islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,9510
EURO
16,7717
ALTIN
931,63
BIST
2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Perşembe Açık
20°C
Cuma Açık
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
20°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

Oluklar Çift

Oluklar Çift
09.03.2018
A+
A-

“Sultan-üş Şuarâ” (Şairlerin Sultanı), Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek (merhum) “SAKARYA TÜRKÜSÜ”adlı destansı şiirinde:

– Her şey akar… Su, tarih, yıldız, insan ve fikir, Oluklar çift: Birinden Nur akar birinden kir…Demişti.

Evet… Kâinat’ın yaratılış hikmeti gereği “Her şey zıddı ile ortaya çıkar, karşıtı ile algılanır.”

Şair olduğu kadar, derin anlamların tefekkür Üstâdı olan Necip Fâzıl Beyi bu zıddiyet algılamasını bir başka beytinde (iki mısrasında) şöyle ifade ediyor:

– Düşmanım! Sen benim ifadem ve hızımsın,

Gündüz, geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın.

Hiç şüphesiz, Hâbil-Kabil’e muhtaç… İyilik-Kötülüğe… İmân-İnkârla kıyaslanır. İbrahim-Nemrutla… Her Musâ’ya-bir Firavun gerek… Her İsâ’ya-bir (ihbarcı) Yahûda İskariat… Resûlullah’a-Ebu Cehil… Hz. Hasan’a-bir zehir sunan… Hz. Hüseyin’e-bir yezid takdir edilmiştir… Nizam’ül Mülk’e-bir Haşhaşi… Hüdavendigâr Sultan’a-bir Miloş Kabloviç… Fatih Sultan Mehmed Han’a- zehirleyen bir Yakobi (Yakup Paşa)… 2. Abdulhamid Han Sultanımıza-bir Theodor Herzl, bir Emanuel Karasa… Şehid Menderesimize- bir İsmet Paşa… Türkiye’nin ve İslâm Ümmetinin yüz akı can gönüldaşım, Başkanım, Recep Tayyip Bey’e- Pensilvanya’da kin kusan bir zır-deli, yahut en az yirmi suikast düzenleyen alçaklar sürüsü Fetö köpekleri…

Bu liste uzar, gider dostlarım… Uzar gider…

Sakın haa! Korku yok… Endişe yok… Yılgınlık yok… Tersine kalemle, kelâmla, terâzi ile gerekiyorsa mermi ile bu lâğım farelerini itlâf (telef etmek-yok etmek) ve imhâ etmenin gâlibiyet zevkini doya doya yaşamak, zafer bayrakları ile dalgalanmanın “Şükür”rüzgârlarını ciğerlerimize dolu dolu çekmek var.

Mübârek vatanımıza, nazlı bayrak ve sancaklarımıza, dağlarmıza, yaylalarımızda yankılanan ezanlarımıza, devletmize, Cumhurbaşkanımıza ve canlarım aziz milletimize kasıtla saldıran hâinlere 21 inci asırda “AĞIRLAŞTIRILMIŞ OSMANLI TOKATLARI”vurmanın demindeyiz.

Cumhurbaşkanımız, teröre, teröriste, yardım ve yataklık edene, malzeme ve silâh verene, kendini patlatan şerefsizleri uyuşturucu vererek meydana sürenlere, sosyal-medya’da bu hâinlerin propagandasını yapanlara, askerlerimize, polis evlâtlarımıza, yaşlı, genç, hanım, erkek, çocuk, demeden tükeniş ve bitiş çığırına girmiş olmanın son azgınlıkları ile çıldıran, tasmaları ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Hollana ve Siyonist İsrâil’li liderlerin elinde olan satılmış ajanlara karşı “Topyekün SEFERBERLİK”ilân etti. Allah, râzı olsun…

Şeytan, zayıf karakterli, milli kutsallardan bî-haber kişilerin beynine, nefsine, kanına girebilir. Muhalefet yapmak saplantısına, illetine düşmüş salakları kandırmaya çalışabilir. Câhil, ilkel zihniyetli, akıl-şuur-idrak ârızalı, mâneviyat fakiri, “diniküm dinariküm: dini para olan servete tapan” daha ilerisi, kanında Ortodoks, Yahûdi genlerini taşıyan vatan haini soysuzları yazdırabilir, konuşturabilir. Sakın bu bağırsak parazitlerine aldırmayın!

