
Hz. Muhammed Şerîat Koyucusu mudur?
ALLAH’IN ELÇİSİ HZ. MUHAMMED KİME İTAAT EDERDİ?
Yerküremizde ve tüm evrende en yaygın kural itaattir. Kur’ân, yedi gök ve yer dahil bütün varlıkların Allah’ı hamd ederek tesbih ettiklerini bildirdiğine göre, her varlık Allah’ın doğalarına kodladığı yaşam bilgileri ve kurallarına itaat ederek hayatlarını sürdürürler. (İsra 44)
Biz insanlar Rabbimiz tarafından kulluk denemesine uğratılmak için iradeli varlıklar yaratıldık ama itaat kaderimizdir. Zatına ve yasalarına inanıp Allah’a veya kaçınılamaz olarak nefsanî, şeytanî ve toplumsal güç olan Tağut’a itaat ederiz. Oysaki Tağut’tan kaçınmakla emrolunduk. (Nahl 36; Nisa 76; Bakara 256)
Allah’ın insan için hayat düzeni kıldığı İslam’a inanan insanlar Allah’a itaati seçmişlerdir.
İTAAT ANA KAVRAMIMIZ VE GÖREVİMİZDİR
Biz müminler Allah’a itaat etmekle yükümlüyüz, O’nun emriyle Elçisi Hz. Muhammed’e itaatle mükellefiz. (Al-i İmran 132; Enfal 20; Teğabun 12…)
Hz Peygambere itaatimiz Allah’a itaat kılınmıştır. (Nisa 80)
Rabbimizin emriyle Allah’a ve elçisine bağlı yöneticilere itaat ile de görevliyiz. (Nisa 59)
Bu arada Allah’ın kitabı Kur’ân’a, bir tür itaat olan ittiba ve istimsak görevimiz olduğunu da bilmeliyiz:
“Ve işte bu Kur’an da, tüm insanlığa göndermiş olduğumuz bereket kaynağı bir kitaptır. O hâlde, onu adım adım izleyip ittiba edin ve emirlerine karşı gelmekten sakının ki, Allah’ın merhamete erdirilesiniz.” (En’am 155)
HZ. MUHAMMED DE İTAAT EDER MİYDİ?
Burada asıl sorulması gereken Allah’ın son ve evrensel elçisi kıldığı Hz. Muhammed’in itaatle yükümlü olup olmadığı veya kime itaat etmekle mükellef olduğu gerçeğidir. Bu, aslında Kur’ân’da cevabı verilmiş olan bir sorudur.
Ancak ilk nazarda yadırganabilir olsa bile daha önce sorulması gereken bir soru da Allah’ın kendisi dışında bir varlığa itaatle yükümlü olup olmadığıdır. Bunu bağımsız bir makalede ele alacağız.
Asıl konumuza girelim.
HZ. MUHAMMED DE İTAAT İLE YÜKÜMLÜ MÜDÜR?
Hz. Muhammed de itaat İle yükümlü müdür?
Bu sualin cevabı Hz. Muhammed’in İslam Dini’nde farz görevler yükleyici ve haram kılıcı bir ŞARİ’ olup olmadığının da cevabıdır.
Pekiştirerek soralım: Bz müminlerin kendisine itaat ile mükellef olduğumuz Hz. Muhamed de bir otoriteye itaat ile yükümlü müydü?
O, Allah’ın ortağı değildir; kulu ve elçisidir. Bu sebeple o peygamberlik görevi ile alakalı konularda hür değildir; sözleri ve davranışlarında bağımlıdır.
