islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,7682
EURO
35,0901
ALTIN
2.459,44
BIST
10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Pazartesi Açık
30°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

KUR’AN VE İKİ MÜSLÜMAN TİPİ

KUR’AN VE İKİ MÜSLÜMAN TİPİ

Kur’an’da, iki farklı Müslüman tipinden ve kişilik özelliklerinden söz edildiği görülür.  Bunlardan biri, İslâm’ı kabul eden,  onu tanıyan, fakat imanı tam olarak kalbine yerleşmemiş olan Müslüman tipi, diğeri ise İslâm’ı kabul eden ve  bütün benliği ile ona inanan Müslüman tipidir. Birinci tip ile  ilgili olarak onda  şu bilgilerin  yer aldığı görülmektedir:

Ey Peygamber! Bir kısım bedevî Araplar sana gelip, “Biz iman ettik” demişlerdi. Sen onlara de ki: “Siz, gerçek mânada iman etmediniz, en iyisi siz, ‘ Müslüman/teslim olduk’ deyin. Çünkü iman sizin yüreklerinize henüz tam olarak yerleşmedi. Eğer Allah’a ve Elçisine gerçekten itaat ederseniz, Allah yaptığınız hiçbir iyi işi karşılıksız bırakmaz. Çünkü Allah Gafûr’dur; yürekten iman edenlerin günahlarını bağışlar, Rahîm’dir; kullarına karşı daima şefkatli ve merhametlidir.

Gerçek müminler, Allah’a ve Elçisine yürekten inanan, inançlarında şüpheye hiç yer vermeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. Onlar iman konusunda özü sözü bir olanlardır[1]

Bu ayetin nüzul sebebi olarak hicretin dokuzuncu yılında çölde yaşayan  bazı  Arap kabilelerine mensup bedevîlerin heyetler halinde Hz. Peygambere gelerek Müslüman olduklarını söylemeleridir. Bu sebeple sadaka ve sosyal yardımlardan kendilerine pay verilmesini istemeleri üzerine nazil olduğu rivayet edilir. [2]  Nitekim bu ayetlerin devamı da  bu konuyla ilgilidir ve şöyle  denilmektedir:

Ey Peygamber! De ki: Dininizi (nasıl bir imana sahip olduğunuzu) Allah’a siz mi öğreteceksiniz? Oysa Allah (sadece sizin kalplerinizdekileri değil) göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. O her şeyi hakkıyla bilendir.

Bu bedevîler, “(Biz seninle savaşmadan) Müslüman olduk” diye bunu senin başına kakıyorlar. Sen onlara de ki: “Müslüman olmanızı başıma kakmayın. Eğer (imanınız konusunda) gerçekten doğru söylüyorsanız, imanı nasip ettiği için, asıl sizin Allah’a minnet borcunuz vardır.”[3]

Bu ayetin nüzul sebebi olarak da Benî Esed b. Huzame kabilesine mensup bazı bedevîlerin, Medine’ye gelip  Resulullah’ın huzuruna çıktıkları  ve kelime-i şehadet getirerek  Müslüman olduklarını söyleyerek  [4]. “Ey Allah’ın elçisi, biz Müslüman olduk. Araplar  seninle  savaşırken, biz seninle savaşmadık’. Dedikleri,  bunun  üzerine  Resulullah’ın da  “Bunların anlayışları ne kadar kıt, şüphesiz şeytan  onların dilinden konuşuyor”. Diye karşılık verdiği nakledilir.[5]

İkinci tip ile  ilgi ayetlerde ise  şu bilgilerin  yer aldığı görülmektedir:

“Rabbi ona, ‘Bana yürekten teslim ol’ dediğinde İbrahim, ‘Evet  ben alemlerin Rabbine yürekten teslim oldum’ demişti.”[6]

