
“İnsan aceleci olarak yaratılmıştır.” (Enbiyâ, 21/37)
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216)
Gerçekten de insan, istediği şeyin hemen olmasını, sıkıntısının derhal bitmesini ister. İstediği gerçekleşmeyince üzülür, beklediği olmayınca ümidini kaybeder. Hatta bazen işi daha da ileri götürüp Rabbine gönül koyar. Kur’ân bu hâlimizi şöyle resmeder: “İnsan, hayır için dua eder gibi şer için de dua eder. İnsan pek acelecidir.” (İsrâ, 17/11) Yani çoğu zaman neyin bizim için hayırlı olduğunu bile bilmeden isteriz.
Peki, hiç düşündük mü: İstediğimiz her şey bizim için gerçekten hayırlı mı?
Bir işe girmek isteriz, olmaz. Bir ev almak isteriz, alamayız. O an üzülürüz; fakat zaman geçer, “İyi ki olmamış.” deriz! Demek ki bizim istediğimizle bizim için hayırlı olan her zaman aynı şey değildir. Bir hastanın acı ilaçtan hoşlanmaması, ilacı zararlı yapmaz. Bir çocuğun ateşe uzanan elini tutan anne, onu sevmediği için değil, çok sevdiği için engeller. Allah’ın (c.c.) rahmeti ise bütün anne şefkatlerinden daha geniştir. Öyleyse bir isteğimiz olmadığında karamsarlığa kapılmayalım; bugün üzüldüğümüz şey, yarın şükredeceğimiz bir hayra dönüşebilir.
Rabbimiz buyuruyor: “Kullarım sana beni sorarsa, bilsinler ki ben çok yakınım. Bana dua edenin duasına karşılık veririm.” (Bakara, 2/186)
Bir isteğin gerçekleşmemesi, Allah’ın kulunu duymadığı ya da terk ettiği anlamına gelmez. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bu müjdeyi şöyle verir:
Müslüman bir dua ettiğinde, günah ya da akrabalığı koparma içeren bir istekte bulunmadıkça, Allah ona mutlaka üç şeyden birini verir:
Bu müjdeyi duyan sahabe, “Öyleyse çok dua edelim.” deyince Efendimiz (s.a.s.), “Allah daha çoğunu verir.” buyurmuştur. Demek ki hiçbir dua boşa gitmez; bazen karşılığı dünyada, bazen ahirette, bazen de bizim hiç farkına varmadığımız bir musibetin def edilmesi şeklinde gelir.
Yine Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Biriniz acele etmediği sürece duası kabul edilir. Acele edip ‘Dua ettim ama kabul olmadı.’ demesin.” (Buhârî, Daavât, 22; Müslim, Zikir, 92)
Dua, bir sipariş değil, kulluğun ve Rabbe yönelişin ifadesidir.
Şeytan, kabul edilmeyen dualar üzerinden insanı ümitsizliğe ve isyana sürüklemek ister. Üzülebilir, ağlayabiliriz; Hz. Yakup (a.s.) da evladının hasretiyle gözleri ağarana dek ağlamıştı. Ama o, “Ben derdimi ve üzüntümü ancak Allah’a arz ediyorum.” (Yûsuf, 12/86) diyerek ağlamasını Allah’a şikâyetle değil, Allah’a sığınmayla birleştirmişti.
Ağlamak ile isyan etmek aynı şey değildir. Efendimiz (s.a.s.) de oğlu İbrahim’in vefatında gözyaşı dökmüş, “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; ama biz Rabbimizi razı edecek sözden başkasını söylemeyiz.” buyurmuştur (Buhârî, Cenâiz, 43).
