islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,5004
EURO
34,6901
ALTIN
2.496,45
BIST
9.693,46
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
21°C

KİM BU “ARABΔLER 3?

KİM BU “ARABΔLER 3?
20 Temmuz 2023 09:00
A+
A-

Mubârek Kur’ân’ın ‘arabîler olarak tanımladığı toplum kesimini ayrıntılı bir şekilde tanımlamaya çalıştım: “Çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri”.

Şimdi de bu kesim hakkında ALLAH’ımızn, celle şânuhu, neler bildirdiğine bir bakalım…

‘Arabîler kelimesinin/kavramının geçtiği mubârek âyet-i kerîmelerin, hepsi de Medîne Döneminde gelmiştir, yâni bütün kurumlarıyla Ezelî ve Ebedî Mutlak ve Nihâî Hakîkat’ten kaynaklanıp beslenen Yüce Ahlakî Değerler Sistemine dayanan toplumsal düzenin kurulduğu dönemin 6. yılında ve 7. yılında!

İşte Medîne Döneminin 6. yılında gelmiş olan mubârek el-Ahzâb sûresinin 18., 19. ve 20. âyet-i kerîmeleri:

Bismillahirrahmânirrahîm… ALLAH gerçekten de, sizin içinizden kimlerin insanların arzuladıkları bir hayrı, yâni herkesin rağbet edeceği, arzuladığı, hoşlanacağı ve beğeneceği faydalı değerleri kazanabilmelerini engellediklerini ve andolsun ki, onlardan kendi kardeşlerine: “Bir araya gelin bizimle!” diyenleri özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntılarıyla bilir.

Ve andolsun ki, onlar, yalnızca pek azının dışında, kişiyi aşağılanmış bir hâle getirip tiksinti verici büyük sıkıntılara düşüren kötülükte bir gücün zorbaca kullanılmasıyla gerçekleştirilen o çarpışmaya ya da çatışmaya asla kolaylıkla gelmezler!

Size karşı şiddetli bir arzuyla besledikleri hırs ve açgözlülükten kaynaklanan bir cimrilik içindedirler. Onların savaşlar ve doğal âfetler benzeri son derece korkutucu olaylar yaşandığında, ölüm korkusundan baygınlık geçiren kimseler gibi, korkudan gözleri dönmüş bir şekilde bakışlarıyla sana odaklandıklarını – bir başka deyişle, senden yardım beklercesine vereceğin tepkiyi anlamaya çalıştıklarını görürsün!

Ama o korku verici durum ortadan kalktığında, size ulaşmış olan her türlü hayrı, yâni herkesin rağbet edeceği, arzuladığı, hoşlanacağı ve beğeneceği faydalı ve değerli şeyleri şiddetli bir arzuyla besledikleri hırs ve açgözlülükten kaynaklanan bir cimrilik içinde kıskanarak, keskin ve sert konuşmalarıyla size hakaretler edip, iftiralar yağdırararak, sizi perişân etmeye, yerlerde süründürmeye çalışırlar!

İşte bunlar hiç îmân etmezler.

Bu tavır ve tutumları yüzünden ALLAH kasıtlı olarak, bilerek-isteyerek yapıp-ettikleri her şeyi, ne kadar “iyi”, “faydalı”, “değerli” olarak görülüp algılansalar da, boşa çıkartır ve andolsun ki, bu ALLAH için hep kolay olagelmiştir!

Onlar, gözüpek bir kararlılık içinde belli bir taraftarlığı benimsemiş olup kendilerine haksız yere saldıran işgalci düşman güçlerinin çekip gitmediklerini hesâb ediyorlar. Ama andolsun, kendilerine haksız yere saldıran işgalci düşman güçleri eğer tekrar gelecek olurlarsa, çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri sizin hakkınızda bilinmesi mutlaka gereken, çok önemli ve kaynağı itibâriyle kesinlikle doğru olan bilgileri içeren haberleri onlardan sormayı büyük bir ilgiyle isterler!

