islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
14°C
İstanbul
14°C
Hafif Yağmurlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Az Bulutlu
20°C

ÖLÜMLÜ İLAHLARIN GÖLGESİNDE ADALET ARAYIŞI: SİYASÎ TEOLOJİ, İSTİSNA HÂLİ VE TÜRKİYE’DE DEVLETİN SINIRLARI

ÖLÜMLÜ İLAHLARIN GÖLGESİNDE ADALET ARAYIŞI: SİYASÎ TEOLOJİ, İSTİSNA HÂLİ VE TÜRKİYE’DE DEVLETİN SINIRLARI

ÖLÜMLÜ İLAHLARIN GÖLGESİNDE ADALET ARAYIŞI: SİYASÎ TEOLOJİ, İSTİSNA HÂLİ VE TÜRKİYE’DE DEVLETİN SINIRLARI

Mirat-Haber yazarı Sayın Yakup Döğer, 15 Ekim 2026 tarihli “Ölümlü Bir İlah Olarak Modern Devlet: Laik ve Seküler İktidarların Mutlak Gücü” başlıklı ufuk açıcı yazısında, modernleşme dalgasıyla birlikte küresel siyaset sahnesinde yaşanan paradigma değişimini son derece berrak bir biçimde gözler önüne seriyor.

https://www.mirathaber.com/olumlu-bir-ilah-olarak-modern-devlet-laik-ve-sekuler-iktidarlarin-mutlak-gucu/

Döğer’in de isabetle vurguladığı üzere; meşruiyetini geleneksel değerlerden veya kutsal metinlerden alan yönetim yapıları yerini seküler ulus-devlet modeline bırakırken, iktidar, yalnızca rasyonel bir çizgiye çekilmemiş; aksine geleneksel bağlarından kopan modern devletler kendilerini yeryüzünün yeni ve ölümlü ilahları olarak inşa etmiştir. Semavî dinlerin Tanrı’ya atfettiği mutlak egemenlik, kural koyma ve yargılama yetkilerini kendi kurumsal kimliğinde toplayan bu yeni aygıt, insanlığı aşkın bir Tanrı’nın otoritesinden kurtarma iddiasıyla yola çıkıp, her an her yerde hazır ve nazır olan bürokratik bir mekanizmanın cenderesine itmiştir. Döğer’in işaret ettiği bu acı gerçeklik, modern siyaset felsefesinin ve anayasa hukukunun en temel sorun alanlarından birine temas etmektedir: İktidarın sınır tanımayan bu “ilahlaşma” eğilimi, pratik sahada kendisini nasıl meşrulaştırmaktadır?

İstisna Hâli ve Sınırsız İktidarın Meşrulaştırılması

Devletin bürokratik bir ilah gibi hareket etmesinin en somut mekanizması, Alman siyaset teorisyeni Carl Schmitt’in (1888-1985) kavramsallaştırdığı “İstisna Hâli” olgusunda saklıdır. 20. yüzyılın en etkili ve tartışmalı anayasa hukukçularından biri de olan Schmitt, egemenliği tam da bu noktada tanımlar: “Egemen, istisna hâline karar verendir.” Kriz, savaş veya toplumsal çalkantı anlarında mevcut hukuk düzenini askıya alma, kanunların ne zaman ve kimin için işleyeceğine tek başına karar verme yetkisi; dinî literatürdeki “ilâhî kudret” kavramının sekülerleşmiş bir yansımasından başka bir şey değildir.


Resim: Carl Schmitt, ‘istisna hâli’ ve ‘siyasî teoloji’ kavramlarıyla 20. yüzyıl siyaset felsefesi ile anayasa hukukunu derinden etkilemiş Alman bir hukukçudur. Devleti ve egemenliği olağan hukuk kurallarıyla değil, kriz anlarında hukuku askıya alma yetkisiyle tanımlayarak, modern iktidarın sınırlarına dair en sarsıcı tartışmaları başlatmıştır.

Olağanüstü durumlarda hukuku devre dışı bırakan devlet, kendi sınırları içinde sorgulanamaz ve yargılanamaz bir otoriteye dönüşür. Böylece hukuk, kişinin haklarını devlete karşı koruyan bir kalkan olmaktan çıkar; devletin arzularına göre biçimlenen, bükülen ve araçsallaştırılan bir enstrüman hâline gelir. Bu durum, İngiliz filozof Thomas Hobbes’un (1588-1679) asırlar önce kavramsallaştırdığı “Leviathan” yani “Ölümlü Tanrı” figürüyle birebir örtüşmektedir. Toplumun güvenliğini sağlama vaadiyle fizikî zor kullanma yetkisini tekelinde toplayan modern devlet, teknolojik imkânların da katlanmasıyla insan ve toplum üzerinde tarihte hiç görülmemiş bir denetim mekanizması kurmuştur.

Resim: Thomas Hobbes, 'Leviathan' yani 'Ölümlü Bir Tanrı' kavramıyla halkın güvenliği adına iktidarın tek bir merkezde toplandığı mutlakiyetçi ve sınırsız bir devlet modelinin kuramsal mimarı olmuştur.

Resim: Thomas Hobbes, ‘Leviathan’ yani ‘Ölümlü Bir Tanrı’ kavramıyla halkın güvenliği adına iktidarın tek bir merkezde toplandığı mutlakiyetçi ve sınırsız bir devlet modelinin kuramsal mimarı olmuştur.