Bir isteğimiz olmadı diye Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmemeliyiz. Çünkü “Kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yûsuf, 12/87)
Bugün istediğin bir şey olmadı diye geçmişte sana verilen bütün nimetleri unutma! Hayatını, bugüne kadar atlattığın hastalıkları ve sıkıntıları hatırla. Bir çocuk gibi, tek bir isteği yerine gelmediğinde geçmişteki tüm iyilikleri yok sayma. Kur’ân’ın ifadesiyle: “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız.” (İbrâhîm, 14/34)
Gözlerin görüyor mu? Sağlığın yerinde mi? Güven içinde sabahlıyor musun? Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların kıymetini bilmemekle aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikak, 1)
Yine O’nun müjdesi şudur: “Sizden kim bedenen sağlıklı, ailesi içinde güven içinde ve günlük yiyeceğine sahip olarak sabahlarsa, ona dünya bütün olarak verilmiş gibidir.” (Tirmizî, Zühd, 34)
Elindekileri küçücük görüp sahip olamadıklarının peşinde kendini tüketme.
Bugün üzgünsün diye yarın her şey kötü gidecek değil. Hz. Yusuf kuyudayken Mısır’a sultan olacağını biliyor muydu? Hayır; ama Rabbine güvenmeyi bırakmadı. Kuyudan zindana, zindandan saraya uzanan yolun her durağında bir hikmet gizliydi. Yıllar sonra o da şöyle diyecekti: “Rabbim dilediğine karşı çok lütufkârdır.” (Yûsuf, 12/100)
“Şüphesiz zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorluğun yanında bir kolaylık daha vardır.” (İnşirâh, 94/5-6)
Zamanında çok istediğin ama elde edemediğin şeyleri düşün. Hızır ile Musa (a.s.) kıssasında olduğu gibi (Kehf, 18/60-82), bazı kapıların kapanması bizi büyük felaketlerden korumuştur. Gemiyi delen Hızır, o an zarar veriyor gibi görünüyordu; oysa gemiyi zorba kralın elinden kurtarıyordu. Duvarı onarması, yetim çocukların hazinesini koruyordu.
Gördüğümüz zarar, bilmediğimiz bir hikmetin perdesi olabilir. Sonunu bilmediğimiz için sonucu O’nun ilmine bırakıp istihâre bilinciyle hareket etmeliyiz. İstihâre duasının sonunda, “Eğer bu iş benim için hayırlı değilse onu benden, beni de ondan uzaklaştır; hayır neredeyse bana onu nasip et.” diye yalvarmıyor muyuz? (Buhârî, Teheccüd, 25)
Öyleyse duamızın kabulü de reddi de bir cevaptır.
Dünyada senin sahip olduğun imkânlara kavuşabilmek için can atan nice insan var. Şikâyet ederken şükretmeyi de bilelim; dünya işlerinde daima kendimizden aşağıda olana bakalım. Nitekim Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Mal ve yaratılış bakımından kendisinden üstün olana bakan kimse, kendisinden aşağıda olana da baksın. Böylesi, Allah’ın nimetini hor görmemeye daha elverişlidir.” (Müslim, Zühd, 8)
Rabbimiz de şöyle vaat eder: “Şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım.” (İbrâhîm, 14/7)
Allah’a tevekkül eden olgun bir mümin olmak, her istediğinin gerçekleşeceğine inanmak değil; istediği gerçekleşmediğinde de Rabbine güvenebilmektir. Çünkü her şeyi bilen O’dur, biz değil. Her kapanan kapı bir ret değil, bazen bir korumadır; her gecikme bir terk ediliş değil, bazen bir hazırlıktır.
“Müminin işi ne şaşırtıcıdır! Her işi kendisi için hayırdır. Bu durum mümin dışında hiç kimsede yoktur. Sevinilecek bir şey gelse şükreder, bu onun için hayır olur; sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)
Dua etmeye, gayret etmeye devam et; sebeplere sarıl, sonucu Allah’a bırak. “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talâk, 65/3)
Rabbim! Bize hakkımızda hayırlı olanı nasip et. Şerli olanı bizden uzaklaştır. Verdiğin nimetlerin kıymetini bilmeyi, verdiğine şükretmeyi, vermediğinde sabretmeyi ve her hâlükârda Sana güvenmeyi nasip eyle. Âmin.