islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
17°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Çok Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
13°C

İSM-İ ÂZAM/EN BÜYÜK İSİM

İSM-İ ÂZAM/EN BÜYÜK İSİM
18/07/2025 09:00
A+
A-

İsm-i Âzam”, sözlük anlamıyla “En büyük/yüce isim” demektir. Aslında Allah’a nispet edildiğinde Allah’ın bütün isimleri –aralarında bir fark gözetmeksizin– büyüktür. Bütün isimler Allah’ın farklı bir vechesinin/fiilinin tecellîsidir ve hepsi tek bir hakîkate işâret etmektedirler. Ama bu temel gerçekliğe rağmen, bu isimlerden bazıları diğerlerinden kapsayıcılık bakımından daha çok öne çıkmaktadır. Bu derece ve mertebe farkını Kur’ân’daki âyetlerde görmek mümkündür. Örneğin; Allah’ın “Alîm” sıfatı “İrade” sıfatından daha üst düzeydedir. Aynı şekilde “İrade” de  “Kudret” sıfatından üstündür. Bunun sebebi ise, genel olarak ifâde edildiği takdirde, irâdenin ancak bir şey bilindikten sonra faaliyete geçmesi ve irâdenin kudrete yalnızca öncülük yapmakla kalmayıp ondan daha geniş bir alanı kaplamasıdır. Yine bütün isimleri toplayan “Vahidiyyet Mertebesi” de böyledir. Çünkü bu mertebede ilk taayyün/belirme ile mutlak varlık “Vahid” ismini almaktadır. Böyle düşünüldüğünde bu isim diğer isimlerin üstüne çıkmaktadır.

İsm-i Âzam” ifâdesi Hz. Peygamber tarafından bize bildirilmiş bir kavramdır. Bir hadisinde Hz. Peygamber şöyle söylemiştir: “Allah’ın öyle bir İsm-i Âzam’ı vardır ki, bir kimse bu ismiyle O’na duâ ederse, kesinlikle kabul edilir.” Görüldüğü gibi Hz. Peygamber sadece bir tespitte bulunmuş ve bu duânın ne olduğu konusunda çevresindeki insânlara açık ve net bir isim göstermemiştir. Ama bu hadis İsm-i Âzam konusunda bir tanım yapmamıza kaynak olmuştur. Demek ki; “İsm-i Âzam”, Allah’ın isimlerinden olup, geri çevrilmeyecek ve mutlak kabul olacak bir duânın anahtarıdır.

İsm-i Âzam” konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu âlimlerden bazıları “İsm-i Âzam vardır ama Allah bu ismi bildirmemiştir. Dolayısıyla bu ismin ne olduğu ve özelliği insânlar açısından bir sır/bilinmeyen olarak kalacaktır” demişlerdir. Bazıları ise “Allah’ın İsm-i Âzam’ı vardır ve insânlar tarafından bilinebilir” dedikten sonra bu ismin hangisi olduğu üzerinde ittifak kuramamışlardır. Bu görüşlerin dışında hadisler üzerinde çalışma yapanlar “İsm-i Âzam” olması muhtemel şu isimleri tespit etmişlerdir: “Allah, Hû, Huve, Lâ ilâhe İllâllah, El Hayy-ul Kayyum, Allâhu Rahmân-ur Rahîm, Lâ ilâhe illâ hû, Rabb, el Ehad’üs Samed’ulleziy lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad, El Hannân-ul Mennânu, Bedî’üs semâvâti ve’l ardı Zül Celâli vel-İkrâm.” Bu isimlere Hz. Ali’den gelen rivâyetle “Ferd, hakem, adl, Kuddus”  isimlerini de ilâve edenler olmuştur.

Görülüyor ki; sayılan bu farklı isimlere rağmen içlerinde birini bu “İsm-i Azam”dır diye öne çıkarmak mümkün gözükmemektedir. Bu farklı isimler, belki de onları tespit edenlerin kendi iç dünyâlarında yaşadıkları özel mânevî tecrübeye/tecellîye uygun olarak ortaya çıkmış izâfî/değişken isimlerdir. Çünkü her ismin taşıdığı bir “hakîkat/ayn-ı sabitesi” vardır ve bu hakîkatın tecellî ettiği kişideki yüksek keşfi bazen o ismin “İsm-i Azam” ile karıştırılmasına neden olmaktadır. Her insânın üzerinde tecellî eden isimlerden biri bazen açılım yönünden diğer isimlerden daha çok yön/şekil verici olabilir. Bu da insânın o isim yönünden marifetine katkı sağlayabilir. Ama bu “İsm-i Âzam” olarak düşünülmemelidir. Bir ismin “İsm-i Âzam” olabilmesi için o ismin renk/hâl verici değil, onunla tasarruf edilebilmesi lâzımdır. Başka bir ifâdeyle o isim etkilenilen değil etki eden, sonuç sağlayan, geri çevrilmeyen bir isim olmalıdır.

