islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6397
EURO
19,6536
ALTIN
1.080,38
BIST
5.005,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
17°C
İstanbul
17°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Çok Bulutlu
20°C
Pazar Çok Bulutlu
17°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
11°C
Salı Çok Bulutlu
11°C

Osmanlıların dünyaya katkıları 6: Konut yaşamı

Osmanlıların dünyaya katkıları 6: Konut yaşamı
Prof. Dr. Kutluk Özgüven

Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, izinsiz ve selam vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir. Öğüt alıp düşünmeniz umulur. (Nur Suresi 27)

Osmanlılar üç kültürün bir araya gelmesidir. Birincisi Orta Asya Oğuz Türklerinin, özgür ancak yaşamak için işbirliği protokollerine uyması gereken, mekana bağlı olmayan doğayla iç içe yaşam biçimi, ikincisi Roma devletinin yüzyıllar içinde oturmuş tarımsal-kentsel merkezcil uygarlığı, üçüncüsü ve en önemlisi de İslamiyet’tir Kuran-ı Kerim’dir, bunun tasavvufi yorumudur. Üçünün bileşimi Osmanlı’yı oluştursa da aslında en baskın olan İslami olandır.

Daha önce baktığımız veri yönetimi, devlet sistemi, müzik, sağlık sistemi gibi konuların yanısıra ev ve konut içindeki yaşamda da Osmanlıların dünyada bugünkü normların öncülü olduğunu görebiliriz. Günümüz mahrem ev yaşamı, hijyen, mobilyalar, mahremiyet, insani özellikler ve haklar Avrupa’da değil Osmanlı’da gelişmiş, buradan dünyaya bir standart haline gelmiştir. Kültürümüzü ve tarihsel geçmişimizi anlamak için bu yönden bakmalı, aslında küresel uygarlığın Osmanlı gibi, Endülüs gibi seçkin İslam kültürlerinden kaynaklandığını fark etmemiz gerekmektedir.

Doğallık ve sadelik

Osmanlılar Kuran-ı Kerim’in, Peygamberimizin yaşam örneğinin ve tasavvuf geleneklerinin ışığında alçakgönüllü, yürüyüşünde orta yol tutmuş bir halktı. Gösteriş Anadolu’da Rumlar zamanında da kötü karşılanan bir şeydi ancak bu Türklerle birlikte o dönemlerde şekil kazanmıştı. Zenginliği göstermenin yolu vakıflar, yardımlardı, gösterişli bir ev yaptırmak ve bunu halkın gözüne sokmak değildi.

Osmanlı için başta en uygun ev çadırdı. Toprağa basmak, doğanın parçası olmak Oğuzlar için çok önemliydi. Sonradan statik ev sahibi olmaları gerekince, taş evlerden çok tahta evleri yine doğaya yakınlık açısından tercih ettiler. Aslında bu tercihin bir nedeni de sık sık olan zelzelelerdi. Yıkılan taş evlerin aksine esnek ahşap evler, bunların daha az nem tutması, daha kolay ısınması önemli özelliklerdi. Hayvan kılından veya derilerden çadırlar kadar olmasa bile daha doğal, daha sağlıklıydı. Osmanlı mimarisi de o zamanın şartları dahilinde, Allah’ın yarattığı çevreye uyum sağlama çabasıyla oluşmaktadır. Büyük kamusal binalar yuvarlak, olabildiğince yere paralel, tabiattan ilham alan, mütevaziliğin hakim olduğu eserlerdi. Evler de yine bakıldığında doğanın parçası gibi, yanlarındaki Hristiyan evleriyle bile karşılaştırıldığında büyüklenmeyen yapılardı.

Bir Müslüman rekabet avantajı olarak temizlik

Osmanlılarda hijyen, temizlik sadece kültürel olarak değil askeri ve siyasi olarak da çok önemliydi. Temizlik daha az hastalık demekti. Bu da salgınlarda ölümlerin, samanlar üzerinde uyuyan, domuzlarla keçilerle aynı mekanda yaşayan henüz Osmanlı yaşam tarzına tam geçmemiş komşu Hristiyanları vurması, kapının önünde ayakkabısını çıkaran, girişte ceketini paltosunu bırakan, kirli yüzeylerden uzak kalan, mesafesini koruyan, hele kadınları adeta hijyen manyağı haline getirilmiş Müslümanlara dokunmamasıyla elde edilebilmekteydi. Balkanlarda bu farklar çok net görülmekteydi.

Balkan dilleri 19 ve 20. Yüzyıllarda Türkçe kelimelerden temizlenene kadar Balkan dillerinde hemen bütün ev eşyaları Türkçeydi. Hala çoğu Türkçedir. Bunun nedeni, Türkler gelmeden önce sıradan halkın bunları bilmemesi, çoğunun bir karşılığını olmaması, örneğin yatak, döşek, yorgan, yastık, kaşık, tepsi gibi çok sayıda temel unsurdan haberdar olunmamasıydı. Bunlar adeta bir insan hakkı standardı gibi her evde yayıldı.

Katlanabilir ve çok-işlevli Osmanlı mobilyalar

Bugün özellikle İskandinavlarda yaygın görülen katlanabilir ve çok-işlevli mobilyalar, pratik Osmanlı evlerinde ortaya çıktı. Diğer medeniyetler saraya ve elit sınıflara odaklıyken Osmanlı’da ayrı bir aristokrasi, bir elit sınıf yoktu. Örneğin bir paşa evi sıradan bir bakırcının evine benzer, belki daha büyük ve hizmetçi odalarını olduğu ama temel işlevleri birbirine yakındı. Bugün Yeni Osmanlı düşüncesini seslendirenlerin Osmanlı’nın en temel özelliğinin Kuran’dan gelen bu eşitlikçi yaklaşımı olduğunu unutmaması gerekmektedir.