Rabbimiz Kur’ân’da Peygamberimizi, ona indirdiği vahiyle, vahyin ölçülerine itaat ile vazifelendirmiştir. Görelim:
HZ. MUHAMMED’İ İTAATLE YÜKÜMLÜ KILAN AYETLER
“Sen, Rabb’inden sana vahiy yoluyla gönderilenlere ittiba et. Onlara itaat et! Zira O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite, hiçbir ilâh yoktur! Ve gerekçeleri ne olursa olsun, Allah’tan başka ilâhlara itaat eden o müşriklerden uzak dur! “ (Enam 106)
***
“Öyleyse sen, sana vahiyle gönderilen bu Kur’ânın hükümlerine istimsak et; sımsıkı sarıl. Hakikaten sen Sıratın Müstekim üzerindesin.” (Zuhruf 43)
***
“Rabbinden sana vahyedilene ittiba et; uyup itaat eyle. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.” (Ahzab 2)
***
“Sana vahyolunana ittiba et ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (Yunus 109)
İTAATSİZLİK YASAKLANMIŞTIR
Rabbimiz Kur’ân’da Peygamberimize kendisine indirilen Kur’an vahyine ittiba ile uymasını emrederken bu konuda en küçücük bir sapma göstermesini bile yasaklamıştır:
“Evet, hangi dinden, hangi ırktan olurlarsa olsunlar, onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet, sakın onların heveslerine uyma! Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından bile seni saptırmamaları için, onlara karşı son derece dikkatli ol…” (Maide 49. Ayrıca bak. Furkan 73; Casiye 18)
Rabbimiz, geleceği de kuşatan bilgisiyle, kulu ve elçisi Hz. Muhmmed’den kendisine indirilen Kur’ân’ın dışında farklı hükümler içeren bir Kur’ân isteneceğini duyurmuş, bu durumda nasıl davranmasını öğretmek için de şöyle buyurmuştur:
[Ne zaman onlara apaçık birer belge olan ayetlerimiz tebliğ ve uyarı amacıyla okunsa, Hesap Gününde huzurumuza geleceklerini ummayan o inkârcılar, “Bize bundan farklı bir Kur’an getir ya da onda bazı değişiklikler yap!” derler.
Onlara de ki: “Kur’an’ı kendi görüşlerim doğrultusunda değiştirmeye benim yetkim yoktur. Zira o benim değil, Allah’ın sözüdür. Ben ancak, bana gönderilen buyruklara uyarım. Çünkü Rabb’ime karşı gelecek olursam, isyankârları perişan edecek olan büyük bir günün azabından korkarım.” ] (Yunus 15)
KUR’ÂN’A GÖRÜŞ KARIŞTIRMA CEZASI
Allah şanını artırsın Peygamberimizin kendisine indirilen Kur’ân’a aykırılıkla kendisinden talep edilen doğrultuda Kur’ân dışı hükümler vermeye, bir diğer anlatımla şerîat koyucu bir Rab olmaya kalkışacak olsaydı âhirete ertelenmeksizin dünyada da cezalandırılırdı. Bu durum Kur’ân’da şöylece açıklanmıştır:
“Kur’ân Âlemlerin Rabbi’nden indirilen Kitaptır
Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi /Kur’ân’a sokuştursaydı
Yemin olsun, onu kudretimizle yakalardık.
Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.” (Hakka 43-47)
MÜMİNLER GİBİ HZ. MUHAMMED DE KUR’ÂN’A İTAATLE YÜKÜMLÜYDÜ II
Rabbimizin Peygamberimizi kendisine indirilen Kur’ân’a itaat ile yükümlü kıldığını gördük. Üstelik Peygamberimiz müminlere verilmiş Kuranî emirler ve yasaklarla da mükellef kılınmış, bu görevler ona yönelik emirlerle de pekiştirilmiştir. Mesela “ Oku, Rabbinin yoluna çağır, namaz kıl, savaş , sabırlı ol, akrabaya yardım et, dosdoğru ol, Allah’a güven, kâfirler ve münafıklara itaat etme, barışçı ol, etkili konuş, cimri olma / ölçüsüz harcama, yetimi horlama, isteyen ihtiyaçlıya yüklenme… “ şeklindeki emirler bunlar arasındadır
KUL PEYGAMBERİ YARI İLAH GÖRMEK
Yukarıda sunulan Kur’âni bilgilere rağmen Kur’ân merkezli sözlü, filî ve takrirî Sünnet’i şirk olarak niteleyenlerle Hz. Peygamberi helâl ve haram koyucu Rab görenler derin bir yanılgı içindeler ve yanıltıcı olmaktadırlar.
