islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7747
EURO
55,2221
ALTIN
6.702,44
BIST
14.132,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
29°C
İstanbul
29°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Çok Bulutlu
28°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C

KURUMSAL SÜNNİLİĞİN REHBERİ: MUAVİYE – 1

KURUMSAL SÜNNİLİĞİN REHBERİ: MUAVİYE – 1
23/03/2026 09:52
A+
A-

KURUMSAL SÜNNİLİĞİN REHBERİ: MUAVİYE – 1

Mevcut durumda İslam ümmetinin birlik halinde küresel emperyalizme ve onun kirli işlerini gören  Siyonizm’e karşı koyması imkansız değilse de, en azından şimdilik hayli zor görünmektedir. Bölgemizde tarihin en şiddetli savaşı kendi ifadeleri ile Haçlı Hıristiyan Amerika ve Siyonist Yahudi İsrail ile İran İslam Cumhuriyeti ve müttefikleri Lübnan Hizbullahı ve Yemen Zeydi Ensarullah arasında sürerken, neredeyse Sünni dünya (Hamas ve Afganistan İslam Emirliği hariç) resmen ve fiilen Haçlılar ve Siyonistler safında yer almış bulunmaktadır.

Bu utanç verici durumun birden fazla sebebi var. Sebeplerden biri İslam’ın doğuşunu takip eden ilk asırda vuku bulan olaylar, bu olayların derin etkisi altında oluşan olgulardır. Siyasi rekabet ve mücadeleler sadece Müslümanların kelami kabullerini belirlemekle kalmadı, bugünü de derinden etkileyen kötü bir miras olarak intikal etti.

Benim bir tarih görüşüm/felsefem ve tarihsel olayları anlamaya ve açıklamaya çalışırken takip ettiğim yöntemim (tarih usul) var. Bakış açımdan olaylar karşısında tarafsız değilim, varlık aleminde tarafsız, tamamen nötr bir alan yok ki sosyo-politik hayatımızda olay ve olgular karşısında tarafsız, nesnel, değerden bağımsız davranalım. Tarafsız değilim, ama elimden geldiğince olayları belirleyen ve etkileyen faktörleri doğru anlamaya gayret edip adil olmaya çalışıyorum. Bu, referansım olan Kur’an’ın “adil şahitlik” ilkesine sıkı sıkıya riayet etmeyi gerektirir (5/Maide, 8).

Sünni, Selefi, laik vs. halkı Müslüman ülkelerin bu gurur kırıcı tutumun tarihi kaynaklarına indiğimiz zaman, ilk asır Müslümanlarının yaşadığı tecrübe karşımıza çıkar, bunun da belirleyici iki aktörü Hz. Ali ile Muaviye arasında süren dramatik savaştır. O günden bu yana ümmet iki ana akıma ayrılmış bulunmakta, söz konusu ayrımda Muaviye başrol oynamaktadır.

Beni Ümeyye ve banisi Muaviye’nin Müslüman siyaset düşüncesi üzerinde kurduğu blokajın yıkıcı etkilerini bugün de fazlasıyla yaşıyoruz. Eğer Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’i sevmek imandandır diyen ümmet, çürük ve sahte malzeme ile bir siyaset modeline ram olduysa bunun sebeplerinden birini burada aramalıdır. Tarihsel pratiği ve bugün süren anlayışa göre ümmet iktidarı Muaviye’ye, muhalefeti Ali ve Hüseyin’e verdi, ama Ehl-i Beyt’e reva görülen zulüm ve cefaya da karşı çıkmadı; zulme ve haksızlığa karşı çıkmayanlar Amerikan emperyalizmine ve Siyonizm’e karşı çıkabilir mi?

Muaviye resmi toplum tarafından kurumsallaşmış Sünniliğin her dönemde korunan sosyo-politik rehberidir. Sünni dört mezhebin kurucu imamları ise Muaviye’ye azıcık bir prim vermedikleri halde, Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik ve Ahmet ibn Hanbel amelde-fıkıhta Sünni, sosyo-politik ve itikatta Şiatu Ali’dirler, ileride buna değinmeye çalışacağım, inşallah.

Ashaba ve Ehl-i Beyt’e Sebbetmek

Geçen yazıda bugün Haçlı Hıristiyan Amerika ve Siyonist Yahudi İsrail’e karşı amansız savaş veren, ödediği ağır bedellere rağmen askeri ve moral/ahlaki üstünlüğü elinde tutan İran’ın, İslam dünyası ve bilhassa Sünni havzalar üzerinde bırakması muhtemel moral ve politik etkisinden endişelenen bazı kişi ve grupların mezhep ayrılıklarını gündeme getirdiklerine değinmiştim.

Hep birlikte küffara karşı cihat etmek gerekirken emperyalist ve Siyonist canavarın karşısında kardeşlerini yalnız bırakanlara yazıklar olsun! Arun aleyküm!

