve siyasi gücü önemlidir. Ancak bu gücün toplumun hayatına nasıl yansıdığı da sorgulanmalıdır. Çünkü halkın yaşadığı gerçeklerle örtüşmeyen başarı söylemleri, sorunların üzerini örten bir hamasete dönüşebilir.

Benzer bir durum adalet ve hürriyet söylemlerinde de görülür. Bir siyasetçi sürekli adaletten, hukuktan ve insan haklarından söz edebilir. Fakat insanlar düşüncelerini açıklarken baskı görme endişesi taşıyorsa, haksızlığa uğrayan bir vatandaş hakkını aramakta zorlanıyorsa, söylenenlerin gerçek karşılığı sorgulanmalıdır. Hürriyet, yalnızca konuşmalarda kullanılan güzel bir kavram değildir. İnsanın iradesini baskı altında kalmadan kullanabilmesi, düşüncelerini ifade edebilmesi ve hakkını arayabilmesidir. Hürriyeti savunduğunu söylemekle insanların hürriyetini korumak aynı şey değildir.

Hamasetin en acı örneklerinden biri ise Gazze üzerinden yapılan siyasi konuşmalarda görülmektedir. Gazze’de insanlar evlerini, yakınlarını ve hayatlarını kaybederken dünyanın birçok yerinde Filistin halkı adına güçlü açıklamalar yapılmış, meydanlarda sloganlar atılmış, uluslararası toplantılarda zulüm kınanmıştır. Elbette haksızlıklara karşı ses çıkarmak önemlidir. Ancak bu sözlerin hangi somut adımlara dönüştüğü de sorgulanmalıdır. Aç kalan insanlara ne kadar gıda ulaştırılmıştır? Sivillerin korunması için hangi etkili girişimlerde bulunulmuştur? Savaşın ve insani felaketin sona ermesi için hangi siyasi, diplomatik ve hukuki sorumluluklar üstlenilmiştir? Yapılan yardımlar ve yürütülen girişimler yok sayılamaz; fakat bunların yeterliliği de yalnızca açıklamaların sertliğiyle ölçülemez.

Gazze bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Mazlumun yanında olduğunu söylemek başka, onun yaşadığı zulmü sona erdirmek için sorumluluk üstlenmek başkadır. Bir siyasetçinin Filistin hakkında ne kadar etkileyici konuştuğundan önce, sahip olduğu yetki ve imkânlarla ne yaptığına bakılmalıdır. Çünkü mazlumların ihtiyacı yalnızca kendileri adına söylenen güçlü sözler değil, hayatlarını koruyacak somut adımlardır. Acılar üzerinden oluşturulan duygusal coşku, gerçek sorumluluğun yerine geçtiğinde hamaset, farkında olmadan toplumsal vicdanı rahatlatan bir araca dönüşebilir.

Hamaset yalnızca siyasetin değil, dinî ve ilmî hayatın da önemli sorunlarından biridir. Bir din adamı saatlerce adaletten, merhametten, kardeşlikten ve kul hakkından söz edebilir. Dinleyenler etkilenir, anlatılanları onaylar. Fakat aynı toplumda haksızlıklar devam ediyor, insanlar birbirlerinin haklarını çiğniyor ve din adına konuşanlar bu yanlışlar karşısında gerekli duyarlılığı göstermiyorsa, anlatılan değerlerin hayattaki karşılığı sorgulanmalıdır. Dinî söylemin değeri, insanları ne kadar duygulandırdığında değil, onları ne ölçüde doğruya, adalete ve sorumluluğa yönelttiğinde ortaya çıkar.

İlim adamları açısından da benzer bir durum söz konusudur. Bir akademisyen veya din âlimi toplumun sorunlarını uzun uzun anlatabilir, gençlerin yanlışlarından, ahlaki bozulmadan ve insanların değerlerinden uzaklaşmasından söz edebilir. Ancak bu sorunların nedenlerini araştırmıyor, insanlara doğru bilgi ve uygulanabilir çözüm yolları sunmuyorsa, konuşmaları yalnızca eleştiriden ibaret kalabilir. İlim, insanları etkileyici sözlerle kendine hayran bırakmak değil, hakikati delilleriyle ortaya koymaktır. Bilginin değeri, sahibine kazandırdığı itibardan çok, insanın düşünmesine ve doğruyu anlamasına sağladığı katkıyla ölçülmelidir.

