Kurban: Kesilen Hayvan mı, Allah’a Yaklaşan Kalp mi?
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, Hac Suresi 37. ayette şöyle buyuruyor:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Allah’a ulaşacak olan yalnızca sizin takvanızdır.”
Bu ayet-i kerime, kurban ibadetinin özünü ortaya koyan en büyük ölçülerden biridir. Çünkü Rabbimiz burada bize açıkça şunu öğretmektedir: Allah’ın istediği şey et değildir, kan değildir, gösteriş değildir. Allah’ın istediği; teslim olmuş bir kalp, samimi bir niyet ve takva sahibi bir kuldur.
Bugün ne yazık ki birçok ibadette olduğu gibi kurban ibadeti de zaman zaman ruhundan koparılarak sadece bir ritüele dönüştürülebiliyor. İnsanlar kurbanı kesiyor, eti dağıtıyor, görev tamamlandı zannediyor. Oysa kurban sadece kesmek değildir; kurban yakınlaşmaktır.
Zaten “kurban” kelimesi, “karib” kökünden gelir. Yani yaklaşmak…
Demek ki kurbanın asıl maksadı, Allah’a yaklaşmaktır.
Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz kestiğimiz kurbanlarla Allah’a gerçekten yaklaşabiliyor muyuz?
Bayram günü elimiz bıçağı tutarken, yüreğimiz Rabbimize yöneliyor mu? O hayvan yere yatırıldığında, içimizde bir teslimiyet hissediyor muyuz? İbrahimce bir sadakat, İsmailce bir teslimiyet taşıyor muyuz?
Yoksa kurban bizim için sadece birkaç kilogram etten, birkaç fotoğraftan ve birkaç günlük gelenekten mi ibaret kaldı?
Hazreti İbrahim’in imtihanı aslında bir hayvan kesme imtihanı değildi. O, Allah için en sevdiğini feda edebilme imtihanıydı. Çünkü Allah, kulunun bıçağı eline almasını değil; kalbini teslim etmesini istiyordu.
İşte kurbanın özü budur.
Bugün belki de en çok kesmemiz gereken şey; kibirlerimizdir, cimriliğimizdir, nefsimizdir, dünyaya aşırı bağlılığımızdır. Çünkü insan sadece hayvan keserek değil; içindeki putları kırarak Rabbine yaklaşır.
Kurban keserken gözlerimiz dolabiliyor mu?
“Ya Rabbi, sana layık bir kul olamadım ama senin rızanı istiyorum” diyerek birkaç damla gözyaşı dökebiliyor muyuz?
Bir hayvanın canı üzerinden kendi faniliğimizi düşünebiliyor muyuz?
Ölümü…
Hesabı…
Teslimiyeti…
Bunları düşünmeden yapılan bir kurban, şekil olarak ibadet olsa bile ruh bakımından eksik kalabilir.
Bugün modern dünya ibadetleri bile tüketim kültürünün içine çekiyor. Kurban da bundan nasibini alıyor. İnsanlar artık “en büyük kurban”, “en pahalı hisse”, “en gösterişli paylaşım” peşinde koşabiliyor. Oysa Allah katında büyük olan kurban değil; büyük olan niyettir.
Belki küçük bir kurban kesen ama bunu titreyen bir kalple yapan bir mümin, Allah’a çok daha yakın olabilir.
Çünkü Allah, bıçağın keskinliğine değil; kalbin hassasiyetine bakar.
Bu yüzden kurban ibadetini yeniden düşünmek zorundayız.
Kurban bize ne kattı?
Bizi değiştirdi mi?
Merhametimizi artırdı mı?
Allah’a yakınlaştırdı mı?
Yoksa sadece bayram takviminde yerine getirilen bir görev olarak mı kaldı?
Eğer bir kurban bizi daha fazla secdeye götürmüyorsa…
Daha fazla şükrettirmiyorsa…
Daha fazla merhametli yapmıyorsa…
Orada yeniden düşünmemiz gereken bir şeyler var demektir.
Çünkü Allah’a ulaşan ne kandır ne et…
Allah’a ulaşan, takvadır.
Ve takva; Allah’ın huzurunda titreyebilen bir kalbin adıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
YOUTUBE