Sünni fıkhi ve kelami ekollerin meşruiyetine dayandıklarını iddia edip Şiiliği neredeyse İslam dairesinin dışına çıkarmaya çalışanların öne sürdükleri yegane dişe dokunur argüman, bazı müfrit Şiilerin ashaba, özellikle ilk üç halifeye ve Hz. Aişe’ye zem ve sebbetmeleri, dil uzatmalarıdır. Ben de bunun çirkin bir fiil, sebbedeni ağır günah ve cürüm altına sokan tehlikeli bir tutum olduğunu söyleyip teyit ettikten sonra, eğer bir Müslüman grubu ağır bir şekilde yargılamak için sahabeye zem ve sebbetmek yeterli bir delil ise, bu ağır cürmü ilk işleyenin Muaviye olduğunu yazmıştım. Öyledir!

Esasında bugün utanç içinde Amerika ve İsrail yanında yer alanların Muaviye de umurlarında değil, onu da “sahabe, hadisler, vahiy katibi” vs. argümanlarla araçsallaştırıp zelil konumlarına meşruiyet tedarik etmeye çalışıyorlar.

Böyle de olsa, Muaviye konusunu ele almakta fayda var.

Muaviye cebr-u hile ile hilafet makamını ele geçirdikten sonra cami minberlerinde Ehl-i Beyt’e sebbetme bid’atını başlatmış, Allah’ın evinde işlenen cürüm 40 sene, Ömer bin Abdülaziz’in halife olduğu tarihe kadar devam etmiştir ki, bizim raşit halife kabul ettiğimiz Ömer bin Abdülaziz’in yaptığı radikal reformlardan biri Ehl-i Beyt’e sebbetmeyi yasaklaması, Cuma hutbesinin sonunda Nahl Suresinin 90. ayetinin okunmasını emretmesidir (h. 99/m. 717). Bu bid’at-ı hasene halen devam etmektedir.

Muaviye’yi yüceltip savunanlar, onun aslında Ehl-i Beyt’e sövüp sövdürmediğini, hafifçe hakeret ettiğini öne sürmektedirler. Öyle değil.

Arapça “sebb” kelimesinin üç anlamı var: Hakaret/aşağılama, küfür, sövgü. Her üç anlamda kullanıldığında muhatabın izzet ve şerefini, şahsiyet ve itibarını, vakar ve haklarını hedef alır. Muaviye’nin Cuma hutbesinde emrettiği sebb her üç anlamda da kullanılmıştır. Üç anlamıyla da sebb Ehl-i beyt’e (Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin) küfür, sövgü ve hakarettir; Muaviye, kendisiyle yetinmediği gibi baliğleri milyonlara varan cami cemaatine de bu ağır cürmü işlettirmiştir. Bana sorarsanız, Muaviye “Ehl-i beyt” kalıbını kullanarak sebbeti ve sebettirdiyse Hz. Aişe ve diğer Peygamber eşlerine de sebbetmiştir. Zira genel olarak Ehl-i sünnet tefsircilerine göre Ehl-i Beyt’in mutahhar olduğunu belirten Ahzab, 33. ayet Hz. Aişe ve diğer annelerimiz olan Efendimiz’in eşlerini de kapsamaktadır (Bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, V. 456/472).

Muaviye’nin bu ağır cürmünü elinden geldiğince hafifletmeye çalışan zatlar, kaynaklarla öylesine oynamaktadırlar ki Hz. Peygamber’in yüzükoyun toprak üzerinde yatan Hz. Ali’ye “Ebu Turab (Toprağın babası)” şeklinde hitabını dahi “sebb” saymaktadırlar.

Hayır, Efendimiz kimseye ağır söz söylememiş, küfredip sövmemiştir. Öyle ki “Selam” yerine “es-sem (zehir)” diye Hz. Peygamber’e karşılık veren bir Yahudiye Hz. Aişe’nin sövüp saymasına izin vermemiş “Sen de ve aleyküm (söylediğin senin üzerine olsun)” demesini buyurmuştur. Hz. Peygamber’in ihtiram, edeb ve ahlakı ile Muaviye’nin cürmü nasıl bağdaşlaştırılabilir? Şöyle buyurmuştur: ““Mümin kişi, insanların şerefine saldıran, lânet okuyan, çirkin konuşan ağzı bozuk kişi değildir” (Tirmizî, “Birr”, 48). ” Cahiliye döneminde hayli küfürbaz olan Cabir bin Süleym’e küfr ve sövgüyü yasaklamış, o da vefatına kadar sadece insanlara değil, hayvanlara da sövmemiştir. Hz. Peygamber (s.a.), ölülere dahi sövmeyi yasaklamıştır, bu yasağa sahabileri, zamanı, rüzgarı, hastalığı ve hayvanlara sövmeyi de dahil etmiştir.