“Yusuf (Sözlerini şu dua ile bitirdi:) “Rabbim! Bana makam, mevki ve iktidar lutfettin. Rüyaların, olayların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan Rabbim! Dünyada da ahirette de velînimetim Sensin. Benim canımı Sana yürekten teslim olmuş, Müslüman biri olarak al ve beni  sâlih kullarının arasına kat.” [7]

“Ey Peygamber! De ki: Müslüman olanların ilki olmam bana emredildi.”[8] 

“Onlar, Müslüman olurlarsa doğru yolu bulmuş olurlar.”[9]

Bu ayetlerden başka Hz. Nuh’un kavmine, “Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum”[10]; Havarilerin de Hz. İsa’ya söylediği “Biz Allah’a iman ettik, şahit ol biz Müslümanlardanız”[11]   sözleri de ikinci Müslüman tipini   tanımlar.

Birinci tip ile ilgili  verilen bilgilerden Hz. Peygamber’e gelerek  yardım talep eden  bedevîlerin, bu talebi  usulüne uygun yapmadıkları, “kaş yapayım derken göz çıkarttıkları” ve bu nedenle de amaç ile  araç arasındaki  uyumsuzluğa dikkat çekildiği anlaşılıyor. Nitekim

“Ey Peygamber! Odaların arka tarafından  sana seslenenlerin çoğu, aklı ermeyen cahil kimselerdir. Onlar sabretseler ve  evden çıkıp yanlarına gelmeni bekleselerdi, kendileri için daha iyi olurdu.” [12] Ayetleri   de  bu tarz  davranışları kınıyor.

İkinci tip ile ilgili   olarak da Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf   ve  Hz.  Muhammed  üzerinden inanan, samimi, bütün benliği ile  Allah’a teslim olan  hasbî, çıkar ilişkisi gözetmeyen, nefsine hakim, adil Müslüman tipi tanımlanıyor. Kısaca bu ayetler başta olmak üzere  Kur’an’ın genel muhtevası, çıkar amaçlı/hesabî davranışlarla, çıkar amaçlı olmayan / hasbî davranışlar arasındaki  farkı, dolayısıyla iki Müslüman tipini ve kişiliğini  gözler önüne seriyor.

Yukarıda zikredilen  ilk ayette “A’râbî/”bedevî” kavramının  kullanılmış olması, dolaylı olarak medenî/şehirli kavramını çağrıştırıyor, gelenlerin bedevî olmaları hasebiyle nezaketten, usul ve erkandan uzak oldukları   mesajı   veriliyor. Nitekim  Orhan Karmış da DİA İslam Ansiklopedisine yazdığı  “A’râb” maddesinde bu konuya şöyle  temas ediyor:

“A‘râb kelimesinin Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok yerdeki kullanılışının zihinlerde bıraktığı imaj cahil, görgüsüz, katı ve inatçı insan tipidir. Medenî ve içtimaî hayatın gereklerinden habersiz, usul ve nizam tanımayan tutum ve davranış sahiplerini ifade eden bu kelime, genel olarak Allah ve resulünün hoşnut kalmadığı kişi ve toplumlara alem olmuştur. İlgili âyetlerden anlaşıldığına göre, bedevîlerin Hz. Peygamber ve İslâm’a karşı tavırları hemen her zaman kendi menfaatlerini gözetme esasına dayalı olmuştur. Bunlar önceleri Arabistan yarımadasındaki nüfuzu sebebiyle Kureyş’in yanında yer almışlar, daha sonra İslâm’a temayülleri ise genellikle menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmiş ve görünüşte kalmıştır. Diğer taraftan bedevîlerin hayat tarzları gereği Müslümanlarla fazla temasta bulunmamaları ve Resûlullah’ın sohbetinden uzak kalmaları da onların İslâm’ı anlama ve yaşamaları hususunda aleyhlerine bir durum doğurmuştur”. [13]

Bu açıklamalardan da  anlaşılıyor ki, medenî olmak ve bunun için de  çaba göstermek gerekiyor.

