
KUR’AN’DA ADI GEÇEN BESİNLER “SOĞAN”
Bir zamanlar siz de: “Ey Mûsâ! Tek çeşit yemeğe artık dayanamayacağız. Bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği şeylerden; sebze, kabak, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın!” (Bakara 61)
Soğan, Soğangiller familyasındaki Allium cinsine dâhil bütün bitkilerin genel adıdır. Özellikle Allium cepa türünü anlatmak için kullanılır ve bu anlamda “bahçe soğanı” olarak da adlandırılabilir. Yumrusu ve yeşil yaprakları yemeklere tat vermek için kullanılır.
Soğan bitkisinin en az 7000 yıldır yetiştirildiği bilinmektedir. Sonbaharda ve kışı geçirdikten sonra baharda toplanan türleri vardır. Soğan bitkisi 15-45 santim boyunda olur. Yaprakları taze olarak tüketilebileceği gibi, belli bir olgunluğa eriştikten sonra kökü büyümeye başlar ve sonunda yaprakları kurur.

Soğan kesildiğinde ortaya çıkan ve göz yaşartıcı,
cu bir gaz olan syn-propanethial-S-oxide’in soğanın kendini saldırılardan korumasını sağladığı düşünülmektedir.
2016 yılı itibariyle Dünya’da 93,2 milyon ton soğan üretilmekteydi. Başlıca üreticiler, Çin (23,8 milyon ton), Hindistan (19,4 milyon ton), Mısır (3,1 milyon ton), ABD (3,0 milyon ton), İran (2,3 milyon ton) ve Türkiye’dir (2,1 milyon ton) [2]. Soğan, dünyada domatesten sonra en fazla üretilen sebze konumundadır.
Çiğ soğanın yapısında %89 oranında su, %9 karbonhidrat, %1 protein, %2 lif ve çok az yağ vardır. Bu açıdan soğandaki temel besin öğeleri içeriğinin az olduğunu söyleyebiliriz. Kalori ve günlük besin ihtiyacını karşılama açısından fakir olsa da içerdiği 60’ın üzerinde vitamin ve eser element sayesinde çok değerlidir
100 gram çiğ soğanın besin değeri

PubMed’de (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/) 17 Temmuz 2018 tarihinde “Allium cepa » anahtar kelimesiyle yapılan bir aramada 1696 adet bilimsel makale tespit edilmiştir. Bunlardan derleme tarzındaki 39 makale ve uygun bulunan bazı diğer makaleler incelenmiştir.
Soğandaki bileşenlerin anti kanser, pıhtılaşmayı önleyici (anti trombosit), pıhtıyı önleyici (fibrinolitik, anti trombotik), astımı önleyici (anti astmatik), kolesterol düşürücü ve antibiyotik gibi sağlıkla ilgili birçok etkisi gösterilmiştir . Soğan ve sarımsağın bazı açılardan benzer etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Soğandaki sağlığa faydalı bileşenlerin esas olarak flavonoller, antosiyaninler ve alkil sistein sulfoksitler olduğu bildirilmiştir (Şekil 1). Bu etkilerin içerikteki sülfür maddelerini allinaz enzimi aracılığıyla bir grup disülfit, trisülfit ve polisülfite dönüştürerek gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Soğandan 17 çeşit organosülfit izole edilmiştir. Pişirme tarzının da organosülfitleri koruma açısından önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bütün olarak fırınlanan veya kaynatılan soğanlarda organik polisülfitlerin %95’i, parçalanarak fırınlanan veya kaynatılan soğanlarda ise organik polisülfitlerin %76-80’i kaybolmaktadır. Soğandaki biyoaktif maddelerden polifenollerin incelendiği bir araştırmada organik ve organik olmayan soğan üretimleri arasındaki farka da dikkat çekilmiştir. Organik üretim yapılması halinde soğandaki biyoaktif fenol içeriği çok daha fazla olmaktadır.