Ve andolsun, eğer – ki, bu şarttır, başka yolu yoktur – bu kimseler hep içinizde bulunagelmiş olsalar, yâni sizinle aynı sorunları, sıkıntıları paylaşıp durmuş olsalar bile, gerektiğinde öldürmek ve ölmek pahasına savaşmak için pek istekli olmazlar!

Sonra, Medîne Döneminin 7. yılında gelen mubârek et-Tevbe sûresinin 90., 97., 98., ve 101. ve mubârek el-Feth sûresinin 11., 15. ve 16. âyet-i kerîmeleri:

Bismillahirrahmânirrahîm… Ve andolsun ki, çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri içinden, ülkelerine haksız yere saldıran işgalci düşman güçlerine karşı savaşta mallarıyla ve canlarıyla maddî ve mânevî bütün imkânlarını alabildiğine seferber ederek üstün bir çaba ortaya koymak konusunda kendilerince bir özürleri olanlar, hedeflerine-amaçlarına ulaşmak üzere kendilerine izin verilsin diye geldiler. Ve andolsun, ALLAH’ı ve andolsun ki, O’nun elçisi büyük İslâm peygamberi Son Nebî Hz. Muhammed’i (ASVS) ısrarla yalanlayanlar oldukları yerde oturular. Onlardan Hakk ve Hakîkat’i bildikleri halde onu, üzerini örtmek sûretiyle hem kendilerinden hem de başkalarından gizleyerek, Hakk ve Hakîkat’in inkârına yol açma gayretini benimseyip bir hayat tarzı hâline getirmiş olanlara, çok büyük acı veren bir azâb, yâni kişiye işlediği bir suç yüzünden verilen ve hem bedenen hem de rûhen büyük bir acı vererek rezil olmasına, bundan dolayı da utanmasına yol açan yeterli karşılık uygulaması isâbet edecek! 9 et-Tevbe 90

* * *

Bismillahirrahmânirrahîm… Çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri, Hakk ve Hakîkat’i bildikleri halde onu, üzerini örtmek sûretiyle hem kendilerinden hem de başkalarından gizleyerek, Hakk ve Hakîkat’in inkârına yol açma gayretinde ve nifak sergilemek konusunda daha şiddetlidirler.

Ve andolsun ki, ALLAH’ın, elçisi büyük İslâm peygamberi Son Nebî Hz. Muhammed’e (ASVS) indirdiği Hakk ve Hakîkat’in belirlemiş olduğu sınırları bilmezlikten gelerek aşmaya yatkındırlar. Andolsun ki, ALLAH her şeyi özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntı ve cüzleriyle ve bunun için zaman, mekân ve âlete muhtâc olmaksızın bilendir, doğru ile yanlışın hükmünü mutlak bir hikmetle koyandır! 9 et-Tevbe 97

* * *

Ve andolsun ki, çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri içinde, başkalarına yardım için, sözümona hiçbir karşılık beklemeksizin ve sözümona cömertçe yaptıkları harcamaları, kendilerini zarara uğratan, zorla ödemek durumunda bırakıldıkları bir borç sayanlar var!

Ve andolsun ki, yine onların içinde sizin kuşatıcı, halden hâle döndürcü bir felâket girdâbının içine düşmenizi bekleyip duranlar var!

O kuşatıcı, halden hâle döndürcü felâket girdâbının en kötüsünün içine onlar düşecektir sonunda!

Andolsun ki, ALLAH her şeyi özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntılarıyla işiten ve her şeyi özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntılarıyla bilendir! 9 et-Tevbe 98

* * *

Bismillahirrahmânirrahîm… Ve andolsun ki, çevrendeki çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinlerinden münâfıklar, yâni aslında Hakk Dîn’e kesinlikle îmân etmemiş olan, ama öylesi işlerine geldiği için ve öylesi işlerine geldiği sürece, Hakk Dîn’e îmân etmiş olduklarını beyân edip, yalnızca görünüşte Hakk Dîn’e uygun davranarak, hakîkî Mü’min/Mü’mine Muslimanları aldatan ve onlara her türlü zararı veren ikiyüzlü mefaatperestler var!

Ve andolsun ki, “Çağdaş Uygarlık Merkezi” denilen yerlerde yaşayanların içinde, başka her şeyden soyunup sıyrılarak nifak sergilemeyi hayatlarının aslî uğraşı hâline getirmiş olanlar var!

