islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,3794
EURO
54,0536
ALTIN
6.160,00
BIST
13.687,86
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
33°C
İstanbul
33°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C

MODERN ŞİRKİN GÖLGESİNDE TEVHİDİ YENİDEN İHYÂ

MODERN ŞİRKİN GÖLGESİNDE TEVHİDİ YENİDEN İHYÂ
25/09/2025 09:12
A+
A-

Kur’ân-ı Kerîm, iman ile şirkin bir arada bulunamayacağını açık bir şekilde vurgulamaktadır. Nitekim En‘âm Sûresi’nin 82. âyetinde şöyle buyrulur:

“İman edip de imanlarını zulümle (şirkle) karıştırmayanlara güven vardır ve işte onlar hidayete erenlerdir.”

Bu âyet-i kerîme, imanın ancak şirkten arındırıldığı takdirde gerçek anlamda güven ve hidayet kaynağı olacağını ortaya koymaktadır. Buradaki “zulüm” kelimesi, müfessirlerin icmâsıyla “şirk” olarak tefsir edilmiştir. Nitekim Lokmân Sûresi’nde de:

“Şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokmân 13)
buyrularak bu husus açıkça belirtilmiştir. Zira şirk, insanın hem akidesini hem de kalbini ifsat eden en büyük zulümdür.

Dolayısıyla kalp, şirkten temizlendiğinde yalnızca Allah’a yönelir, O’na sığınır, böylece gerçek emniyeti bulur. Bu emniyet, sadece dünyevî huzuru değil, aynı zamanda uhrevî kurtuluşu da beraberinde getirir. Tevhid, imanın özünü; şirkten uzak durmak ise hidayetin ön şartını teşkil etmektedir.

İmân şirkten ayrışmadığı sürece insana ne güven (emân) ne de hidâyet sağlar. Demek ki iman, ancak sâfiyetini muhafaza ettiğinde Allah katında makbuliyet kazanır. Zira şirk, imânın özünü zedeleyen en büyük tehlikedir.

İmân saf kaldığında güven vardır; imâna şirk karıştığında ise güven (emân) de kaybolur, hidayet de. Şirk, hem bireysel akideyi bozar hem de toplumsal yapıyı ifsat eder.

Ne yazık ki içinde yaşadığımız çağ, imanı kuru bir slogana indirgemekte; şirki ise sistematik bir hayat tarzı hâline getirmektedir. Bu durum, tevhidin bireysel ve toplumsal hayata yeniden hâkim kılınmasının zaruretini ortaya koymaktadır.

Yaratma ve Hükmetme Konusunda Tevhid Anlayışı

Tevhid, sadece Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak değildir. Aynı zamanda Allah’ın:

Yaratma (tekvîn) alanında tek otorite olduğunu,

Hükmetme (teşrî‘) alanında da tek merci olduğunu kabul etmektir.

Bu çerçevede İslâm tasavvuru, “ulûhiyet”in yalnızca ibadeti değil, aynı zamanda emir ve yasak koyma yetkisini de kapsadığını vurgular. Şirk, bu yetkinin insan yapımı ideolojilere veya sistemlere devredilmesi demektir. Eğer Allah’ı yalnız mabedin içine hapsettiysen, O’nun hükmünü beşerî kanunlara bırakmışsan, şirki meşrulaştırıyorsun demektir. Tevhid, ibadette Allah’ı birlemek kadar hükümde de O’ndan başkasını tanımamaktır.

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf, 40)

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, hakkı açıklamaktadır. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (el-En‘âm, 57)

“Onların (göklerde ve yerde olanların), O’ndan başka bir yöneticisi yoktur. O (Allah), kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.” (el-Kehf, 26)

“Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için, Allah’tan daha güzel hüküm koyan kim vardır?” (el-Mâide, 50)

Bu âyetler, insanoğluna apaçık bir hakikati hatırlatmaktadır: Hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah’a aittir; O’nun dışında hiçbir güç, ilâhlık iddiasında bulunamaz. Tevhid, sadece ibadette değil, hayatın bütün alanlarında Allah’ın otoritesini kabul etmektir. Ancak tarih boyunca olduğu gibi bugün de insanlar, Allah’ın hükmünü bırakıp cahiliyenin hükümlerine yönelme imtihanıyla karşı karşıyadır.