Osmanlı’daki evler biraz günümüzdeki Japonlarınkine de benzer şekilde, mekanları değiştirilebilir şekildeydi. Döşekler dolaplardan gece çıkarılır, mekanlar yatak odası haline getirilir, gündüzse oturma odası yapılırdı. Divanların altları genelde depo olarak kullanılırdı. Mobilyanın mutlaka çok işlevi olurdu. Bugün bile İngilzce’de içi dolap olarak kullanılan oturma mobilyalarına Ottoman denmektedir.

Osmanlı ve konut içi tuvalet kavramı

Tuvaletler eskiden üç şekildeydi. Ya konutun dışında bir arazide yapılır gelinir, ya konuta yakın bir kulübeye yalıtılır ya da evde bir lazımlığa yapılır, bu lazımlık da bahçeye dökülürdü. Saraylarda bile bu üç yöntem uygulanırdı, Avrupa’da gelişkin arındırma sistemleri olmadığından mekan içi tuvalet kavramı yoktu.  Oysa Topkapı Sarayı’ndaki harem dairesinde bile mekan içi tuvaletleri görmekteyiz. Bu da İslam uygarlığındaki önceki uygulamalardan gelmektedir. Fakat Osmanlılar bunu zamanla sıradan evlere de taşıdılar ve ortaya ev içi tuvalet kavramı çıktı. Bu da evde daha rahat, ev giysileri giyilmesini mümkün kıldı. Tuvaletin konut içi hale gelmesiyle ev hayatı başladı, hijyen daha da ilerledi.

Mahremiyet ve hayvan hakları

Bugünden farklılıklara bakarsak, Osmanlı evleri mahremiyet açısından tasarlanmıştı. İslam evlerinde mahremiyet her zaman ileriydi. Örneğin pek çok ev bir duvarın içindeki yaşam külliyesi ve onun ortasındaki avlu ile vardı. Tahta Osmanlı evlerinin bu konsepti uygulamamasını nedeni mahalle sisteminden kaynaklanmaktadır. Mahalle, ailenin biraz daha ötesindeki birbirine çok yakın büyük aile tarzı bir gruptu. Mahallenin kendi camii, bakkalı, mektebi, fırını olur, mahallenin kendi köpekleri mahalleyi korurdu. Dışarıdan biri mahalleye yerleşemezdi. Bekarlar kesinlikle ev sahibi olamazdı. Bekarlar hiçbir mahalleye alınmadığı için evleninceye kadar otellerde kalırlardı. Kısaca mahremiyet bu geniş ailede Arap şehirlerine göre biraz daha hafifletilmişti.

Buna rağmen ev içinde kuvvetli bir ayrım olur, evin bir bölümü kalıcı ya da geçici olarak haremlik selamlık olarak kadın ve erkeklere ayrılırdı. Misafirler karşı cinsle karşılaşmadan ziyarette bulunabilirlerdi. Aile içinde kendilerine ait mahrem alanların bulunması da bugünkü bağımsız kendi odalar yaklaşımını başlattı. Hayvanlarıyla erzaklarıyla tek bir odada bir ocağın etrafında yaşayan sıradan insanlar bu konsepte bağlı olarak zenginlere, asillere mahsus bu özelliklere sahip olmaya başladılar.

Hayvanlar da toplumun parçası

Osmanlıların hayvanlara olan düşkünlüğü evde barındırmamalarına rağmen devam etti. Evlerin bahçelerinde kümes hayvanları, mahallelerde beslenen aileden gibi köpekler, onlarla kavga etmeden geçinen kedilerin yanı sıra, Türklerin kuşlara olan düşkünlüğünün bir göstergesi olan kuş evleri de pek çok Osmanlı evinde uçan dostlarımıza bir barınak olarak bulunurdu. Osmanlıların İnsan-ı eşrefi mahlukat olarak kabul etmesine rağmen hayvanlara İslamiyetteki kavramlar doğrultusunda önem vermesi, hayvanları da toplumun beslenmesi barındırılması gereken doğal üyeleri olarak kabullenmesi, günümüzdeki hayvan hakları bilincinin dünyada yayılmasına neden oldu.

Bugün bile Türk şehirlerindeki hayvanlarla uyumu turistler anlamakta zorluk çekiyorlar. Buna rağmen Batı etkisiyle maaşlı görevli mahalle köpeklerine sokak köpeği denmiş ve modern Avrupai yaklaşıma karşı denilerek bunlar Hayırsız Ada’ya ölmeleri, birbirini yemeleri için  Batıyataparlar tarafından nakledilmiş İstanbul’dan duyulan ölüm çığlıkları atarak can vermişti. Hemen ardından çıkan, Osmanlı tarihinin en korkunç felaketi olan Balkan Savaşı’nı halk buna bağlardı.

Evlerin içindeyse kuşlar ve kediler yaşamaya devam etti. Kuş türlerine meraklı kişiler bunların güvercinler ve kanaryalar bugüne kadar gelmiş biçimde koleksiyonuna, ticaretine devam ettiler.  İçinde kuş sesleri olan mahallenin sakin berber dükkanı hala erkeklerin huzur buldukları bir geleneksel psikolojik takviye mekan olarak anılarda kaldı.

Kısaca Osmanlının sıradan insanlara özgü, onların ağalarla beylerle paşalarla benzer düzeylerde yaşaması yönündeki çabaları günümüz çağdaş, hijyenik, mahrem, pratik, konforlu ev yaşamının temelini oluşturmuştur.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.