Aziz milletim!

“Topyekün Seferberlik” çığırına girdiğimize göre, kalın bağırsaklarımızdaki atık birikimlerini sosyal bedensel reflekslerimizle atmak, temizlenmek, PKK-HDP-YPG-PYD-DEAŞ-IŞİD-HAŞTİŞÂBİ-CIA-FETÖ”gibi katı maddelerden kurtulmamız için, 80 milyon vatanseverlere tek tek, mâzeretsiz (özürsüz), bahânesiz, çok zaruri, çok zahmetli, çok ağır sorumluluklar düşecektir… düşmektedir. Önce bu acı, zor, ciddi gerçeği görerek, bilerek, kabullenerek, aşk ile şevk ile “İKİNCİ- ama gerçek- KURTULUŞ SAVAŞI”mıziçin bir “BESMELE”çekmemiz gerekiyor. Sonra çok önemli, çok hayati olduğuna inandığımız tedbir, düşünce, eylem hamlelerimizi sırayla hayata nakşetmeliyiz:

1- İlk şart, milletçe bit bütün, sımsıkı kardeşlik, güven ve sevgi güzelliğinde safları sıklaştırmalıyız. Parolamız: Sen-Ben Yok! Türkiye var!Olmalıdır. Böyle olunca:

2- Hiçbir kimlik özelliğine ırk(etnik) farkına bakmadan Kürt-Türk-Arap-Çerkez, Lâz, Boşnak, Arnavut-Roman-Abhaz-Çepni-Gürcü-Pomak_Aziri-Tatar-Oset… şu-bu, “Türkiye Kardeşliği”ruhunda çelik gibi, yumruk gibi tek kalb gibi olmalıyız.

3- “Partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.”Diyoruz. El-Hal öyledir. Partiler “Milli ve yerli”sınırlar içinde, vatanımızın daha müreffeh (maddi ve mânevi zenginliğe yükselmesi) ve milletimizin daha mutlu olması için tedbir, proje, doktrini fikir ve düşünce üreten “milli mefkure birliği”içinde meşruiyetini devam ettiren siyasi kuruluşlardır. Hiçbir parti, dünyanın hiçbir ülkesinde, vatan toprağının bölünmesi, bir ırk ismini alçakça kullanıp, sonra bu ırka ve diğerlerine mensup suçsuz, günahsız insanların köylerini, kentlerini baskı, korku, tehdit, cinayetlerle işgal edip, çocuklarını dağlara kaçırıp, kan içen kaatiller hâline getimesi için “demokrasi”şemsiyesi altına giremez. Hiçbir parti, dünyanın hiçbir ülkesinde “Teröristler”in vahşi eylemlerini meşrulaştıramaz. Dünya’mızda “sınırsız hürriyet”diye bir kavram yoktur. Sevgili Necip Fâzıl Bey Üstadımız bir sohbetinde, bu tür sınırsızlığı “Eşek hürriyeti”olarak adlandırmıştı. Devletimizi yıkma pahasına bu tür bir sınırsızlığın peşinde koşanların sonları yaklaşmaktadır. Dost, düşman, bunu böylece bilmelidir.

4- “Topyekün Seferberlik” te, her ferd için servet, mal, mülk, birikimler, araba, ev, tatil, eğlence ve hepsinden üstün “Can-Hayat”,vatan, bayrak, ezan, İstiklâl, milli ve kutsal değerler yolunda fedâ edilmelidir. Böyle zamanlarda menfaat devşiren, savaş fırsatçılığına yönelenler, milletimizin “yüz karası”, düşmanların “maskarası”olur. Dünya ve âhirette hüsran onlar içindir.

5- Telâşa, paniğe, endişeye kapılmadan, her “vatansever”,15 Temmuz zaferi gibi bir gâlibiyetin mutluluğuna erişeceğimize şeksiz-şüphesiz, tereddütsüz imân ederek imkânı, yeteneği, ihlâsı ve devamlı bir gayreti ölçüsünde, bu “İKİNCİ İSTİKLÂL CİHÂDI”mızda yerini almalıdır.

