islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Hafif Yağmurlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Az Bulutlu
20°C

KULLARA KULLUKTAN KURTULMANIN ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU

KULLARA KULLUKTAN KURTULMANIN ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU

KULLARA KULLUKTAN KURTULMANIN ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU

İnsanlık tarihinin en kadim ve evrensel arayışlarından biri kime itaat edip, kime boyun eğeceğidir. Ancak hakiki itaat etme ve boyun eğiş, yalnızca fiziksel prangaların kırılması veya hukuki hakların elde edilmesiyle sınırlandırılamaz. İslam düşünce geleneğinde “kullara kulluktan kurtulmak” biçiminde kavramsallaştırılan bu varoluşsal mesele, insanın insana, nesneye veya dünyevi güce olan her türlü bağımlılığından sıyrılması anlamına gelir. Bu süreç, temellerini İslam düşünce paradigmasındaki varoluşsal idrakten alırken, toplumsal hayatta adalet, merhamet ve eşitlik temelinde yükselen köklü bir sosyolojik dönüşümle karşılık bulur.

Varlık Hiyerarşisi

Varlık boyutu açısından insana veya dünyevi güçlere kulluk etmek, evrendeki varlık hiyerarşisinin altüst edilmesi demektir. İnsanın kendisiyle aynı varoluşsal düzlemde yer alan bir başka yaratılmışa —ister bir insan, ister para, makam veya güç olsun— mutlak bir adanmışlıkla bağlanması, derin bir varoluşsal kopuş ve özden sapma doğurur. İslam düşünce paradigmasında bu durum, Tevhid ilkesinin zedelenmesi ve varlığın hakiki düzeninden sapması olarak ele alınır.

Bu çerçevede Tevhid, sadece Yaratıcının birliğini zihnen kabul etmekten ibaret değildir. O, yaratılmış olan her şeyin “göreli ve mümkün varlık”, Yaratıcının ise yegâne “zorunlu varlık” (vacibü’l-vücut) olduğunu sarsılmaz bir şuurla idrak etmektir. İnsan, kendi gibi aciz, sınırlı ve ölümlü bir varlığa ilahlık payesi biçtiğinde veya ona mutlak bir itaat sunduğunda ontolojik bir yanılsamaya düşer.

İslam düşünürlerinin sıklıkla vurguladığı üzere; tek bir Mutlak Güç’e (Allah’a) kulluk etmek, insanı diğer tüm sahte, geçici ve ezici bağımlılıklardan özgürleştiren yegâne yoldur. İnsan, Yaratıcı karşısında kendi acziyetini kabul edip O’na bağlandığı an, bütün yaratılmışların karşısında dik durma gücünü ve izzetini elde eder. Böylece insan, kendi idrak ve iradesini mutlak aşkınlık üzerinden inşa ederek sahte otoritelere karşı sarsılmaz bir özerklik kazanır.

Tahakkümün Yıkılması

Ontolojik düzeyde gerçekleşen bu zihinsel ve ruhsal idrak, kaçınılmaz olarak toplumsal alanda somut bir yansıma bulur. Sosyolojik açıdan kullara kulluk; kölelik sistemlerinden modern düzenlerin insanı araçsallaştırmasına, otoriteryen rejimlerden kabilecilik, ırkçılık ve sınıf ayrımcılığına kadar pek çok tahakküm biçiminde tezahür eder. Sorgulanmayan boyun eğme alışkanlıkları ve körü körüne itaat ilişkileri, toplumsal bağımlılığı ve sömürüyü derinleştirir.

İnsanın yalnızca Tek Olan’a kul olması, sosyolojik düzlemde efendi-köle diyalektiğinin ve güç odaklı hiyerarşilerin tamamen yıkılması anlamına gelir. Zira bütün insanların aynı Yaratıcı karşısında eşit derecede “kul” olduğu bilinci, doğuştan gelen üstünlük iddialarını, sınıfsal ayrıcalıkları ve haksız tahakküm mekanizmalarını geçersiz kılar. Tarihsel süreçte peygamberlerin ve ıslah hareketlerinin çağrıları incelendiğinde, bu mesajların her zaman dönemin egemen sınıfı mütegallibenin kurduğu sömürü ve baskı düzenine karşı doğrudan bir itiraz niteliği taşıdığı görülür. Kullara kulluktan kurtuluş; sınıfsal sömürüye, siyasi baskılara, gücün kutsanmasına ve kitle kültürünün bireyi tektipleştiren hegemonyasına karşı sosyolojik bir başkaldırı ve bilinçlenme hamlesidir.

İnsan Onuruna Yaraşır Toplumsal Bir Düzen

Özetle, kullara kulluktan kurtulmak, İslam düşünce paradigmasında insanın evrendeki ve varlık alemindeki doğru konumunu bulması; sosyolojik olarak ise adil, eşit, hür ve insan onuruna yaraşır bir toplumsal düzenin inşa edilmesidir. Mutlak olana yönelen bir adanmışlık, görece ve geçici olan hiçbir güce boyun eğmemeyi beraberinde getirir. İnsan ancak hemcinslerinin, dünyevi arzuların ve kendi nefsinin esaretinden sıyrıldığı ölçüde yaratıcısına kul olabilir. Böylelikle hem bireysel hem de toplumsal düzeyde hakiki anlamda “insan” olma erdemine ulaşır.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.