KUR’ÂN GİBİ KUR’ÂN’IN HİKMETİ İNZAL EDİLMİŞTİR
Meselenin özü şudur: Allah el-Kitab olan Kuran’ı Peygamberimize inzal ettiği gibi onun doğru anlamını içeren Kurân’ın Hikmetini de ona inzal etmiştir. Görelim:
“… (Ey Muhammed!) Allah sana el-Kitab’ı ve el-Kitab’ın Hikmet’ini inzal etmiş, sana bilmediğini de öğretmiştir…” (Nisa 113
“… Allah’ın âyetlerini hafife almayın! Allah’ın size olan nimetlerini, size öğüt vermek için size İnzal ettiği el Kitabı ve el-Kitab’ın Hikmeti’ni bilip hatırlayın ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! İyi bilin ki Allah her şeyi bilir.” (Bakara 231)
(Hz. Muhammed’e Kur’an’ın Hikmet’i de İndirilmiştir
Allah, anlama çabası gösteren herkese Hikmet verir (el-Bakara 2/268). Ama Peygamberimize Kur’ân gibi Hikmet de inzal edilmiştir. Nisa sûresinde وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَم ifadesinde yer alan el-Hikmet sözcüğündeki elif lam takısı Arab dilindeki yaygın kural gereği “muzafun ileyh” olan el-Kitab yerine gelmiştir. Buna göre mâna şöyle olur:
“… (Ey Muhammed!) Allah sana el-Kitab’ı ve el-Kitab’ın Hikmet’ini inzal etmiş, bilmediğini de öğretmiştir…” (el-Nisa 4/113)
Hikmet’i başta damıtılmış köklü ve faydalı bilgi olmak üzere ne şekilde anlamlandırmış olursak olalım mâna “Allah sana el-Kitab’ı ve el-Kitab’ın saf/doğru bilgisini inzal etmiş/indirmiştir,” şeklinde olur. Üstelik Hikmet’in dışında Peygamberimize bilmedikleri de öğretilmiştir.
Bu sebeple Peygamberimizin Kuran temelli olup ona açıklık getiren ve uygulamada rehberlik oluşturan doğru tespit edilmiş her sözlü, fiilî ve takrirî Sünneti, kendisine inzal edilen Kur’ân Hikmeti ille alakalıdır.
Bu sebeple Onun Sünneti’ni Kur’ân dışında veya onunla .elşien bir kaynak gibi görüp şirkle nitelemek azîm hatadır.
Onun Sünneti’ni anlamamız gerektiği gibi ”inanç, ibâdet, eğitim, hukuk, yönetim, ekonomi vs. alanlarda kişisel ve toplumsal hayatı yönlendirici Kur’ân merkezli bağlayıcı nitelikli sözleri, davranışları, işleri ve onayları” şeklinde anlasak bile onu helâl ve haram kılıcı Resûl olarak görmek de büyük bir yanılgıdır.
HZ. PEYGAMBERİ YASA VÂZII RAB EDİNMEK ŞİRKTİR
Onu helâl ve haram kılıcı Rasûl olarak kabul etmek ise onu Rab edinmektir ki bu da Kur’ân dilinde Şirk’tir; Elçisini yasa koyuculukta Allah’a ortak koşmaktır.
Bu gerçek, Tevbe 31 üzerinden Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır. Önce âyeti okuyalım:
“Yahudiler Allah’ı bırakıp hahamlarını, Hıristiyanlar ise rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah olan Allah‘ a ibadet etmeleri emredilmiştir. O’ndan başka yasa koyucu hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır/yücedir.”
Peygamberimizin huzurunda bu ayeti dinleyen İsevî kökenli Adî b. Hâtim’in “ Yaresulelellah! Biz onları Rab edinmiyorduk ki” demesi üzerine kendisine Kur’ân’ın Hikmeti inzal edilmiş Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
Kaldı ki Peygamberlerin Rab edinilmesi doğrudan Kurân diliyle de haram kılınmıştır:
[ Hiçbir insanın Allah’ın kendisine Kitap, Hikmet ve Peygamberlik vermesinden sonra insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi mümkün değildir. O ancak “Okuyup-okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitab’a göre Rabbaniler (Rabbinize halis kullar) olunuz” deme görevindedir.