6- Gün hâinlerin tuzaklarını ve oyunlarını bozup, paramparça etmek için “Birlik-Sevgi-Kardeşlik ve Yardımlaşmak”günüdür.

7- Tüm belediyelerimiz, bugüne kadar yapmakta oldukları başarılı hizmetlerinin pusulasını, çok yoğun bir şekilde mânevi, dini, kültürel etkinliklere çevirmelidirler. Özellikle Milli Eğitim Müdürlükleri ile işbirliği içinde tüm okullarımızda, tarihi düşmanlarımızın dün olduğu gibi bugün de “Terör ve Terörist”i üzerimize niçin saldırttıklarını dünyada barışı, huzuru, hukuku nasıl ve niçin çiğneyerek, ülkelerinde “Terör ve Terörist”e Dün (1915’te) Çanakkale Savunması için askere alınıp, cepheye gönderilen 12-13-15 yaşlarındaki ana kuzularının hiçbirinin geriye dönmediği, özellikle belirtilerel, ümidvar olduğumuz günümüz gençliği, yoğun bir “Milli Şuur Eğitimi”ne kavuşturulmalıdır.

8- Ayrıca tüm belediyelerimizin “Kültür Müdürlük”leri, ilk-orta-lise seviyesindeki öğrencilerimiz için, (telif ücreti istemeyen) çok değerli şâir, edip, yazar, roman ve hikâyecilerimizin eserlerini (çok kaliteli) basarak, çocuklarımıza (ücretsiz) dağıtmalıdırlar.

9- Savaş, saldırı, kışkırtma, yalan ve iftiralarla, “Milli İrâdenin”çok sevdiği, dürüstlük çizgisinden şaşmayan C.Bakan’ımıza, Hükümetimize, hepsi çok değerli milletvekillerimize karşı “karalama kampanyası”nı devam ettiren, bir kısım “medya çakalları”na terör yandaşlarına, terörist dostlarına da hadlerinin bildirilmesinin zamanıdır… Diyorum.

10- Teröre, darbeye, Fetö’ye karşı haklı tepkilerini, meydanlarda çığlık çığlığa haykıran… “İDAM”taleplerini açıkça ortaya koyan mazlum, mağdur, mahzun milletimizin bu meşru isteği, mutlaka ama mutlaka yerine getiriklmelidir milli vicdanın tatmin edilerek huzur bulması, binlerce, onbinlerce şehidimizin temiz ve asil kanlarının yerde kalmaması, cezâların korkutucu infazlarla uygulanması, suçluların ve suça yöneleceklerin “CAYDIRILMASI-korkup, vazgeçmesi”sonucunu doğuracaktır ki, bu terörün darbe niyetlilerinin ve Fetö’cü hâinlerin erimeleri, çürümeleri, yok olmaları demek olacaktır. Kur’ân, bizim kitabımız, “Allah, zâlim mi?” (asla ve HÂŞÂ)…“Allah’ımız bize neyi tavsiye ediyor?” (kendisiyle barışık ferd ve toplum olarak, sulh ve sukün içinde bir hayat sürmemizi) “Bu barış ve mutluluğu bozacak, terör estirip suç işleyecekler için Kur’anımızda bize ne buyuruyor?”(Ey akıl sahipleri! KISAS’ta sizin için HAYAT vardır. Böylece belki kötülüklerden korunursunuz… (Bakara Sûrei:179)

Şuanda 12inci Baskı’sını yaptığımız “ÂİLE” konulu kitapçığımın (2016) önceki (2014 yılındaki) 4üncü baskısından bugüne kadarki her baskısında, bu “KISAS” konusunu kitapçığımın son sayfalarında ısrarla dile getirdim. Yani tam 3 yıldan beri, bu teklifimin arkasındayım. İşte! Belgesi:

