Masonların gizli gayesi nedir?

Prof. Dr. Ali Seyyar

18. asırda yeniden şahlanmış olan modern masonluk, burjuvazi toplumunu da kuşatmak suretiyle sınıfsal sınırları aşmış ve aydınlanma fikirlerini sessizce de olsa daha geniş kitlelere yayma imkânı bulmuştu. Kendisi de bir Mason olan Alman mütefekkir Goethe, “Dank des Sängers” (Şarkıcısının Şükranı) isimli şiirinde masonları “şerefli insanlar” olarak vasıflandırmaktadır. Çünkü ona göre masonluğun bireysel gayesi, kendini tamamlamaktır. Bu tekâmül ruhu ile dünyada insanî iyiliği yaymak isteyen masonlar, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, tolerans (hoşgörü) ve hümanizm ilkelerinin dünyada geçerli olması için “loca” dedikleri gizli ve gizemli cemiyetler tesis eder.

Masonluğun kuruluşu 24 Haziran 1717 olarak kabul edilmektedir. Bu tarihte Londra’da dört loca birleşerek, İngiltere’de ilk kez büyük loca oluşturulur. Kendilerini etik bir cemaat olarak görseler de asıl niyetleri dinler arası diyalog çerçevesinde din bağlamında asgarî uzlaşma sağlamaktı. İngiltere’ye bağlı büyük locanın anayasası hükmünde olan “Eski Vazifeler”in yazarı İskoçyalı Presbiteryen hatip (Reforme edilmiş Kalvinist-Protestan kiliseye mensup papaz) James Anderson (1679/1680-1739), “Allah ve Din Üzere” bölümünde şunları kaleme almıştır:

“Duvarcı (Mason), örf kanunlarına bağlı olmakla mükelleftir; ve o, sanatı doğru anlarsa ne dar kafalı bir Tanrı inkârcısı, ne de hiçbir yere bağlı olmayan hür bir zihin olur. Eski zamanlarda duvarcılar, içinde yaşadıkları ülkede veya toplumda geçerli olan dine mensup olma zorundaydı. Ama bugün daha akıllıcısı olan, onların herkesin ittifakla kabul ettiği ve kişinin özel inancının kendisine ait olan bir dine bağlılık göstermeleridir.”

Buradan anlaşıldığı üzere masonlar, (monoteist) dinlerden herhangi birisinin itikadî ilkelerine bağlı kalmak yerine hangi dine mensup olurlarsa olsunlar diğerinin dinine müdahale etmeksizin ortak bir inanç noktasında buluşmayı öngörmektedir. Bu yeni ortak inanç sisteminin temel akidesi “Âlemlerin Ulu Mimari”ne dayanmaktadır. Dünya nizamının ilkesine bağlılığın dışında masonların din ve dünya görüşleri kendilerine ait özel bir konudur. Dolayısıyla masonların bir araya geldiklerinde dinî konular üzerine tartışmalarda bulunmaları kesinlikle yasaktır. Bunun yerine asıl merkezî mesele olan masonluğun ideallerini (özgürlük, eşitlik vb.) içselleştirmek ve hayata geçirmektir.

Masonluğun idealleri aydınlanmanın fikrî paradigmaları ile yakından ilişkili olduğu için, birçok aydın, aynı zamanda mason idi. Mesela bunlardan birisi Alman yazar, filozof ve gazeteci Gotthold Ephraim Lessing (1729-1781) idi. Masonluğun beş ideal ilkesi, Reformasyon sonrası mezhep savaşlarından sonra şekillenmiş ve dar anlamda kilisenin mutlak hâkimiyetine ve geniş anlamda bütün diğer dinlerin Hak iddialarına karşı alternatif bir programdır. Bu doğrultuda epistemolojik ve göreceli bir yaklaşımla Lessing, “Ernst und Falk: Gespräche über Freimaurer“ (Ernst ve Falk: Masonlar Üzerine Sohbetler)isimli 1778 tarihinde tamamlanmış olan eserinde görüşlerini şu şekilde bir açıklık getirir:

“Eğer Tanrı, sağ tarafında bütün hakikati ve sol tarafında da her daim yanılma şartı ile birlikte hakikat için gerekli olan ihtiraslı isteği saklamış olsaydı ve bana (bunlardan birisini) ‘Seç” teklifinde bulunsaydı, ben, tevazu içinde O’nun sol tarafına eğilir ve şöyle derdim: ‘Baba, ver! Saf hakikat zaten sadece Senin uhdendedir (Sana mahsustur/Senin için geçerlidir).”