Kitap, Hikmet ve Peygamberlik verilen kişi Size melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi de emretmez. Siz Müslümanlar olduktan sonra o size kâfirliği mi emredecek?] (Al-i İmran 79-80)
RABLIK ŞİRKTİR
Açıkça görüldüğü gibi Peygamberin Rab edinilmesi kâfirliktir
Kuran-ı Kerimde Rabbimiz, peygamberimizi kendisine helâl kılınanı haram kılması, İslam’ın tebliğinde bazı kâfir ulularına öncelik vermesi, Tebük seferine katılmayan münafıkların geçersiz mazeretlerini kabul etmesi ve esir almayı savaşa tercih etmesi sebebiyle yermiştir. (Sırıyla bak. Mücadele 1; Abese 1-8; Tevbe 43 ve Enfal 67)
Rabbimizin Peygamberimizi yermeleri de Hz. Peygamberin hüküm koyucu anlamına vâzı-ı şeriat olamayacağını göstermektedir. Nitekim kokusu sebebiyle sarımsak yiyenleri cemaat namazına katılmaktan men etmesinin sarımsakı haram kıldığı şekilde anlaşılması üzerine Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
O, daha genel nitelikli bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah sizler için sınırlar koydu, onları aşmayın. Görevler yükledi, onları yapın. Yasaklar koydu, onları da çiğnemeyin. Unuttuğu için değil ama size rahmet olması için pek çok alanı da özgürlüğünüze açtı, onları da sınırlamayın.” (İ.Kesir Bakara 230)
Hulasa bizim Peygamberimizin Kur’ân ile örtüşen yönlendirici sözleri ve de namaz, zekât ve haç ile ilgili ayrıntılı açıklamaları onun şari’ olduğunu değil, Kur’ân’ın anlamını öğreten Hikmet’in ona inzal edilmiş olduğunu gösterir.
Peygamberimizin o ünlü “Biliniz ki bana, Kur’an ve onun benzeri verildi.” hadisini de ona Kur’ân’ın Hikmeti’nin verilmesi şeklinde anlamamız gerekmektedir. (bk. Ebu Davud, Sünnet, 5(6), İmaret,33; Tirmizî, İlim, 10; İbn Mace, Mukaddime, 2…)
Nitekim Peygamberimiz kendisine inzal edilen Kur’ân hikmetini Kur’an’ı öğretir gibi öğretmiştir:
“Gerçekten Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu. Zira onlara kendi içlerinden öyle bir peygamber gönderdi ki, onlara Allah’ın âyetlerini okuyor, onları günah ve şirk kirlerinden arındırıyor ve onlara Kitabı ve Kitaptaki hükümleri pratik hayata uygulama bilgisi olan hikmeti öğretiyor.
Oysa onlar, bundan önce apaçık bir sapkınlık ve dalâlet içinde idiler.” (Al-i İmran 164)
MUHADDİSLERİN ÇALIŞMALARI
Allah muhaddislerimizden razı olsun onlar Peygamberimize isnad edilen hadisleri daha çok ravilerin dindarlığı ve hafızası yönünden incelemişler ve Sahih, Hasen ve Zayıf kısımlarına ayırmışlardır. Böylece mervi olan her sözün Kur’ân’ın Hikmeti olarak görülemeyeceğine ve rivayetlerin Kur’ân’a arzı gereğine de işaret etmişlerdir ki biz de aynı görüşteyiz.
ALLAH’A VE PEYGAMBERİNE İTAAT AYRI ŞEYK LER Mİ?
Bu arada bir önemli hususa daha açılık getirmek durumundayız. Yüzeysel bilgilerle konuya yaklaşan bazı ilahiyatçılar ve medrese kökenli hocalarımız “Allaha ve de Resûlu’ne itaat edilmesi ile ilgili ayetleri, Peygamberimizin farz veya haram kılıcı anlamına Şari oluşuna deli göstermektedirler” ki derin bir hatadır. Allaha İtaat ile Rasûlü’ne itaat ayrı ayrı şeyler olabilir mi?
Oysaki durum açıktır; Allah’a itaat, Onun inzal etiği el-Kitap olan Kur’an’a itaattir. Allah’ın Resûlü’ne itaat ise Kur’ân’ın inzal edilen Hikmeti olan Sünneti’ne itaattir. Mesela Kur’ân kaynaklı namaz, zekat ve haccı Peygamberimizin öğrettiği şekilde uygulayan kişi hem Allah’a ve hem de Rasûlu’ne itaat etmiş olur.