Medenî olmak ise nerede ikamet ederse etsin bedevî gibi  düşünüp  bedevî gibi yaşamamak;  görgülü,  kurallı ve ilkeli bir hayat yaşamak anlamına geliyor. Zira medenî tutum ve davranışlardan yoksun kişilerin,  güven verici ve etkileyici   tavırları bulunmuyor. Çünkü gerçek imanın yerleşmediği ve içselleştirilmediği çorak gönüllerden, bu çoraklığın davranışlara yansımaları görülüyor.

Bu nedenledir ki içleri çorak insanların, dışları da çorak oluyor. Nitekim günümüzde Müslüman olduğunu söyleyen nice kimselerin, komşularına eziyet ederek; trafik kurallarına uymayarak; başkalarının haklarını gasp ederek, kul hakkı yiyerek;  iftira ederek, zanda bulunarak, ayıpları araştırarak, gıybet ederek, sözünde  durmayarak, makam ve mevki için haksızlık yaparak  yaşamaları,   sosyolojik  bağlamda   medenî olmayan  fakat bedeviliği de çağrıştıran davranış tarzları olarak algılanıyor.

Buna karşılık  Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve Hz. Muhammed’in temsil ettiği Müslüman tipi ve kişilik özellikleri ise  insanlığa  medenî davranış tarzları olarak sunuluyor, öneriliyor  ve  Müslüman kişiliğin de buna göre  oluşması ve şekillenmesi isteniyor. Dolayısıyla oranları farklı olsa da sosyal hayatta bu iki Müslümana tipine rastlamak söz konusu oluyor. Ancak Önerilen bu kişilik özelliklerine yeterince  sahip olmayan ve  bu nedenle de olumsuz davranışlarda bulunan kişilerin, toplumda daha çok dikkat çektiğini ve eleştirildiğini  de unutmamak gerekiyor. Nitekim internet sitelerinde yer alan şu hikaye, buna bir örnek  teşkil ediyor:

“Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan  bir adam, arazisi üzerine genelev inşa etmeye başlar.

İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz ederler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına yasal olarak karşı çıkamazlar. Her gün beddua etmekten başka çareleri de yoktur. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala bir yıldırım düşmesi sonucu o bina yıkılır. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek duymazlar. Bunun üzerine  genelev sahibi, cami imamının ve cemaatin direk veya dolaylı olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açar. Cami imamı ve cemaat ise  savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz ederler. Ve bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmezler.

Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle inceler. Ve taraflara dönüp: “Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum. Dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan ve inkar eden bir imam ve cemaati…!” der.

Bu hikayede  önemli olan verdiği  mesajdır. Bu mesaj da hasbîlik yerine hesabîliğin etkin olduğun kişiliksiz davranışların, insanlar üzerinde bıraktığı  olumsuz intibalar ile  alakalıdır.  Bu nedenle Kur’an, bizden  bedevîler gibi hesabî Müslüman değil; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve Hz. Muhammed gibi  hasbî Müslüman olmamızı istiyor.  Nitekim Hz. Peygamber’in  de  bu amacı  gerçekleştirmek için yoğun çaba  harcadığı  biliniyor.

[1] Hucurat,49/ 14-15.

[2] Mukatil  b. Süleyman, Tefsir, Beyrut 2002, s. 264

[3] Hucurat,49/ 10-17.

[4] Vâhidî, Esbâbı- Nüzûl, Kahire 1968, 266.

[5] İbn Kesir, Tefsir  Kahire Tarihsiz, 7/ 369.

[6] Bakara,2/131

[7] Yusuf,12/101.

[8] En’am, 6/14.

[9] Al-i İran,3/20.

[10] Yunus,10/22.

[11] Al-i İmran,3/52

[12] Hucurat,49/4-5.

[13]  Orhan Karmış, A’râb, DİA İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1991, 3/ 242.

MİRATHABER.COM – YOUTUBE 

PROF. DR. CELAL KIRCA

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.