
İMÂNIN ŞAKASI OLMAZ: YA ELİF GİBİ DİMDİK, YA DA EBEDÎ HÜSRAN!
Hanımlar, beyler… Herkes aklını başına devşirsin! Öyle “inandım” demekle, diliyle Müslümanlık taslayıp icraatıyla küfre yelken açmakla bu iş yürümez. Îmân dediğin bir bütündür; ya tam girersin ya da kapının dışında kalırsın. Ortası yok, gri bölgesi yok!
İrtidat dediğimiz illet, sadece “ben dinden çıktım” demek değildir. Asıl tehlike; sözünle, fiilinle veya o sinsi inkârınla İslam’ın kalbine hançer saplamaktır. İrtidâtın kelime manası “geri dönmek”tir. Nereye dönüyorsun efendi? Aydınlıktan karanlığa, hidayetten dalalete dönmenin adıdır bu! Allah’ın birliğini, Resûlullah’ın (s.a.s.) peygamberliğini tasdik ettikten sonra kalkıp da İslâm’ın esaslarını çiğnemeye kalkarsan, adama “dur” derler!
Şartlı Şurtlu Müslümanlık Olmaz!
İslam bir açık büfe değildir; işine geleni alıp işine gelmeyeni kenara itemezsin. Zarûrât-ı diniyye diyoruz; yani dinin tartışmasız hükümleri… Bunlardan birini bile inkâr ettin mi, bittin! Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) ne güzel söylemiş: “Kur’an’dan bir şeyi inkâr eden, tamamını inkâr etmiş olur.” Bu kadar net! “Ben namaza inanırım ama şu hüküm çağdışı” dersen, kusura bakma ama imânını o kapıda bırakmışsın demektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile “Allah’ım, küfürden sana sığınırım” diye dua ederken, bugünün modern görünümlü cahillerindeki bu özgüven nereden geliyor? Bilgi yok, şuur yok; ama ahkâm kesmeye gelince allâme kesiliyorlar!
İmanı Kemiren Haşereler
Bakın, hangi yollarla uçuruma yuvarlanıyor insan; tek tek sayalım da kimse “bilmiyordum” demeye kalkmasın:
Allah’a ait vasıfları kula, şuna buna yamamaya kalkmak,
İdeolojileri dinin yerine koymak ya da dinden üstün görerek onları dâvâ edinmek,
Beşerî sistemleri Allah’ın hükmünden üstün görüp bir de ona methiyeler düzmek,
Dinin emirlerine karşı içinde gizli bir kin beslemek veya “Canım, bu devirde de mi?” diyerek küçümsemek,
İçki, faiz, kumar, zina, domuz eti gibi Kur’an-ı Kerim’de haramlığı kesin (kat’i) olan bir şeyi helal kabul etmek veya haramlığına inanmamak,
Namaz, oruç, tesettür, ezan, Kur’an-ı Kerim, peygamberler, melekler, cennet, cehennem gibi dini değerlerle alay etmek, hafife almak veya küçümsemek…
Bunlar öyle “hata ettim” denilip geçilecek işler değildir. Bu saydıklarım, doğrudan tevhidin kalbine sıkılan kurşundur!
Hülasa
Günümüzde kimse kalkıp “ben putperest oldum” demiyor. Ama modern dünya öyle bir hâle geldi ki; ihmalle, alayla, “hoşgörü” maskesi altındaki yanlış yorumlarla imanı kemiriyorlar.
Mümin dediğin uyanık olur. Öyle her esen rüzgâra kapılmaz. Sahih bilgiye sarılacaksın, dinini doğru kaynaktan öğreneceksin ve her akşam başını yastığa koyduğunda “Ben bugün îmânım için ne yaptım, îmânımı zedeleyecek bir şey yaptım mı?” diye kendini hesaba çekeceksin.
İrtidat, kapıda bekleyen bir hırsız gibidir; fark etmezsen îmânını çalar, dinden çıkarsın! Ya tam bir mümin olacağız ya da Allah muhafaza ebedî bir hüsrana uğrayacağız. Ortası yok.
“Yâ Mukallibel-kulûb! Kalplerimizi dinin ve taatin üzere sabit kıl.
Bizleri diliyle ikrar edip kalbiyle inkâr edenlerden, işine geleni alıp işine gelmeyeni terk edenlerden eyleme. Zihinlerimizi ideolojilerin karanlığından, kalplerimizi modern dünyanın sinsi tuzaklarından muhafaza eyle.
Bize; hakkı hak bilip ona ittiba etmeyi, batılı batıl bilip ondan içtinab etmeyi nasip eyle. Kelime-i Tevhid’i sadece dilimizde bir söz değil, hayatımızın her alanında bir kale eyle. Bizleri son nefesimize kadar Elif gibi dimdik, dosdoğru bir istikamet üzere yaşamayı ve huzuruna imanlı, yüzü ak kullar olarak çıkmayı nasip eyle.
Âmin.