ASIL ÖNEMLİ MESELEEMİZ
Ülkemizin İslam’a göre Batıll olan anayasal düzeninde Allah’a ve Onun kitabı Kur’ân’a ve yer verilmemekte, Rabbimizin evrensel insanlık önderi kıldığı Elçisi Hz. Muhammed tanınmamaktadır. Üstelik KUR’ÂN ve SÜNNET’in yönetim düzeni olması için -demokratik de olsa- fiilî olarak adımlar atılması suç olarak görülmektedir.
Mücadele edilmesi gereken ana meselimiz budur. Açıklamaya çalıştığımız konu bu mücadele içerisinde anlamlıdır.
Bu gerçeği kavrayamayıp da bir takım temelsiz ve amaçsız konuşmalar ve yazılarla müminler arasında tartışmalara ve ithamlara kalkışanlar emperyalizme ve onun daha yıkıcı özel bir kolu olan oryantalizme ve de batıcı ve batırıcı laikliğe hizmet etmiş olurlar.
ALİ RIZA DEMİRCAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Hocam Allah razı olsun son üç parağafta konuyu çok net ortaya koymuşsunuz.
Muhterem Hocam,
Kur’ân merkezli bakışı esas alan, Resûlullah’ın kul ve elçi oluşunu Rubûbiyet tasavvurundan titizlikle ayıran bu çalışmanız, günümüzde sıkça karşılaşılan savrulmalara karşı ciddi bir zihnî dikkat çağrısı mahiyetindedir. Metnin bütünü, Kur’ân’ın belirleyiciliğini merkeze alma gayretinin açık bir tezahürüdür ve bu yönüyle takdire şayandır.
Bununla birlikte, bazı ifadelerin, murad edilen mânanın ötesine taşınmaya elverişli bir okuma ihtimali barındırdığı kanaatini de nezaketle paylaşmak isterim. Bilhassa Resûlullah’ın hüküm koyma meselesi etrafındaki vurgular, fıkıh ve usûl mirasımızda yerleşmiş kavramlarla birlikte okunduğunda, daha ihtiyatlı bir ifade çerçevesini gerekli kılmaktadır.
Mesela metinde geçen “Hz. Peygamber şâri‘ değildir” şeklindeki ifade, maksadınız bu olmadığı hâlde, Resûlullah’ın bağlayıcı beyan ve tatbik yetkisinin bütünüyle reddi gibi anlaşılmaya müsaittir. Oysa aynı mânayı, usûl geleneğiyle tam uyumlu biçimde;
“Hükmün kaynağı Allah’tır; Resûlullah bu hükmü beyan eden, öğreten ve hayata taşıyan elçidir”
şeklinde kurmak, hem muradı daha berrak kılacak hem de yanlış okumaların önünü kesecektir.
Benzer şekilde, “el-Kitab ve el-Hikmet” bahislerinde dile getirilen tespitler sahih tefsir çizgisiyle irtibatlı olmakla birlikte, Hikmet’in Kur’ân’a bağlı, onunla çatışmayan ve onu açıklayan Nebevi beyan ve uygulamalar çerçevesinde kayıt altına alınması, mânanın daha muhkem şekilde yerli yerine oturmasına katkı sağlayacaktır.
Bu çerçevede okunduğunda metnin, Kur’ân’a bağlılık ile Resûlullah’ın rehberliğini karşı karşıya getirmeden; bilakis her ikisini yerli yerinde tutan bir istikamette daha güçlü anlaşılacağı kanaati beyan etmemi anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.
Selam ve hürmetlerimle.
Kur’an ile sünnet et ile tırnak gibi ayrılmaz bir bütündür.
Kur’an gonca ise sünnet onun açılmış gül halidir.
Sahih sünnet Kur’an’ın nebevi tefsiridir.
Sahih sünnet Kur’an’ın hayata açılımıdır.
Kur’an anayasa “”ise”” sahih sünnet anayasaya uygun yasalardır…
Hz. Muhammed’in 6 önemli görevi.
1. Tebliğ (Kur’ân’ı insanlara ulaştırma)
2. Tebyin/Tavzih/Beyân (Kur’ân’ı açıklama)
3. Teşrî (Kur’ân’a uygun hükümler koyma)
4. Ta’lim (Kişilik ve kimlik sahibi muttaki müminler yetiştirme)
5. Tezkiye (Muttaki müminlere şeytanı ve şeytanlaşmış insanları etkisiz hale getirme yollarını öğretme)
6. Temsil (Üsve-i hasene/En güzel örneklik) .