Erken Cumhuriyetten Darbe Rejimlerine Hukukun Askıya Alınması

Türkiye’nin yakın tarihi ve siyasî serüveni incelendiğinde, bu “İstisna Hâli” mantığının ve devletin kendini hukukun üstünde bir aşkın otorite olarak konumlandırmasının son derece somut ve acı örnekleriyle karşılaşılır. Bu kronolojik hat, güvenlik ve rejim kaygıları adına temel hukuk ilkelerinin nasıl kolayca feda edilebildiğini açıkça sergiler.

Kemalist Rejim Dönemi: Cumhuriyet’in erken döneminde, 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu, bu pratiklerin ilk tipik tezahürlerinden biridir. Toplumsal muhalefeti bastırmak ve devletin belirlediği toplumsal mühendislik hedeflerini uygulamak maksadıyla yürürlüğe konulan bu kanun, olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkemeleri ile desteklenmiş ve binlerce kişi idam edilmiştir. Hukukî güvencelerin askıya alındığı, basın özgürlüğünün ve siyasî muhalefetin kısıtlandığı bu dönemde Kemalist rejime dayanan otoriter devlet; neyin makbul, neyin tehdit olduğuna tek başına karar veren mutlak bir güç figürü olarak davranmıştır.

Askerî Darbeler: Benzer bir anlayış, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve ardından gelen 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde de tezahür etmiştir. 1960 darbesiyle seçilmiş hükümet devrilmiş, kurulan Yassıada yargılamalarıyla hukuk, iktidarı ele geçiren odakların siyasî arzularını meşrulaştırma aracına dönüştürülmüştür. 1980 darbesinde ise toplumsal huzuru ve devletin bekasını sağlama gerekçesiyle anayasa mülga edilmiş, temel hak ve özgürlükler tamamen rafa kaldırılmıştır. Her iki askerî müdahalede de devlet mekanizması, toplumu kendi zihniyetine göre yeniden biçimlendirmeyi hak gören, yargı denetiminden muaf bir “kurtarıcı” edasıyla hareket etmiştir.

Postmodern Baskılardan KHK Rejimine Kutsal Devlet Zihniyeti

1990’lı yılların sonlarında yaşanan 28 Şubat süreci ise, güvenlik odaklı “kutsal devlet” zihniyetinin bürokratik ve yargısal mekanizmalar üzerinden nasıl işletildiğinin bir başka çarpıcı örneğidir. “Bin yıl süreceği” iddia edilen bu örtülü darbe döneminde, toplumun belirli kesimleri ve inanç değerleri tehdit kategorisine alınmış; Milli Güvenlik Kurulu kararları ve Batı Çalışma Grubu gibi yapılar vasıtasıyla hayatın her alanına müdahale edilmiştir. Hukuk kuralları, devletin bekası kılıfı altında çiğnenmiş; inançlı insanlar, akademisyenler, öğrenciler ve kamu çalışanları inançları ve yaşam tarzları sebebiyle fişlenmiş, çalışma ve eğitim haklarından mahrum bırakılmıştır. Başörtülü öğrencilere ve onlara destek veren akademisyenlere soruşturmalar açılmıştır.

Son olarak, 15 Temmuz melun darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) süreci ve bu dönemde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), istisna hâlinin ne denli geniş ve yıkıcı boyutlara ulaşabileceğini göstermiştir. Darbe tehdidine karşı devletin kendini koruma hakkı şüphesiz meşrudur; ancak bu süreçte çıkarılan KHK’lar ile suçun şahsiliği, savunma hakkı ve masumiyet karinesi gibi evrensel hukuk ilkeleri geniş çapta göz ardı edilmiştir. Yargı kararı olmaksızın, idarî listelerle yüz binlerce vatandaş işinden edilmiş, sosyal ölüme terk edilmiş ve kurumsal yapılar neyin tehdit olduğuna tek başına karar veren sorgulanamaz birer merkeze dönüşmüştür. Binlerce masum insanın mağdur olduğu bu tablo, devletin kendini adeta Rabbaniyet makamında gördüğü, kendi koyduğu evrensel hukuk kurallarını dahî hiçe saydığı anların somut bir göstergesidir.

Çıkış Yolu: Sınırsız Güçten Evrensel Adalete

Netice olarak, Yakup Döğer’in dikkat çektiği tarihî ve sosyolojik zemin göstermektedir ki devleti “beka” ve “güvenlik” kalkanı arkasına saklanan denetlenemez bir “ölümlü ilah” olmaktan çıkarmanın tek bir yolu vardır: En ağır kriz ve tehdit anlarında dahî hukukun üstünlüğünden taviz vermemek ve iktidarın gücünü evrensel adalet ilkeleriyle sınırlandırmaktır. Devletin asli varlık sebebi, yeryüzünde tanrılık taslayarak vatandaşlarını baskı altına almak ve temel ilkeleri hiçe saymak değil; kendi acziyetini ve sınırlarını bilerek, adaleti tesis etmek, temel hakları şartsız korumak ve insana hizmet etmektir. Aksi takdirde, hangi ideoloji adına hareket ederse etsin, kontrolsüz güç kendi insanını yutan devasa bir mekanizmaya dönüşmekten kaçınamayacaktır.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.