İşte tam da bu noktada asıl tehlike, Batı’nın kendi tarihî ve kültürel şartlarında ürettiği kavramları, bizim varlık alanımızda “değişmez hakikat” gibi içselleştirmemizdir. Çünkü bu kavramlar, İslâm ümmetinin tecrübelerinden süzülmüş hakikatler değil; Batı’nın kendi tarihî kırılmalarının, çatışmalarının ve arayışlarının birer yansımasıdır. Onları mutlaklaştırmak, bizi kendi medeniyetimizin ilahî referanslarından koparıp, başka bir medeniyetin düşünce haritasına mahkûm eder.

Bu mahkûmiyet, aslında zihinsel bir istîʿmâr (sömürgeleşme) sürecidir. Zira insan kavramlarıyla düşünür; kavramları değiştiğinde, düşünce istikametini de kaybeder. Sonunda hakikatin kaynağı olan vahyi değil, Batı’nın krizlerinden türeyen ideolojileri merkeze almaya başlarız.

Bugün artık putlar taş ve tahtadan değil; “izm” adı altında ideoloji kılığında karşımıza çıkmaktadır. Modern şirk, hakikati vahyin aydınlığından koparıp, tarihsel ve bağlamsal olarak sınırlı beşerî kavramların içine hapsetmektir.

Oysa bize düşen, kendi medeniyetimizin kadim kavram mirasını yeniden ihya etmektir. Zira hakikat, Batı’nın ürettiği kavramların gölgesinde değil; Kur’an ve Sünnet’in ışığında, ümmetin asırlık tecrübesiyle açığa çıkar.

Modernite ve Sekülerizm: Çağdaş Şirk Tezâhürleri

Günümüzde modernite, sekülerizm ve laiklik adı altında dinin hayatın dışına itilmesi süreci yaşanmaktadır. Bu süreç üç aşamada gerçekleşmektedir:

1. Dinin vicdanî bir olguya indirgenmesi,

2. Hukuk, siyaset ve ekonomiden dışlanması,

3. Eğitim, kültür ve sosyal hayattan soyutlanması.

Sonuçta din, sadece ritüellere hapsedilen bir unsur hâline gelmektedir. Bu yaklaşım, İslâmî açıdan modern bir şirk biçiminden başka bir şey değildir.

Din–Devlet Ayrımı Meselesi

Laiklik anlayışının “din ile devlet işlerinin ayrılığı” şeklinde tanımlanması, İslâm’ın bütüncül hayat tasavvuruyla bağdaşmaz. Çünkü İslâm’da din, hayatın bütün alanlarına hükmeden bir hakikattir. Din sadece câmiye değil, sokağa da taşmak zorundadır. Hayatın bütün alanına sirayet etmeyen bir din, Allah Resûlü’nün (s.a.v.) bize miras bıraktığı İslâm değildir. Dolayısıyla siyasetten kovulan din, doğal olarak hukuktan, ekonomiden ve kültürden de kovulmuş olur. Bu, îmân ile hayat arasındaki bağın kopması demektir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Tebliğinde Tevhid’in Merkeziyeti

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) daveti, tevhid eksenli başlamıştır. Müddessir Sûresi 3. ayetteki “Rabbini tekbir et!” emri, tebliğin omurgasını ve odak noktasını ortaya koymaktadır. Buradaki mesaj, Allah’ın yüceliğini ilan etmek ve O’nun emirlerini mutlak ölçü kabul etmektir. Bu, her Müslüman için bir dâvet pusulasıdır.

Günümüzde Dâvetin İhmal Edilmesi

İslâm âlimlerinin ve Hocaların tevhid merkezli dâveti ihmal ederek tâli konularla oyalanmaları, dâvetin asli misyonunu gölgelemektedir. Bu durum, hem Müslümanların enerjisini boşa harcamakta hem de inkârcı ideolojilerin işine gelmektedir. Kur’an’ın işaret ettiği asli gündem, tevhidin hayata hâkim kılınmasıdır.