Hırsızlık, cinayet, trafik terörü, banka, kuyumcu soygunları, yaralama, kadına şiddet, dolandırıcılık, havai fişek ve Molotof kokteylleriyle halka ve polise saldıran sokak gösterileri sabotaj ve suikastları duyuran televizyon haberlerinden bıktık artık. Çok ciddi bir “Adalet Reformu” ile cezalarda caydırıcı, ürkütücü, korkutucu hükümler yoğunlaştırılarak uygulanmalıdır. Âdeta “âdalet”le alay edilircesine “Tutuklandı, yargıya teslim edildi, serbest bırakıldı” dönemi bitmelidir. İşsiz, sabıkalı, belalı, kişilerin cezaevlerinde milletin, parası, vergisi, vs ile barındırılması asla kabul edilemez. Başımızın üstünde “Demoklesin Kılıcı” gibi sallanıp duran “Avrupa Birliği Norm’ları” olmasa “Ey akıl sahipleri! KISAS’ta sizin için HAYAT vardır. Böylece belki kötülüklerden korunursunuz!(Bakara Suresi 179.ayet) buyuran merhametli Rabbimiz’in teklifini Ona iman etniş bir yazar olarak teklif edecektim. KISAS: Can’a kast eden, suçsuz, günahsız,insanları katleden caninin, ölüdürülerek toplumdan atılması, hırsızlık edenin sağ kolunun dirsekten kesilmesidir ki, günümüzde “Trafik Terörü-Banka, Kuyumcu veya Market soyanlar –sabotajcılar- suikastçılar- bu hayat veren cezalandrıma ile cemiyetten temizlenirler. Gâye, suç işlenmeyen bir ülke olmaksa alın size çâre…

Başta “Adalet” kutsalına inanmış ve asla ayrım yapmayacak ve Resûlullah (s.a.v)in:

-Bu hırsızlık suçunu işleyen mızım Fatıma dahi olsa, O’nun da elini keserdim… Buyruğuna uyan bir “Milli irade” kahramanı liderin ülkesi dünya “kriminoloji” tarihine “Asla suç işlemeye niyet dahi edilemeyen mutlu ülke” olarak geçerdi.

“Uyarı!” yazımı bitirirken, sizleri bir kerre daha bilinçli bir “aksiyon birliği” içinde, bölünmeden, parçalanmadan kardeşçe maddi ve (daha önemlisi) yoğun bir “manevi kalkınma ve yükseliş” cehdine davet ediyorum.

Bilin ki düşmanlar aynı; barbarlık, vahşet, kin, sadizm ve sapıklık aynı… Yılanın başı koparıldı, ama gövdesi ve kuyruğu hala ihanet peşinde oynuyor. Ata’larımız boşuna dememişler: Su uyur, düşman uyumaz” hepimiz, düşmanlarımızdan daha diri olarak uyumayacağız, tamam mı?

Bu yazımla ben tebliğimi sundum. Yai:77 Dağ, taş Anadolu’yu dolaşıp bu gerçekleri anlatıyorum. Oturmak yok, yola devam…

Çok değerli okuyucularım!

Siyasal Bilgiler Fakültesinde iken Ceza Hukuku profesörü hocam, Burhan Köni ilk derse gelince şöyle bir başlangıç yaptı:

– Bu sene sizlerle CezâHukuku ve Cezâ Muhakemelerini Usûlü derslerini göreceğiz. CezâHukuku yüzü ekşi bir hukuktur. Ama meyvesi, çok tatlıdır…”dedi.

“KISAS”Kur’an’i, ilmi ve dini bir kavramdır.

Cezâ hukukunun çok tatlı meyvesinden, toplumsal sonuçlarından bilgisi olmayan zihin özürlüler, sakın “çağdaşlığa, ilericiliğe (!) merhamet tellallığına, sahte entel ayaklarına, shte Batı’cı medeniyet avukatlığına soyunmasınlar!” daldan inemeyen kediye, ayağı kırılmış köpeğe, kanadı yaralı martıya, kuytuya düşmüş keçi’ye, Kurban Bayramlarında (Allah’ın emri ve rızası için) kesilen danaya, koyuna, çengellere asılan tavuklara, horozlara, hindilere, oltaya takılan balıklara, ayakları fak’a kısılmış ayılara karşı çığlıklar atan, ağlayan, titreyen bir kısım domuzseverlerin, Saint Barthelmy katliamında (Paris-24 Ağustos 1572)Katoliklerin katlettiği 30 bin Protestan için ne diyeceklerini merak ediyorum. Keskin bıçaklarla, çivili çarklarla, çıkrıklarla, sopalarla, kol ve bacakları keserek, farklı işkence şekilleriyle icra ettikleri vahşetlerin anlatıldığı “işkence bilimi” ismiyle bir bilgi dalı oluşturduklarını biliyor muydunuz? Okyanuslarda ölen balinaların yasını tutan, petrole belenmiş karabatakların üstünden “merhamet sömürüsü” yapan Batı-Batılılar ve içimizdeki marazi Batı’cılar, Filistinde 1948’den bugüne kadar uygulanan “soykırımlar-katliamlar” karşısında niçin suskunlar? Der Yâsin Baskınında (254 ölü), Han Yunus’ta (275), Lübnan Kasabı diye anılan Ariel Şaron’un Sabra ve Şatilla katliamında (3bin) Müslüman boğazlandı. Marketlerde satılan “ARİEL-Temizlik(!) Tozu”nu siz de hala kullanıyor musunuz?

