islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

MUSİBET GELDİĞİNDE KİM OLDUĞUN ORTAYA ÇIKAR

MUSİBET GELDİĞİNDE KİM OLDUĞUN ORTAYA ÇIKAR
08/06/2025 09:00
A+
A-

Dili “Allah” der…
Ama kalbi hangi putun önünde eğilir, bilinmez.
Ta ki musibet gelir…
Ve kalbi bir neşter gibi yarar.
O yarıktan dökülen kan, ya sabırdır… ya isyan…

Kur’an uyarır:
“İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’a âdetâ pazarlıkla kulluk eder; bir hayır dokunsa mutlu olur, ama bir musibet gelse yüz çevirip döner.” (Hac suresi 11)

Bu ayet bir tokattır.
Menfaate tapan imanların suratına inen bir tokat…
Çünkü nice secde alışkanlıktandır…
Nice dua, aslında bir sipariş cümlesidir…
Nice kulluk, aslında içi boş bir ibadet gösterisidir.

Sonra musibet gelir…
Maskeler düşer. Kalıplar kırılır.
“Ben Allah’a inanıyorum” diyenin, aslında “kendine taptığı” ortaya çıkar.
Çünkü onun Rabbi, duaları kabul eden bir hizmetçidir.
Verirse “Elhamdülillah”, vermezse “Nerede kaldın ey Allah?” diye küsen bir müşteri…

Musibet gelir ve içindeki ilahları deşifre eder.
Huzura, sağlığa, konfora tapanları bir bir teşhir eder.
Çünkü musibet, imanın testidir.
Kime secde ettiğini gösteren ilahi bir röntgendir.

Ey insan!
Musibet seni yok etmek için değil, sana seni göstermek için gelir.
İnancını değil, menfaatini mi yitirdin, işte o gün anlarsın…

Sabır, susmak değil; Allah’a güvenerek yürümektir.
Yol dikenli olsa da…
Ayakların kanasa da…
Yüreğin paramparça olsa da…

Mümin, musibette bile “Allah” der.
Münafık, musibeti Allah’a küsmenin bahanesi yapar.
İşte Hac Suresi 11. ayet, tam da bu ayrımı yazar kalbe…
Kazıyarak, oyup işler yüreğine…

Çünkü musibet bir aynadır.
Ama sıradan bir ayna değil, ateşten bir ayna…
Bakanı yakar.
Ama sabreden, o ateşin içinden altın gibi çıkar.

Kadir Bekil

İSLAMİ HABER  “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Ali dedi ki:

    Cenab-ı Hak musibetleri veriyor, belaları musallat ediyor.
    Hususan masumlara, hattâ hayvanlara bu zulüm değil mi?
    Elcevab:
    Hâşâ!
    Mülk Onundur.
    Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
    Hem acaba: San’atkâr bir zât, bir ücret mukabilinde seni bir model yapıp gayet san’atkârane yaptığı murassa’ bir libası sana giydiriyor, hünerini, maharetini göstermek için kısaltıyor, uzaltıyor, biçiyor, kesiyor.. seni oturtuyor, kaldırıyor.
    Sen ona diyebilir misin ki: “Beni güzelleştiren elbiseyi çirkinleştirdin; bana, oturtup kaldırmakla zahmet verdin”?
    Elbette diyemezsin.
    Dersen, divanelik edersin.
    Aynen öyle de: Sâni’-i Zülcelal göz, kulak, lisan gibi duygularla murassa’ gayet san’atkârane bir vücudu sana giydirmiş.
    Mütenevvi esmasının nakışlarını göstermek için seni hasta eder, mübtela eder, aç eder, tok eder, susuz eder.. bu gibi ahvalde yuvarlatır.
    Mahiyet-i hayatiyeyi kuvvetleştirmek ve cilve-i esmasını göstermek için, seni böyle çok tavırlarda gezdiriyor.
    Sen eğer desen: “Beni ne için bu mesaibe mübtela ediyorsun?” Temsilde işaret edildiği gibi, yüz hikmet seni susturacak.
    Zâten sükûn ve sükûnet, atalet, yeknesaklık, tevakkuf; bir nevi ademdir, zarardır.
    Hareket ve tebeddül; vücuddur, hayırdır.
    Hayat, harekâtla kemalâtını bulur; beliyyat vasıtasıyla terakki eder.
    Hayat cilve-i esma ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffi eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderatını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini îfa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.
    Mektubat – 44

  2. Ali dedi ki:

    Demek Cenab-ı Hakk’ın inayet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir.
    Çünki sabır üçtür:
    Biri:
    Masiyetten kendini çekip sabretmektir.
    Şu sabır takvadır, اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ sırrına mazhar eder.
    İkincisi:
    Musibetlere karşı sabırdır ki, tevekkül ve teslimdir.
    اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ٭ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ
    şerefine mazhar ediyor. Ve sabırsızlık ise Allah’tan şikayeti tazammun eder.
    Ve ef’alini tenkid ve rahmetini ittiham ve hikmetini beğenmemek çıkar.
    Evet musibetin darbesine karşı şekva suretiyle elbette âciz ve zaîf insan ağlar; fakat şekva ona olmalı, ondan olmamalı.
    Hazret-i Yakub Aleyhisselâm’ın
    اِنَّمَٓا اَشْكُوا بَثّىِ وَ حُزْن۪ٓى اِلَى اللّٰهِ
    demesi gibi olmalı.
    Yani: Musibeti Allah’a şekva etmeli, yoksa Allah’ı insanlara şekva eder gibi, “Eyvah!
    Of!” deyip, “Ben ne ettim ki, bu başıma geldi” diyerek, âciz insanların rikkatini tahrik etmek zarardır, manasızdır.
    Üçüncü Sabır:
    İbadet üzerine sabırdır ki, şu sabır onu makam-ı mahbubiyete kadar çıkarıyor.
    En büyük makam olan ubudiyet-i kâmile canibine sevkediyor.
    Mektubat – 280

  3. Ali dedi ki:

    Yirmialtıncı Söz’de sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvaya üç vecihle hakları yoktur.
    Birinci Vecih: Cenab-ı Hak, insana giydirdiği vücud libasını san’atına mazhar ediyor.
    İnsanı bir model yapmış, o vücud libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder; muhtelif esmasının cilvesini gösterir.
    Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor.
    Ve hâkeza…
    مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ ف۪ى مُلْكِه۪ كَيْفَ يَشَٓاءُ
    İkinci Vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar.
    Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider. Üçüncü Vecih: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir.
    Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor.
    Ve herbir saati, birgün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir.
    Evet ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî.
    Müsbet kısmı malûmdur.
    Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-i Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar.
    Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir.
    Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer.
    Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.
    Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer.
    Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hâfız Ahmed isminde bir zâtın müdhiş bir hastalığına ziyade merak ettim.
    Kalbime ihtar edildi: “Onu tebrik et.
    Herbir dakikası birgün ibadet hükmüne geçiyor.” Zâten o zât sabır içinde şükrediyordu.
    Lemalar – 9