Sen onları asla bilmiyorsun ama Biz onları biliyoruz!

Biz onlara iki defa, iki kat azâb edeceğiz! Sonra büyüklüğü korkutucu olan bir azâba geri döndürülürler! 9 et-Tevbe 101

* * *

Çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinlerinden o geride bırakılanlar diyecekler ki sana: “Andolsun ki, mallarımız, yâni servet kapsamına giren neyimiz varsa ve ailelerimiz, dikkatimizi başka yönlere çekmek sûretiyle meşgûl etti, oyaladı bizi! Artık ALLAH’ın bizi rahmetiyle sarmalayıp koruması için duâ et O’na!” Onlar evrilip çevrilip-dönüşüp Hakk ve Hakîkat’e de, bâtıla, yâni özü Hakk ve Hakîkat’e dayanmadığı için geçersiz ve uydurma olan şeylere de dönebilecek kabiliyette tasarlanıp yaratılmış “akıl ve mâneviyyât merkezi” olan kalblerinde hiç olmayanı söylüyorlar dilleriyle! De ki: “Eğer ALLAH size bir zarar, yâni kötü bir duruma düşüş ya da bir herkesin rağbet edeceği, arzuladığı, hoşlanacağı ve beğeneceği gerçek değerleri kazandıran bir fayda irâde etmiş, böyle bir hüküm vermişse, O’nun bundan vazgeçirtebilecek kadar büyük bir güce sahip olan biri var mı? Kimdir o ki, böyle bir iddiada bulunabilir? Hayır, tam tersi! ALLAH kasıtlı olarak, bilerek-isteyerek yapıp-ettiğiniz her şeyden hep haberdâr olagelmiştir!” 48 el-Feth 11

* * *

  • Siz bulunduğunuz yerden ayrılarak ganimetlere doğru fırlayıp atıldığınız zaman, onları kapıp almak için diyecekler ki,: “Bırakın bizi, size uyup bağlanarak peşinizden gidelim ve size itaat edelim!”. Onlar ALLAH’ın nihâî hüküm içeren sözlerini kendilerince uygun gördükleri bir bedel karşılığında değiştirmek isterler ve bu büyük arzularının gerçekleşmesi için gereken her türlü çabayı sarfedip, her türlü hükmü verirler. Onlara de ki: “Siz bize hiçbir zaman uyup bağlanarak peşimizden gelmez ve bize itaat etmezsiniz! Bunu ALLAH bize önceden bildirdi!”. Bunun üzerine diyecekler ki: “Hayır, tam tersi! Siz bize karşı bir nîmetin, onu hak eden kimsenin elinden gitmesini arzulayıp dilemek ve bu yönde çaba sarfetmek şeklinde kendini ortaya koyan kıskançlık ortaya koyuyorsunuz!”. Hayır, tam tersi! Onlar hep Hakk ve Hakîkat’i delil ve illeti ile birlikte düşünerek, kişiyi mânen ve zihnen bulunduğu yerden alıp, daha ileri bir konuma ulaştıran bir öğüt almayı ve daha erdemli olanı yapmayı yalnızca pek az kavrayabilenler olageldiler! Çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinlerinden o geride bırakılanlara de ki: “Kişiyi aşağılanmış bir hâle getirip tiksinti verici büyük sıkıntılara düşüren kötülükte bir gücü zorbaca kullanan bir topluma ya da topluluğa karşı savaşmaya dâvet edileceksiniz! Ya onlarla öldürmek ve ölmek pahasına savaşırsınız ya da teslim olurlar! Artık eğer bu dâvete uyup bağlanarak peşinden gider ve itaat ederseniz, ALLAH size karşılık olarak elde edilmiş güzel bir kazanç verir! Ama andolsun ki, eğer daha önce dönmüş olduğunuz gibi dönerseniz, size çok büyük acı veren bir azâbda bulunur!” 48 el-Feth 15-16