Soğandaki sağlığa faydalı bileşenler
Bir maddenin insan vücudunda (in vivo) etkili olup olmayacağını anlamamız için sindirim sisteminden ne kadar emilip, etkisini ne kadar gösterdiğinin bilinmesi gerekir. Gönüllü insanlarda yapılan bir deneyde soğan yendikten dört saat sonra kanda lenfosit DNA’larında yıkıma karşı direncin arttığı ve DNA oksidasyonunun bir göstergesi olan idrarda 8-hydroxy-2’-deoxyguanosine miktarının azaldığı gözlenmiştir . En fazla flavonoid kaybı soğan soyulurken ortaya çıkmaktadır. Pişirme, dondurma veya iki saate kadar sıcak tutmanın flavonoid içeriğine önemli bir etkisinin olmadığı bulunmuştur.
Kanserden koruyucu etkinin quercetin aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir [3]. Soğandaki flavonoidlerin %98’ini Quercetin-3,4’-di-O-glucoside (3,4’-Qdg) ve quercetin-4’-O-glucoside (4’-Qmg) oluşturmaktadır. Kanser hücresi kültürlerinde 4’-Qmg’nin kanser büyümesini baskıladığı saptanmış ve bu maddenin kanser tedavisi açısından geliştirilmesi önerilmiştir [12]. Belman 1983’te farelerdeki deneylerinde soğan yağının sarımsağa göre daha güçlü bir kanser önleyici olduğunu ispatlamıştır [13]. Araştırmalar, soğanın lösemi, yemek borusu kanseri, mide kanseri ve beyin tümörledinden koruyucu etkisinin olduğunu düşündürmektedir.
Soğan ekstrelerinin mantar ve bakterilere karşı etkisinin olduğu bilinmektedir. Soğan yağı birçok gram pozitif bakteriye karşı etkili bulunurken gram negatif bakterilere karşı etkisiz bulunmuştur. Soğan ekstrelerinin diş çürümelerine yol açan bakterilere karşı da etkili olduğu bilinmektedir. Soğandan fistulosin denen ve Fusarium oxyporum denen bir mantar çeşidine karşı etkili olan bir madde de izole edilmiştir [17].
Soğan ekstresinin ratlarda ince bağırsaklardaki sukra enzimini yüksek oranda 0,03 ± 34,0) mg/mL, IC50) baskıladığı, böylece yemekten sonraki kan şekeri yükselmesini azaltıcı etki oluşturduğu bilinmektedir [18]. Ayrıca soğanın diyabetik ratlarda kan şekerini düşürücü etkisinin olduğu da bulunmuştur [19].
Aerobik metabolizma (oksijenli solunum) sırasında
hücreler, reaktif oksijen türleri veya serbest radikaller tarafından başlatılan oksidatif hasara eğilimlidir. Bitki hücreleri, hücresel hasara karşı koruma sağlayan, C vitamini, E vitamini, glutatyon ve fenolikler (flavonoidler dahil) gibi karmaşık bir antioksidan bileşen dizisi içerir. Antioksidan açısından zengin besinler kanserden kronik hastalıklara ve enfeksiyonlara kadar bir dizi sağlık sorununda koruyucu etkiye sahiptir. Elma, muz ve portakaldan sonra gelmekle birlikte, soğanın da güçlü bir antioksidan etkisi vardır. Soğan türleri arasında da antioksidan özellikler açısından farklılıklar vardır. Arpacık soğanının diğer soğan türlerine daha fazla fenol içeriğine ve antioksidan etkiye sahip olduğu bildirilmiştir. Soğan çeşitlerinin antoksidan özellikleri Tablo 2’de görülmektedir. Mor soğanın içindeki beyaz yapraklarına göre dıştaki renkli yapraklarının daha fazla antioksidan özellik içermeleri dikkat çekicidir.

Soğandan ayrıştırılan iki madde olan etanol ekstresi (ethanolic extract) ve rezidü’nün (residue) sağlıklı ratlarda kan yağlarını düşürücü bir etkisinin olmadığı bulunmuştur . Bununla birlikte, soğanın kan yağ dengesini düzenlemede faydalı olduğunu gösteren çalışmalar da vardır . Domuzlarda yapılan bir deneyde soğanın cavalier ve destiny türlerinin kan yağlarına olan etkisi karşılaştırılmıştır. Her iki grupta da triaçilgliserol düzeylerine anlamlı bir düşüş bulunmakla birlikte, destiny türünde düşüşler daha belirgin olmuştur . 1999’da yapılan bir araştırmada da soğanın diyabetik nefropatide kan kolesterol düzeyini düşürmek suretiyle fayda sağladığı bulunmuştur .
Soğanın kalın bağırsaktaki bakteri dengesini iyi bakteriler (bifidobakteriler, laktobasiller) lehine değiştirerek de faydalı olduğu gösterilmiştir. Muhtemelen prostanoid metabolizmasını baskılamak suretiyle, deriye bölgesel olarak uygulanan soğanın enflamasyonu (yangıyı) ve ödemi azalttığı da gösterilmiştir.
Soğanın oluşturduğu ağız kokusu rahatsız edici olduğu için işleme tabi tutulmuş tablet ve toz formları geliştirilmiştir. Diğer taraftan, soğandaki etken maddeleri izole edip sadece bunların tedavi amacıyla sunulması çalışmaları vardır. Bununla birlikte, şu nokta göz ardı edilmemelidir: Soğandan elde edilen faydalar muhtemelen içeriğindeki bileşenlerin ortak etkisi nedeniyle oluşmaktadır. Bu nedenle, günlük haplar yutarak şifa bulmayı hayal etmek yerine çeşitli soğan sunumlarını içeren sağlıklı bir beslenme tarzının benimsenmesi daha doğru olacaktır. Mesela sarı kantarondaki (St John’s Wort) entidepresan madde olan hypericin’in izole edilip ayrı olarak verilmesi bitkinin bütün olarak verilmesine göre daha az etki sağlamıştır [26].
Günlük enerji miktarına göre >25g/MJ soğan tüketiminin eritrosit sayılarında azalmaya yol açabileceği saptanmıştır.