Kişisel düşüncemiz böyle bir ismin var olduğu yönündedir ama ne var ki bu isim kitaplarda yer almamakta, bilenden zamanı geldiğinde hak edene “emânet” olarak verilmektedir. Bu isim ile ilgili bir başka gerçeklik de bu isme sahip olan kişinin, bu isimle duâ etme zevkinin kendisinden/elinden alınmış olmasıdır. Yani böyle bir isim kendisine verilen kişi, dünyâ hayatında karşılaştığı sorunlar ne derece büyük olursa olsun bu ismi kullanmamakta, sadece bu isme muhafızlık/muhafazalık yapmaktadır. Bunun nedeni ise sıra-dışı gelişmiş bir mânevî güce sâhip olan bu kimsenin “marifet” ilmindeki yetkinliğidir. Bir insânın marifeti artıp olgunlaştıkça, o insânın çevresindeki olaylara/seyre/oluşa müdahalesi/tasarrufu azalır. Çünkü böyle bir kişi, kendisine verilen bu ismin getirdiği kuvvetin geçici ve bu kuvvetin kendisinin kuvveti değil sadece ve sadece Allah’ın kuvveti olduğunun derin idrâki içerisindedir. Bunun bilincine sâhip olduğundan dolayı da bilir ki kendi isteğiyle duâ etmek kendisi için doğru değildir. Bundan ötürü de bunun yapılmasını hakikî sahibine terk eder ve kendisi de “tıpkı yeni doğmuş çocuğunki gibi” mutlak acz hâline döner.

Kendisine “İsm-i Azam” verilmiş bir kimsenin bu imkânı kullanmamasının veyâ kullanamamasının bir başka nedeni de bütün âlemde, her şeyin ve her olayın “a’yân-ı sâbite” sûretinde ezelde belirlenmiş olandan farklı bir şekilde vuku bulmamasından ötürüdür. Yani bu kimse ezelî ontolojik oluşumun asla değiştirilemeyeceğini iyi bilmektedir. Varlığın yapısının derinliklerine nüfûz etmiş olan böyle bir kimsenin gözünde her şey varlığın doğası gereği tesbit edilip belirlenmiş olan yolu izler, onu bu yoldan saptırabilecek hiçbir şey yoktur. Aslında bu kişinin kendisini duâ etmekten alı koyma hâli de onun kendi irâdesiyle gerçekleşen bir hâl değildir. Çünkü o kendisini tamamen Allah’ın kudretine teslim etmiştir. Eğer Allah ona duâ etmesini emrederse o duâ eder, eğer ona bunu yasaklarsa o da kendisini bundan alıkoyar ve eğer Allah ona her ikisi arasında bir seçim yapma imkânını tanırsa o yine duâ etmekten kaçınır.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor ki; marifetin kemaline ulaşmış bir insânın ideal hâli dışarıdan kavranılması mümkün olmayan derinlikte bir rûhânî gönül rahatlığı ve sükûnettir. O kendisini ve diğer her şeyi Allah’a havâle ve teslîm etmesiyle tecellî eden kâmil bir itaatten mutlu olan sâkin bir insândır. Bu insân,  muazzam bir rûhânî kudretle ve varlık hakkında da en yüce bilgilerle donatılmış olan ama derin ve sâkin bir ummân izlenimi bırakan bir kimsedir. O’nun böyle olmasının sebebi ise, Allah’ın bütün İlâhî İsimler’ini ve Sıfatlarını kapsayarak onları kendi ferdî suretinde mükemmel yansıtmasıdır. Bu da bize “İsm-i Âzam” konusunda yeni bir kapı açmaktadır. Belki de “İsm-i Âzam”ı bulmak “İnsân-ı Kâmil”i bulmak ve onun gönlünde olmaktır.

Kur’ân’da “İsm-i Âzam” kavramı geçmemektedir ve Allah da bizden kendisine duâ ederken samimiyet/muhabbet/ihlâs dışında özel bir kelime/sözcük/formül istememektedir. Bu konuda Kur’ân’da yer alan âyetlerde Allah: “Bana duâ edin, kabul edeyim[1] ve “Ben kullarıma yakınım. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm[2] demektedir. Bu âyetlerden hareket eden bazı kâmil insânlar, Allah’ın isimlerinin büyük küçük diye ayırt edilemeyeceğini doğrulukla ve samimiyetle hangi isme bağlanılırsa o ismin sahibi için “İsm-i Âzam” olduğunu söylemişlerdir. Yine bir başka kâmil insân kendisine “İsm-i Âzam”ın ne olduğunu sorana “helâl olanı yiyip içmektir” cevabını vermiştir.

NECMETTİN ŞAHİNLER

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Mümin/60

[2] Bakara/186

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Ali Rıza Demircan dedi ki:

    Bilgilendirici ve bilinçlendirici bir yazı. Rabbim razı olsun.

  2. elif özyelkenci dedi ki:

    Varlık ve varoluş isim ve müsemmalar ile ilgili peşpeşe makaleleriniz konuyu anlaşılır ve açıklayıcı kılmış. Teşekkürler .