islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1634
EURO
53,9889
ALTIN
6.093,10
BIST
13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
32°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI: BİR İNANÇ TERCİHİ DEĞİL, EGEMENLİK TASAVVURU TARTIŞMASIDIR

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI: BİR İNANÇ TERCİHİ DEĞİL, EGEMENLİK TASAVVURU TARTIŞMASIDIR
A+
A-

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI: BİR İNANÇ TERCİHİ DEĞİL, EGEMENLİK TASAVVURU TARTIŞMASIDIR

Her anayasa tartışmasının yeniden gündeme geldiği dönemlerde, Türkiye’de aynı soru tekrar sorulmaktadır: “Müslümanlar laikliğe neden itiraz ediyor?” Bu soru çoğu zaman yalnızca bir siyasi tercih meselesi gibi ele alınmakta, meselenin inanç, hukuk ve dünya görüşü boyutu ise yeterince tartışılmamaktadır. Oysa İslam’ın laikliğe yönelttiği itiraz, belirli bir siyasi partiye, hükümete veya döneme yönelik değildir. İtiraz, insan hayatını düzenleme yetkisinin kaynağına ilişkindir. Çünkü İslam, yalnızca bireyin vicdanına hitap eden bir inanç sistemi değil; aynı zamanda ahlakı, hukuku, toplumsal ilişkileri ve adalet anlayışını da kapsayan bir hayat nizamı olduğunu beyan eder. Bu sebeple Müslümanların laikliğe yönelik eleştirisi, öncelikle dinî bir tutarlılık arayışının sonucudur.

İslam düşüncesinde Allah yalnızca kâinatın yaratıcısı değil, aynı zamanda hüküm koyma yetkisinin de sahibidir. Kur’an’da birçok ayette hükmün Allah’a ait olduğu, insanların hayatını yönlendirecek temel ölçülerin vahiy ile bildirildiği ifade edilir. Bu nedenle bir Müslüman açısından din, sadece ibadet saatlerinde hatırlanan bir inanç değil; ticaretten aile hukukuna, adaletten kamu ahlakına kadar hayatın bütün alanlarında yol gösteren ilkelerdir. Laiklik ise, farklı yorumları bulunmakla birlikte, devletin hukuk düzenini dinî referanslardan bağımsız kurmasını esas alan bir anlayış olarak tanımlanır. İşte İslam‘ın itirazı tam bu noktada ortaya çıkar: Eğer Allah’ın hükümleri hayatın tamamı için gönderilmişse, bunların kamusal hayattan tamamen dışlanması nasıl açıklanacaktır? Müslümanlar bu soruyu sormayı dinî bir sorumluluk olarak görmektedir.

Bu itirazın doğru anlaşılması için önemli bir ayrım yapmak gerekir. Laikliğe itiraz etmek, başkalarına düşmanlık etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde farklı inanç sahiplerinin temel haklarının korunmasına karşı çıkmak anlamına da gelmez. Bir Müslüman, insan onurunun korunmasını, adaletin herkese eşit uygulanmasını ve din konusunda zorlamanın bulunmamasını Kur’an’ın temel ilkeleri arasında görür. Ancak bunun yanında, kendi inancının hayatı düzenleme iddiasını da terk etmek istemez. Dolayısıyla mesele insanların özgürlüğüne karşı çıkmak değil; dinin yalnızca bireysel vicdana hapsedilmesine yönelik bir eleştiridir.

Modern çağda laiklik çoğu zaman “tarafsızlık” kavramıyla birlikte sunulmaktadır. Ancak Müslüman düşünürler şu soruyu gündeme getirmektedir: Devlet gerçekten tamamen tarafsız olabilir mi? Her anayasa belirli değerleri, her hukuk sistemi belirli bir insan anlayışını esas alır. Hiçbir hukuk boşlukta oluşmaz. Eğer bütün hukuk sistemleri belirli bir dünya görüşüne dayanıyorsa, Müslümanların da kendi dünya görüşlerini savunmaları neden meşru görülmesin? Tartışmanın merkezinde yer alan soru budur.

Türkiye’deki anayasa tartışmaları da bu açıdan dikkatle okunmalıdır. Yeni anayasa konuşulurken yalnızca yönetim modeli veya idari yapı değil, devletin hangi değerler üzerine inşa edileceği de tartışılmaktadır. Müslümanlar, bu tartışmalarda kendi inançlarının kamusal alandaki yerini sorgulamakta ve Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkelerin toplum hayatındaki karşılığını dile getirmektedir. Bu yaklaşım, demokratik tartışma zemini içinde dile getirilen bir düşünce olarak da değerlendirilebilir; farklı görüşler ise aynı şekilde ifade edilme hakkına sahiptir.

Bugün asıl ihtiyaç duyulan şey, sloganlarla değil, fikirlerle konuşabilmektir. Laikliği savunanlar da eleştirenler de birbirlerini peşinen mahkûm etmek yerine hangi ilkelere dayandıklarını açık biçimde ortaya koymalıdır. Çünkü güçlü toplumlar, farklı düşüncelerin konuşulabildiği; insanların inançlarını ve kanaatlerini gerekçeleriyle ifade edebildiği toplumlar olur.

İslam’ın laikliğe yönelik eleştirisi, tarihsel bir öfkenin değil; vahyin hayat tasavvuruna ilişkin bir iddianın ifadesidir. Bu iddiaya katılmak ya da katılmamak mümkündür. Ancak bu yaklaşımın ne söylediğini doğru anlamak, sağlıklı bir toplumsal tartışmanın ön şartıdır. Tartışmaların hakaretle değil delille, önyargıyla değil bilgiyle yürütülmesi, hem ortak toplumsal yaşam hem de düşünce özgürlüğü açısından önem taşımaktadır.

Haber: İslam Başaran

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.