
Siyaset arenasının son yirmi üç yılına dönüp baktığımızda, değişmeyen tek bir gerçekle karşılaşıyoruz: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki iktidar bloku karşısında sürekli yenilgiye uğrayan bir CHP!
Muhalefet çevreleri bu tabloyu okumakta zorlansa da aslında mesele son derece basit. Millet çoğunluğunun Erdoğan yönetiminden duyduğu memnuniyet, sandığın rengini belirliyor. Toplumsal çoğunluğun bu denli güçlü bir şekilde arkasında durduğu bir lider karşısında, muhalefet aktörlerinin başarı elde edememesinden daha doğal ne olabilir?
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Yirmi üç yıllık böylesine başarılı bir lider karşısında CHP’nin bugüne kadar bir şekilde ayakta kalabilmiş olması, kendi teşkilatlarının üstün başarılarından ya da liderlerinin üstün dehasından kaynaklanmıyor. Asıl sebep; AK Parti’nin genel merkez ve yerel teşkilatların siyaset mutfağında aktif görev almış isimlerin halka yansıyan beceriksizlikleri, yanlışları, bencil tutumları ve ehliyet ve liyakatten uzak sadece yakın çevrelerine iltimas geçen icraat çarpıklıklarıdır. Yani CHP, kendi başarısıyla değil, iktidar cenahındaki bazı kadroların hatalarıyla nefes alabilmiştir.
Burada bir parantez açıp Kemal Kılıçdaroğlu dönemine hakkını teslim etmek gerekiyor. CHP içi dengeler beni ilgilendirmez ancak bugün kendi partilileri tarafından bile “sürekli kaybeden lider” olarak anılan Kılıçdaroğlu’nun performansı küçümsenmemeli. Karşısında Recep Tayyip Erdoğan gibi muktedir ve maharetli bir lider varken, Kılıçdaroğlu ilk İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığında %37, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise %48 oy almayı başardı. Kabul edelim ki, adını da zihniyetini de değiştirmemekte direnen gerici bir CHP’nin aldığı bu oranlar fevkalade yüksek oranlardı.
Bugün Özgür Özel başkanlığındaki CHP’nin yerel seçimlerde birinci parti konumuna yükselmesinde, süreçteki Kılıçdaroğlu’na ait politikaların görmezden gelinemeyeceği bu arka planın bir sonucudur. Bu başarı, Kılıçdaroğlu’nun partiyi ayakta tutan politikalarının üzerine, AK Parti teşkilatlarının siyasî çalışmalarında yaptıkları “keyfiliğin ve kolaycılığın” eklenmesiyle gelmiştir. Yıllarca aday belirlemelerinde sadece Erdoğan’ın karizması ve başarısı arkasına sığınan teşkilat yetkilileri; hak edenden ziyade ahbap-çavuş yöntemiyle belirleme kolaycılığını tercih etmeleridir ki; son yerel seçimlerde birinciliği CHP’ye kaptırmıştır. Çünkü siyasette tercih yapılırken verilen bir kararın beş sene gibi uzun bir sürece tekabül ettiği ortada iken benzer şekilde ikinci, hatta üçüncü defa yapıldığında Erdoğan’ın her alanda yaptığı devasa hizmet ve eserleri savunmada ve halka anlatmada kifayetsiz kalmaları muhalefetin işine yaramıştır.
Aslına bakarsanız, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bu millete ve devlete kazandırdığı devasa eserler ve yaptığı halkın geneli tarafından kabul gören hizmetler göz önüne alındığında, seçmen nezdinde desteğin %60’ın altına hiç düşmemesi gerekirdi. İktidarın dava vizyonu ile sahadaki bazı kadroların pratikleri arasında yaşanan tezat, bu oranın aşağıda kalmasının yegane sebebidir.
Fakat milletin yerel yönetimlerde CHP’ye verdiği vekalet, muhalefet için bir iktidarı kazanma sınavıydı. Bu sınav amacına uygun verilmediği için henüz merkezi iktidar yetkisini bile almadan, yerel yönetimdeyken rüşvet, iltimas ve yakın çevreye çıkar sağlama konularında son derece pervasızca hareket ettiler. Şimdilerde kamuoyuna yansıyan bu usulsüzlüklere ve ahlaksızlıklara bulaşmak istemeyen, temiz kalmaya çalışan Belediye Başkanlarının birer birer AK Parti’ye geçmeye başladığını görmekteyiz. Bu da bize gösteriyor ki, CHP kendisine altın tepside sunulan o tarihi fırsatı halk nezdinde genel kabul görmeyen hatalarıyla çoktan heba etmiş oldu.
Siyaset uzun vadeli bir maratondur. Muhalefetin bu erken gelen “güç zehirlenmesinin” sandığa nasıl yansıyacağını ise önümüzdeki ilk seçimlerde hep birlikte yaşayarak göreceğiz.