Allah tarafından açıkça sunulmuş olsa dahî mutlak hakikatin varlığını kabul etmeyen, gerçek hakikatin akıl yoluyla da bulunmasının mümkün olamayacağına inanan masonlar, bunun yerine dinî ve sosyo-kültürel farklılıkları ortadan kaldıracak hümanist bilgeliğe inanmaktaydı. Modernleşmenin bir ürünü olan aydınlanmanın 18. asrın başlarından itibaren hemen bütün Avrupa ülkelerinde masonluk, kilisenin baskısından kurtulmak isteyen aydınların ilgi alanına girmiş oldu.

Fransa’da aydınlanmanın öncülerinden olan Voltaire (1694-1778) ve Fransız Devriminin baş aktörlerinden olan Georges Jacques Danton (1759-1794) ve Maximilien Robbespiere (1758-1794) de ünlü masonlardan idi. Fransız Devriminin “Hürriyet, Eşitlik, Kardeşlik” sloganının masonluk ilkeleri ile benzerlik taşıması tesadüfî olmasa gerek. 1789 Fransız Devriminin mimarlarının ekseriyeti masondur. Reel hayatta hoşgörü gibi kendi ilkelerine sadakat göstermeyen mason devrimciler, Fransa kilisesine mensup papazların üçte birini katletmiştir.

Fransız aristokrat ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na katılmış olan La Fayette (1757-1834) ve ABD’nin ilk başkanı olan George Washington (1732-1799), ABD’nin kurulmasına önemli roller üstlenmiştir. Bütün bilinçli masonlar, kendilerini hürriyet ve hoşgörünün avukatı olarak görür. Bu bağlamda onlar için bütün dinler, ehemmiyet ve tercih bakımından ikinci derecede yer alır. Bu tespit, masonlar tarafından şu şekilde izah edilmektedir:

“Bizim geleneksel masonluk anlayışımızda Katolikler, Ortodokslar, Protestanlar, Müslümanlar, Hindular, Budistler, hür düşünenler ve inançlı düşünürler, sadece bir ön addır. Bizim soyadımız masonluktur.”

Yeni bir din olmadıklarını iddia eden fakat buna rağmen kendilerine göre Hristiyanlığa benzeyen dinî/mistik ritüeller uygulayan Masonlar, kendilerinin gizli bir örgüt olmadıklarını lakin sessiz ve ağzı sıkı olduklarını itiraf etmektedir.  Ritüellerinde eşit olduklarını simgelemek için, beyaz gömlek giyen masonlar, ayinleri, toplantıları ve localarda yaşananlar ile ilgili halen gizlilik prensibini uygulamaktadır.

Tamamen erkeklerden oluşan masonlar, kendilerini her ne kadar dinler üstü olarak görseler de haddizatında deizm, rölativizm (görecelik) ve hümanizm ekseninde teolojik bir dünya görüşüne sahip olmaları hasebiyle psoydo (sahte/sözde) bir inanç sistemi oluşturmuştur. Dolayısıyla masonlar, Tanrının iradesinin artık geçerli olmadığına, hür akılları ile dünyayı kendi hümanist ilkeleri doğrultusunda hâkim kılacaklarına inanan insanlardır. Bu durumda şuurlu bir Müslümanın mason olması düşünülemez.

Ne var ki Masonik bir dünya hâkimiyeti kurabilmek için, partiler ve ideolojiler üstü bir yaklaşımla devletlerin siyasî hayatına küresel işbirliği ağları oluşturarak, çok sinsî plânlarla müdahale eden mason teşkilatları, Osmanlı Devletinin çöküşünü hızlandırmıştır. Mesela Sultan Abdülaziz’i tahttan indiren (1876) komitenin üyelerinin ekseriyeti mason olduğu gibi bir darbe ile tahta çıkarılan II. Abdülhamit’in ağabeyi Veliaht Şehzade Murat Efendi de daha önceden (1872) mason olmuştu. İslâm halifesi unvanı taşıyan V. Murat’ın mason olması konusunu inşallah gelecek yazımda ayrıntılı olarak ele alacağım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here