Bu konu üzerinde yoğunlaşan Müslüman bilginler, üstü kapalı, ima yoluyla yapılan sövgüyü de yasak/haram sövgü gibi telakki etmişlerdir. Muaviye’nin sebbine ne Kur’an’dan ne Sünnet’ten delil var!

Ali Bulaç

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Sancak dedi ki:

    Artık bu konuların tartışarak veya iyi niyetli çağrılar ile bir sonuca ulaşması mümkün görünmüyor..bir orta yol bulmak imkansız gibi..Türkiye ve İran elele verip,Abd ve İsrail’in çomarlığını yapan Suudi Arabistan,Katar,Ürdün,BEA ve Suriyeyi işgal etmelildir..ortadoğunun bu ” kanserli” yapıları söküp atıldığında ,zaten bünyeye tamamen yabancı Abd-İsrail’in de tutunacak dalı kalmayacak

  2. Sayfet Demirel dedi ki:

    Dün fetoyu bu gün iranı savunuyorsun ama çarpıtarak bu gün yenişafak gazetesinde ali Ünal güzel yazmış oku her zaman çıkarcı davrandın yazık çok yazık

  3. Abdullah Yıldız dedi ki:

    Genel olarak eksik, yanlış, taraflı, haksız bir yazı olmuş. Bakın, Arap dünyasının, diğer İslam aleminin İsrail/ABD karşısında sinik tutumu her türlü eleştiriyi hak ediyor, Cenabı Allah hepimizden bunun hesabını soracak. Bunu bir kenara koyalım. Mevcut durumda Tabii ki İran’ı destekleyeceğiz hatta bütün İslam aleminin birleşip , İran ile birlikte İsrail ve ABD’ye karşı Cihad etmesi farzdır. Ancak bu İran güzellemesi yapmamızı gerektirmiyor. Mezhebini, dinini, kinini tarihin belli bir dönemine sabitleyen, İran’dır, şiilerdir. Sünni, kesim tarihte yaşanılanları Allah’a bırakmıştır, dillerini ve motivasyonlarını şiiler gibi bu olaylara harcamıyorlar ve en doğrusunu yapıyorlar. Tarihte ne yaşanmışsa yaşanmış, hesap görücü olarak Allah yetmez mi? Bu konuları kaşımanın kime ne faydası var? Sünni kesim bu konuda itidalli davranıyor ve doğru olanı yapıyor. Hiçbir sünninin ehli Beyt’e düşmanlığı söz konusu değildir. Sayın yazar, İran’a mesafeli durmayı Ehlibeyt düşmanlığı olarak görüyor. İran’ın Şii mezhep yayılmacılığı dışında İslam Birliği diye bir derdi oldu mu? Şu anda verdiği savaşı İslam adına mı veriyor, yoksa üzerine çullanıldığı için mi? Siz gidin bu güzellemeyi Suriye’de yapın bakalım! Zalim Esad’a destek vereceğiz diye milyonlarca Müslümanı mülteci durumuna düşürdüler, binlerce Müslümanı işkence ettiler, kadınlara tecavüz ettiler, bunlar unutuldu mu Ali Bey? Tarihte kalmış, hutbede Ehlibeyte sebbetme hadisesini unutmamışsınız ama İran’ın mezhepsel Sahabe tekfir ve küfür hadisesini hafifletmeye çalışmışsınız. İddia ettiğiniz gibi birkaç azgının işi değil bu . Kur’an’ın övdüğü Sahabelere küfrediyorlar, Müminlerin annesine hakaret ediyorlar. Biz tarihte olanları tarihte bıraktık, Ehlibeyte canımız feda. Siz de bırakın! İslam Birliği ancak bu şekilde sağlanır.

    1. Nuh dedi ki:

      Abdullah bey, muaviye konusunda doğruya doğru demek gerek, Sayın Dilipak’ın bir sözü var haksızlık kimden, kime karşı olursa olsun, doğrunun ve mazlumun yaninda olmak her müminin görevidir. İran şu an islamın tek savunucusu ve tek resmi islam devletidir. Digerleri laik, diktatörlük ve krallıkla yönetilen halkının ekserisi müslüman olan devletçiklerdir.