Türkiye’de kendilerini rejimin bekçisi zannedenler şimdi ortaya çıkıp “İDAM” vahşettir. Bu çağda el ve kol kesmek kesinlikle olmaz…” diye yaygara basarlarsa, biz de sorarız: İdam vahşetse siz Menderesi ve iki bakanını asarak boynunuza “VAHŞİ” yaftanızı asmadınız mı? Kezâ İsrâil askerleri yakaladıkları genç bir Filistinli çocuğun dirseğini bir kaya üstüne koyup taşla dirsek kemiklerini parça parça kırarken siz kedi köpek, martı, keçi, sığır, koyun, tavuk, horoz, hindi, balık, ayı dostları! Neden “çıt”ınız çıkmadı? Bu insanların adlarını sıraladığım hayvanlar kadar da mı değerleri yoktu mazlumların?

İDAM kararlarının hükümleri geçmişe yürümez mi diyorsunuz? 27 Mayıs 1960 Darbecileri o zaman 1950’nin 14 Mayısından 60’ına kadar olan dönemi neden ele aldılar? Yassıada Mahkemesi adlı mezbaha hânede, dünyanın en traji-komik tulûat soytarılığını nasıl sahnelediler? Yürüten nasıl yürüttü?

O bir darbe idi. Güç, darbecilerin elinde idi…

Bir zır delinin peşine takılacak kadar alçalan, omuzunda-asla hakkını veremediği- apoletini ayaklar altında çiğneyerek… VE KESİNLİKLE BENİM MUKADDES ORDUMUN İÇİNE SIZMIŞ BİR HÂİNLER SÜRÜSÜ OLARAK, İsrâile, İngiltereye, Fransaya, ABD’ye (özellikle) Almanya’ya, Masonlara, Rockefeller ve Rothchild’lere, Soros’a, G. Fuller’e topyekün Haçlı sürüsüne, Vatikan’a, benim aziz vatanım Türkiye’mi işgal etmeleri için köpeklik yapanların 15 Temmuz gecesindeki darbe hareketi de askeri bir özellikte idi. Fakaaat! Güç, milletimizin elinde idi. İrade, milli bir aşk, vecd, destan ile darbecilere karşı bir darbe olarak zafer kazandı.

Müslüman milletimin uydgularına tercüman olarak şimdi vakit geçirmeden:

1- Sivil Anayasa’mızı “Milli Referandum” ile taçlandırarak (özellikle) Müslüman kardeş devletlere ilham verip örnek alacak bir hukuki metin halinde ilan etmeliyiz.

2- Bu sivil Anayasa’nın ruhuna uygun olarak son derece çağdaş ve güncel net ve adil kanunlarla “yenilenen Türkiyemiz”in hukuk devleti yapısını güçlendirmeliyiz.

3- Cezaların caydırıcı seviyesini yükselterek vatan, millet, bayrak ve devlet haşinlerinin her grubunu, ihanet ederek 241 canımızı şehit ettikleri köprü, kavşak, yol, meydanlarda askerleri infaz mangalar ile sona erdirmeliyiz.

4- Milletçe milli fedakârlıklarla takviye edilmiş “siyasi-İdari-Ekonomik-Sosyal Hayat”ımızı istikrarlı bir çizgide devam ettirmeliyiz.

5- Son, fakat en önemli madde olarak, diyorum ki: 2023’lerei 2053’lere doğru maddi ve manevi hastalıklardan kurtulmuş pırıl pırıl bir gençlik yetiştirmeliyiz.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.