* * *

Buraya kadar çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinlerinden günümüzde de şâhit olduğumuz olumsuz tavırları bildiriyor bize ALLAH’ımız, celle şânuhu. Ancak mubârek et-Tevbe sûresinin 99. ve 120. âyet-i kerîmelerinden öğrendiğimize göre, onların içinde Hakk ve Hakîkat bağlamında doğru ve düzgün olan kimseler de vardır:

Bismillahirrahmânirrahîm… Ama andolsun ki, çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri içinde, ALLAH’a ve andolsun ki, beşerî ölümden sonra gelen ebedî hayatın başlayacağı Âhiret Günü’ne îmân eden birileri var! Ve andolsun ki, onlar başkalarına yardım için, hiçbir karşılık beklemeksizin, cömertçe yaptıkları harcamaları ve bu sâyede kazandıkları büyük İslâm peygamberi Son Nebî Hz. Muhammed’in (ASVS) desteğini, yâni onayını, ALLAH katında, O’na bir yakınlaşabilme vesîlesi edinirler!

Dikkat edin! Şu kesin bir gerçek ki, bu, onlar için ALLAH’a bir yakınlaşabilme vesîlesidir! ALLAH onları rahmetinin içine dâhil edecektir! Şu kesin bir gerçek ki, ALLAH kullarını rahmetiyle sarmalayıp korur, rahmetini yaratmış olduğu bütün varlıklara, aralarında hiçbir ayırım gözetmeksizin dağıtır! 9 et-Tevbe 99

* * *

Bismillahirrahmânirrahîm… Bir “Çağdaş Uygarlık Merkezi”nin halkı ve onların çevrelerinde yaşayan, çağdaş büyükşehirlerin öncelikle ve özellikle en iyi eğitim görmüş, en kültürlü, en varlıklı sâkinleri için büyük İslâm peygamberi Son Nebî Hz. Muhammed’den (ASVS) geride kalmaları, yâni onu (ASVS) benimseyip kendilerine örnek almamaları olacak şey değildir! Onların içinde öyle kimseler vardır ve olacaktır ki, onun (ASVS) zâtına çok güçlü, çok büyük, yoğun bir tutkuyla arzulayıp dileyerek yönelmek yerine asla çok güçlü, çok büyük, yoğun bir tutkuyla arzulayarak kendi bencilliklerine yönelmezler! Onlar öyle kimselerdir ki, ALLAH’ın kolaylıklarla dolu yolunda gayret gösterirken, şiddetli bir susuzluk, bitkin düşüren bir yorgunluk ve andolsun ki, zayıflıktan karınlarının içe doğru çökmesine yol açan bir açlık bile asla etkilemez onları! Bir yere ayak bastıkları zaman orada Hakk ve Hakkîkat’i bildikleri halde onu, üzerini örtmek sûretiyle hem kendilerinden hem de başkalarından gizlemekte ve böylece Hakk ve Hakîkat’in inkârına yol açmakta inatla ısrar edenlerin büyük ve şiddetli öfkesine yol açarlar! Ve andolsun ki, birilerinin düşmanlığını kazanmak için asla çaba sarfetmezler! Bu tavır ve tutumlarının hepsi de onlara Hakk ve Hakîkat doğrultusunda ve Hakk Dîn’e îmânın gereği kasıtlı olaraka, bilerek-isteyerek dürüst ve erdemli bir şekilde gerçekleştirilmiş geliştirici ve ıslâh edici bir eylem olarak yazılır! Şu kesin bir gerçek ki, ALLAH, Hakk Dîn’in koyduğu ölçüler ve bildirdiği emirler doğrultusunda yapılması gereken bütün işleri en güzel şekilde yaparak ALLAH’a, O’nu her ân ve her yerde görüyormuşçasına kulluk edenlerin bunun karşılığı olarak elde ettikleri kazancın kaybolup gitmesine asla izin vermez!

9 et-Tevbe 120

* * *

Mubârek Kur’ân’ın bildirdikleri ne kadar da güncel değil mi?

Haydi gelin, mubârek Kur’ân’ın bildirdikleri hakkında hâlâ “târihselci” bir yaklaşım sergilemekte ısrâr eden kardeşlerimize bir selâm daha çakalım ve yolumuza devam edelim!

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.