Bu merhalede en önemli cephe eğitimdir! Çünkü bir milletin geleceği, çocuklarının zihinlerinde kurduğu dünyada saklıdır. Eğer evlatlarımıza Batı’nın hazır kalıp ezberlerini öğretirsek, onların düşünme kaslarını felç ederiz. Ama kendi medeniyetimizin hakikatlerini verirsek, o zaman kökleri sağlam, fırtınaya meydan okuyan çınarlar gibi büyürler.

Tevhid, sadece bir din kitabının kenarına sıkışmış kuru bir bilgi değildir. Tevhid, hayatı bir bütün olarak kavrama biçimidir. Bütün bilimlerde, bütün tabiat yasalarında, insanın varoluşunda aynı merkezden yayılan bir düzenin bulunduğunu görmektir. Bu nefes almak kadar doğal, kalbin atışı kadar zorunlu bir hakikattir.

Eğer çocuklarımız tevhidi sadece satırlarda değil, günlük yaşamın her anında hissederse; işte o zaman kendi öz değerlerinin farkında olan, zihnini başkasına kiraya vermeyen, gerçekten özgür ve şahsiyetli bireyler yetiştirmiş oluruz. Çünkü gerçek özgürlük, Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmemektir.

Şirk, sadece bireysel bir inanç sapması değil; toplumsal hayatı da ifsat eden, modern ideolojiler ve seküler sistemler vasıtasıyla hayatın bütün alanlarını ifsat eden bir unsurdur.

Günümüzde Materyalizm ve sekülerizm gibi ideolojiler, dini hayattan dışlayarak şirkin yeni türlerini üretmektedir. Zira Allah’ın hem yaratma (tekvîn) hem de hüküm koyma (teşrîʿ) yetkisini göz ardı eden her anlayış, tevhid çizgisinden uzaklaşarak şirk alanına girmektedir.

Bu sebeple İslâm âlimlerinin ve Hocaların görevi açıktır: Şirkin farklı yüzlerini tanımak, bu bâtıl anlayışları reddetmek ve davetlerini tevhid merkezli olarak sürdürmektir. Zira gerçek kurtuluş, imanın şirkten tamamen arındırılmasıyla mümkün olacaktır.

Sonuç itibarıyla şunu bilmeliyiz ki; iman, şirkten arındığında insana güven verir. Bu güven, sadece dışarıdan gelecek tehlikeler karşısında değil, insanın kendi iç dünyasında da bir sığınaktır. Kalbin derinliklerinde hissedilen huzur, Allah’ın koruması altında olma bilinciyle şekillenir. Ve bu iman, hidayetin kaynağı olur: Doğru yolu bulmak, istikamet üzere sebat etmek ve Allah’ın rızasına yürümek…

Tevhid, aslında insanın özgürleşme yoludur. Yalnızca Allah’a yönelen kalp, başka hiçbir gücün önünde eğilmez; işte gerçek özgürlük budur. Tevhid, aynı zamanda ümmetin yeniden dirilişinin de temelidir. Çünkü inançtaki berraklık, insanı sağlam bir kişiliğe; sağlam kişilikler de ümmeti kıyâma götürür.

Ama şirk… O, insanın hem iç dünyasını hem de toplumsal yapıyı bozan en büyük tehdittir. Bugün modern ideolojiler, insanın farkında bile olmadan içine karışan gizli şirki yeniden üretiyor. İşte tam da bu yüzden, Müslümanların sorumluluğu ağırdır. Çünkü biz, sadece kendi imanımızdan değil; çocuklarımızın, toplumumuzun ve geleceğimizin imanından da mesulüz.

Allah’ım…
Kalbimizi, şirk karanlıklarından arındır;
gönlümüzü, yalnızca Senin nurunla doldur.
Bize öyle bir iman ver ki,
fırtınalarda sarsılmasın,
karanlıklarda yolunu kaybetmesin,
dünyanın fâni lezzetlerine aldanmasın.

Ey Kudret Sahibi!
Bizi Tevhid ile dirilt,
ihlas ile yaşat,
şehadetle huzuruna al.
Bizden razı ol,
biz de yalnız Senin rızana razı olalım.

Âmin.

Kadir Bekil

İSLAMİ HABER “MİRAT”   -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.