      1. Abdullah Yıldız dedi ki:

        Nuh Bey, Sünni âlimler zaten Hz. Ali bu konuda haklıdır demişler ve güzel de bir üslup yakalamışlar: “Cenabı Allah bizi o dönemde yaşatmayarak ellerimizi Müslüman kanına bulaştırmaktan korudu, biz de dillerimizi koruyalım” Unutmayın Hz. Ali’nin karşısında Hz. Zübeyr, Hz. Talha gibi cennetle müjdelenmiş sahabeler vardı. Ne yapalım Rabbimin yaşarken cennetle müjdelediği sahâbîleri mi zemmedelim? Müminlerin annesini mi zemmedelim? Cenabı Allah savaşta karşı karşıya gelen Müslümanları cennette barıştırır da bizi dilimizi tutamadığımız için tepetaklak cehenneme atar, Allah korusun. Sahi, başka ne yapmamız isteniyor? İran (şiiler) gibi mi yapalım: Hz. Ömer, Hz. Ebubekir dahil sahabileri tekfir mi edelim? Sürekli tarihin belli bir döneminde sabit mi kalalım? Hep o olayları mı kaşıyalım? İran’ın islamın tek savunucusu olduğu konusuna gelince, yukarıda yazdım, inkar edebiliyor musun? Aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. İran hangi İslami motivasyonla Suriye’de Müslüman katlediliyordu? İslâm’ın tek savunucusuymuş!! Ayıptır yahu! İran kendini savunuyor, ne İslamı?! İsrail’e karşı tabi ki destekleriz ama bu İran güzellemesi yapmamızı gerektirmez!

  4. Hakan akgül dedi ki:

    Lafa bak…
    Bu utanç verici durum…muş..
    Siz 15 temmuz da kurlun yağdıran vi cemaatin peşinden yıllarca gitmenin utancını yaşadınız mı ki… Bize utançtan bahsediyor sunuz ..

  5. Hakan akgül dedi ki:

    Fetüllahçılık iflas etti. Yenirota şiilik mi… Artık Sizin islam ümmetine verebileceğiniz akıl muteber değildir.
    Söz sahibinden ayrı yürüyorsa ikisini de bırakmak muteberdir
    Mezhepçilik yapılmaması aklı veriyorsun. Ya bırak aynı mezhepteen olduğu halde cemaaat taasubçu bi adam bu halka kurşu yağdırdı ve onun peşinden koştun. Bu kafa mı ümmete akıl veriyor.
    Git tövbeni et kendi kendine bu katlıama ortak olmanın ahiretteki hesabına hazırlan.
    Öldüğünde eğerki haberim olsun. Ahdim var cenaze namazında nasıl bilirdiniz sorusuna cevap vermek için mutlaka o musallanın başında olacağim.

  6. Nuh dedi ki:

    Siyaset ve dünyevi istekler, şeytanın yol açması İle olaylar ve tarih malesef şirazesinden kaymakta hak çizgisinden çıkarak sıratı mustakim dışında alemlerin rabbinin emrinin dışında bir yol izleyerek devam ediyor. Dünya makam mevki ve geçici zevk ve hazlar insana tatlı geliyor, Allah’ın emir ve yasakları kaale alınmadan çıkarına göre yol tutulunca hem dünya hem de ahiret hayatı kaybediliyor. İlk insandan bu gün hayat süren biz insanlarda hatalar yapıyoruz, önemli olan hatayı farkedip tövbe istiğfar etmektir. Her ümmet kendi döneminden sorumludur ve ahirette sorulacaktır. Tarihten de ders çıkarmak için terihi gerçekleri araştırıp öğrenmeli, analizler çıkarmalıyız. Takım fanatikleri gibi olmamalıyız. Radullulahın tavsiyesi mümin uyanık ve tetkik eden olmamız yönündedir.

  7. musa şahin dedi ki:

    Ali bey size bu sığlıkta bir yazıyı hiç yakıştıramadım.Hz. Ali sadece Muaviye ile mi savaştı? O ordunun içinde yer alan onbinlerce Sahabeyi nereye koyacağı?Hepsinden önemlisi Hz. Aişe annemiz nerede idi?

  8. Hüseyin Mehmet Ağacan dedi ki:

    Gayet güzel bir yazı. Ama kafalarımız o kadar şartlanmış ki, her şeyin altında başka bir plan arıyoruz. Mutlak doğru bizde zannediyoruz. İngiliz’lerin islâm alemini bölüp parçalamak için bugüne kadar yaptıklarını unutuyoruz. Medyaya neredeyse %100 sahip olan siyonistlerin bize anlattıkları ile başkalarını yargılıyoruz. Bugün içinde bulunduğumuz durumda önce kafamızı resetleyelim. Bugün siyonizmin kaşısında dim dim durabilecek “tek güç olan müslümanları” bölmeye değil birleştirmeye çalışalım. Hoşumuza gitmeyen gerçeklere itiraz etmeyelim. Doğruyu bulabilmek adına araştıralım, okuyalım, önce en büyük düşmanımız olan cehalete savaş açalım. Sonra gerisi gelecektir. Biz samimi olarak bir adım atalım, Allah gerisini tamamlayacaktır. Böyle bir yazıyı da eleştirirken insaflı olalım. Hoşumuza giden yalanlara kanmak yerine, hoşumuza gitmese de gerçeklerle yüzleşelim.