islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0299
EURO
52,8499
ALTIN
6.833,11
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
16°C
İstanbul
16°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
19°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Çok Bulutlu
13°C

KADERLERİYLE BULUŞACAKLARI AN

KADERLERİYLE BULUŞACAKLARI AN
06/02/2026 09:51
A+
A-

KADERLERİYLE BULUŞACAKLARI AN

Uyarılmasalardı “biz bilmiyorduk” deme hakkına sahiptiler ama onlar seçme özgürlüklerini inkârdan ve yalanlamadan yana kullandılar. Tevhid yerine şirki tercih ettiler. Ezeldeki kaderleri “seçme” üzerine takdir edilmişti ama tercihleri/seçtikleri şimdi kaderleri oldu. Artık onlar için belirlenmiş olan “azapla buluşma zamanları” yani “son saatleri” gelip çattı. Bu zamana kadar kıssalarda anlatılanlar bir başlangıçtı ve onların tam cezaları değildi. Ama asıl şiddetli acı şimdi başlayacaktı. İşte Kamer/46-47. âyetler bu kaçınılmaz büyük randevuyu şöyle anlatmaktadır:  “Evet! Son Saat, onların kaderleriyle gerçekten buluşacakları andır; ve o Son Saat en korkunç ve en acı [an] olacaktır: çünkü, günaha batmış olanlar [o zaman, görecekler ki] sapıklıkta ve ahmaklıkta kaybolup gitmişler![1]

Âyette “o saat”te karşı karşıya kalacakları durumu tasvir eden “edhâ” kelimesi “kurtulma çaresi olmayan en büyük belâ ve musibet” demektir. Bu kelimeyle müşriklere arkalarını dönüp kaçtıkları bozgunla işlerinin bitmediği, onlara verilen asıl randevuda yâni o saatte/kıyâmette durumlarının bundan daha acı olacağı açıklanmaktadır. Böylece bu dünyâdaki bozgunun onlar için son değil, bir başlangıç olduğu bildirilmektedir. Dünyâdaki bozgundan daha acı olacak olan bu bozgun, kendilerine azabın vaad edildiği ve büyük bir facia yaşayacakları kıyâmet saatinde gerçekleşecektir. Çünkü âhiret azabı dünyâda gördükleri ve görecekleri bütün azaplardan daha dehşetli ve daha acıdır. Tufandan kasırgaya, şimşekten taşları savuran müthiş rüzgâra, Firavun ile yandaşlarının güçlü ve sert şekilde yakalanışlarına varıncaya kadar, Kur’ân’da sahne sahne anlatılan tüm dünyevî azaplardan daha korkunç ve tüyler ürpertici olan âhiret azabından kurtulmak artık mümkün değildir.

Kamer/47. âyette geçen “mücrimler/suçlular” işte o zaman göreceklerdir ki iş işten geçmiş sapıklıkta ve ahmaklıkta hüsran içerisinde kaybolup gitmişlerdir. Bir başka âyette ise mücrimler pişmanlıklarını şöyle ifâde edeceklerdir: “Keşke, günaha batmış olanların [Hesap Günü] Rablerinin huzurunda başlarını öne eğerek, ‘Ey Rabbimiz! [Şimdi] görmüş ve duymuş olduk. Öyleyse bizi [yeryüzündeki hayatımıza] geri döndür ki doğru ve yararlı işler yapalım: çünkü [artık hakikate] kanî olduk!’ dedikleri zaman[ki hallerini] bir görsen![2]

Kamer/48. âyet ise bu günahkârlara şöyle denileceği haber verilmektedir: “Yüzükoyun ateşe sürüklenecekleri o Gün [onlara denilecek:] Cehennem ateşinin dokunuşunu tadın bakalım şimdi![3] Âyette geçen “yüz”, insân kişiliğinin en anlamlı ve değerli parçası olarak bütün bir insân kişiliğini temsil eder ve yüzün “ateşte darmadağın olması”, günahkârların irâdelerinin tükenmesini ve tam bir çaresizliğe itilmelerini ifâde eden sembolik bir deyimdir. Kısaca “mücrimler” tam bir alçalma ve aşağılanma içinde bulunacaklardır. Onların bu durumu, dünyâdaki böbürlenmelerinin, güçlerine güvenerek şımarmalarının ve insânlara tepeden bakmalarının karşılığıdır. Âyette cehennem ateşi olarak çevrilen “sekar” terimi, insânın bu dünyâda günah işlemek ve rûhsal hakîkatlere kör ve sağır kalmak suretiyle öteki dünyâda başına açtığı azap kavramına Kur’ân’da verilen yedi mecâzî isimden birisidir.[4] Böyle bir ateş tatmak ise söz konusu dokunuşun bütün organlarda ve benlikte hissedilmesi anlamındadır.

Saat” kavramı Arapça’da “devenin başıboş bırakılması, ihmali ve meraya salınması” anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca aynı kelimenin geçip gitmek, kaybolmak, helâk olmak anlamı da vardır. Kur’ân dilinde ise “saat” dünyâ hayatının bitip âhiret hayatının başlaması anlamında kıyâmetin kopacağı “an’a” denmektedir. Bu nedenle âhiret hayatı ya da kıyâmet günü için bu kelime kullanılmaz. Kur’ân’da “saat” kelimesinin kullanılmasının bir anlamı da zamanındaki belirsizlik ile ilgilidir. Çünkü Hz. Peygamber de dâhil hiçbir insân “son saat”in bilgisine sahip değildir ve kopuş anına kadar da sahip olmayacaktır. Allah, kıyâmetin mutlaka gerçekleşecek olan kopma zamanının bilgisini sadece kendi katında bir rahmet olarak tutmuştur.

İşte son saat, “mücrimler” yâni günaha batmış ve günah işlemeye şartlanmış olanları için yaptıklarının hesabını vermeye başlamalarının başlangıç/buluşma noktasıdır. Bu an, onlar için geri dönülmesi, telâfisi mümkün olmayan acı bir sondur. Onlar yaptıklarının karanlığında/zulmetinde kaybolacak, ateşe sürüleceklerdir ve bu ateş fizikselliğinin yanında, en derin pişmanlığı, acıyı ve çaresizliği de onlara yaşatacaktır.

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

[1] Kamer/46-47  “Belis sâatu mev’ıduhum ves sâ’atu edhâ ve emerr(emerru). İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin).

[2] Secde/12

[3] Kamer/48 “Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare)

[4] Söz konusu isimler: nâr (“ateş”; genel bir tabirdir), cehennem, cehîm (“harlı ateş”), sa‘îr (“harlı alev”), sakar (“kavurucu ateş” ya da “cehennem ateşi”), lezâ (“hiddetli alev/alev püskürtüsü”) ve hutame (“ezici azap”).

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.