Kur’an, söz ile davranış arasındaki çelişkiye açıkça dikkat çeker: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” (Saf suresi, 2. ayet). Bakara suresinin 44. ayetinde de insanlara iyiliği öğütlerken kendisini unutanlar uyarılır. Bu ilahi uyarılar, özellikle topluma yol gösteren siyasetçiler, din adamları ve ilim insanları açısından önemli bir sorumluluğu hatırlatmaktadır. Çünkü adaleti savunan adaletli davranmalı, doğruluğu öğütleyen doğruyu gözetmeli, mazlumun yanında olduğunu söyleyen de imkânları ölçüsünde bunun gereğini yerine getirmelidir.

Hz. Muhammed’in hayatında da söz ile uygulamanın birbirinden ayrılmadığını görmekteyiz. O, yalnızca kardeşliği anlatmamış, Medine’de muhacirlerle ensar arasında dayanışmanın güçlenmesine öncülük etmiştir. Yalnızca adaleti öğütlememiş, insanlar arasında adaletin gözetilmesine önem vermiştir. Böylece anlatılan ilkeler, toplumsal hayatın içinde somut karşılık bulmuştur. Çünkü insanlara yol göstermek, yalnızca neyin doğru olduğunu söylemek değil, doğrunun nasıl yaşanabileceğini de göstermektir.

Hamasetin bir başka tehlikesi, toplumun sorgulama yeteneğini zayıflatmasıdır. İnsanlar bir siyasetçiyi, din adamını veya ilim insanını sevdiklerinde onun sözlerini sorgulamaktan kaçınabilir. Bir siyasetçinin yanlışını eleştiren kişi düşmanlıkla, bir din adamının yorumunu sorgulayan insan dinî değerlere karşı çıkmakla, bir akademisyenin görüşüne itiraz eden kişi ise ilme saygısızlıkla suçlanabilir. Böylece düşünceler doğruluklarına göre değil, onları söyleyen kişilerin kimliklerine göre değerlendirilir. Oysa hiçbir makam, unvan veya toplumsal itibar, insanın söylediklerini tartışılmaz hâle getirmez. Hakikat kişilere göre değişmez; sorgulamak düşmanlık, eleştirmek saygısızlık değildir.

Elbette her coşkulu konuşma hamaset değildir. İnsanları adalete, iyiliğe ve sorumluluğa çağıran güçlü sözler değerlidir. Sorun, duyguların harekete geçirilmesi değil, duyguların aklın ve sorumluluğun yerine geçirilmesidir. Bu nedenle bir siyasetçinin vaatlerini icraatlarıyla, bir ilim adamının sözlerini ortaya koyduğu delillerle, bir din adamının öğütlerini savunduğu ilkeler ve davranışlarıyla değerlendirmek gerekir. Aynı ölçüyü kendimize de uygulamalıyız. Çünkü başkalarının yanlışlarını eleştirirken kendi sorumluluklarımızı ihmal etmek de söz ile davranış arasındaki çelişkinin bir başka biçimidir.

Unutulmamalıdır ki toplumları ayakta tutan şey yalnızca heyecan değildir. Adalet, güven, bilgi, ahlak ve sorumluluktur. Bir ülkenin gücü, kendisini ne kadar güçlü anlattığıyla değil, insanlarına nasıl bir hayat sunduğuyla anlaşılır. Bir toplumun değeri de hangi güzel kavramları kullandığıyla değil, o kavramların gereğini ne ölçüde yerine getirdiğiyle ortaya çıkar.

Artık büyük sözlerden önce büyük sorumlulukları konuşmalıyız. Alkışlanacak cümlelerden çok, insan hayatına dokunacak işler üretmeliyiz. Duygularımızı kaybetmeden aklımızı kullanmalı, umudumuzu korurken gerçeklerden uzaklaşmamalıyız. Çünkü hakikat bazen insanı rahatsız eder, sorumluluk yükler ve alışkanlıklarını değiştirmesini ister. Ancak insanı ve toplumu olgunlaştıran da bu yüzleşmedir.

Hamaset insanlara güçlü olduklarını hissettirebilir; fakat gerçek güç, sorunlarla yüzleşebilmekte ve onları çözebilmekte ortaya çıkar. Sözün değeri sesinin yüksekliğinde değil, taşıdığı doğrulukta ve ortaya çıkardığı sonuçtadır.

Hamasetle oyalanan toplumlar sözlerin büyüklüğüne, hakikati arayan toplumlar ise o sözlerin hayattaki karşılığına bakar. Çünkü hamaset kulakları doldurabilir, kalabalıkları coşturabilir; fakat hiçbir zaman hakikatin yerini tutamaz

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.