islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,4177
EURO
55,5133
ALTIN
6.572,22
BIST
12.118,29
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
13°C
Cumartesi Yağmurlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

ÖLÜMLÜ BİR İLAH OLARAK MODERN DEVLET: LAİK VE SEKÜLER İKTİDARLARIN MUTLAK GÜCÜ

ÖLÜMLÜ BİR İLAH OLARAK MODERN DEVLET: LAİK VE SEKÜLER İKTİDARLARIN MUTLAK GÜCÜ

ÖLÜMLÜ BİR İLAH OLARAK MODERN DEVLET: LAİK VE SEKÜLER İKTİDARLARIN MUTLAK GÜCÜ

Modernleşme dalgasının yeryüzünü sarmasıyla birlikte küresel siyaset sahnesinde köklü ve geri dönülemez bir paradigma değişimi yaşandı. Geleneksel dünyada meşruiyetini kutsal metinlerden, dini liderlerden, hanedan bağlarından ya da asırlık geleneklerden alan yönetim yapıları, yerini kademeli olarak seküler ulus-devlet modeline bıraktı. Ancak bu geçiş, iddia edildiği gibi iktidarı sadece rasyonel ve insani bir çizgiye çekmekle kalmadı; beraberinde çok daha çarpıcı bir dönüşümü de getirdi.

Yürütülen siyaset felsefesi araştırmaları ve derin sosyolojik analizler, geleneksel bağlarından kopan modern seküler iktidarların, ironik bir şekilde kendilerini yeryüzünün yeni ve ölümlü ilahları olarak inşa ettiğini ortaya koydu. Devletler bunu alenen bir manifesto ile ilan etmedi; ancak kurumsal pratikleri, yasama güçleri ve egemenlik iddiaları, mutlak gücü elinde bulunduran aşkın birer varlık gibi davrandıklarını açıkça gözler önüne serdi.

Uzmanlar, modern devletlerin hükmettikleri coğrafyalarda mutlak hüküm sahibi gibi hareket etmesini, siyasi teolojinin sekülerleşmesi süreci olarak yorumladı. Geleneksel olanla ve aşkın kutsalla köprüleri tamamen atan seküler otoriteler, semavi dinlerin Tanrı’ya atfettiği mutlak egemenlik, yargılama ve kurallar koyma gibi yetkileri kendi kurumsal kimliklerinde topladı. Bu durum, toplumsal düzeni rasyonel temelde sağlama iddiasındaki yapıların, zamanla birey ve toplum üzerinde tarihte hiç görülmemiş düzeyde sınırsız bir denetim ve gözetim mekanizması kurmasına yol açtı. İnsanlık, aşkın bir Tanrı’nın otoritesinden kaçarken, yeryüzünde her an her yerde hazır ve nazır olan bürokratik bir aygıtın pençesine düştü.

İstisna Hali, Egemenlik ve Şiddetin Tekelleşmesi

Siyaset bilimcilerin tarihsel verilerle desteklediği analizlere göre, modern devletin bu gizli “ilahlaşma” eğiliminin arkasında iki sarsılmaz temel sütun yer aldı: İstisna olana karar verme yetkisi ve meşru şiddet tekeli. Olağanüstü durumlarda, ekonomik kriz anlarında, savaşlarda ya da toplumsal kırılmalarda mevcut hukuku tamamen askıya alma gücünü kendinde gören modern iktidarlar, dini literatürdeki “ilahi kudret” kavramının dünyevi ve kurumsal bir yansımasını sergiledi.

Kanunların ne zaman, nerede ve kimin için işleyeceğine tek başına karar veren bu yeni egemen yapılar, kendi sınırları içinde adeta kusursuz, sorgulanamaz ve yargılanamaz birer otorite figürüne dönüştü. Hukuk devletin koruyucusu olmaktan çıkıp, devletin arzusuna göre eğilip bükülen bir enstrüman halini aldı.

Bununla birlikte, yeryüzündeki tüm geleneksel, feodal, dini ya da yerel güç odaklarını amansız bir rasyonalizasyon süreciyle tasfiye eden modern devlet, fiziksel zor kullanma yetkisini de sadece kendi elinde tuttu. Toplumun güvenliğini sağlama ve iç barışı koruma vaadiyle inşa edilen bu meşru şiddet tekeli, devlete karşı konulamaz, sorgulanamaz devasa bir güç atfetti. Bilim insanları, bu kurumsal yapının ünlü düşünür Thomas Hobbes’un asırlar önce kavramsallaştırdığı ve bizzat “Ölümlü Tanrı”  olarak nitelediği Leviathan figürüyle birebir örtüştüğünü ve hatta modern teknolojiyle bu gücün katlandığını vurguladı.

Kutsalın Boşluğunu Dolduran Yeni Seküler İlahlar

Aydınlanma dönemi ve sonrasında dinin, metafiziğin ve geleneksel değerlerin kamusal alandan hızla çekilmesi, toplumsal hafızada devasa bir otorite ve anlam boşluğu yarattı. İşte modern ulus-devletler, bu boşluğu rasyonel yasalarla değil, kurumsal ve törensel bir kutsallık üreterek doldurdu. Modern devlet; kendi bekasını, sınırlarını, bayrağını ve bürokrasisini mutlaklaştırarak bireyleri sorgusuz sualsiz bir itaate zorladı.

Kendi varlığını en üstün “kutsal” ve bir ölüm-kalım (bekâ) meselesi haline getiren bu dünyevi güçler, açıkça telaffuz etmeseler de yeryüzünde adeta ilahlık taslayan totaliter aktörlere dönüştü. Sonuç olarak modernleşme dalgası, insanlığı geleneksel prangalardan ve dini dogmalardan özgürleştirdiğini iddia ederken, modern insanı kendi elleriyle yarattığı bu “ölümlü ilahların” mutlak iradesine ve mekanik çarklarına teslim etti.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. ALİ SEYYAR dedi ki:

    Metin, modern devletin ‘beka’ ve ‘güvenlik’ kalkanı arkasında nasıl denetlenemez bir güce dönüştüğünü çok yalın bir şekilde özetlemiş.
    Bu durumun en somut tezahürü, 20. yüzyılın en etkili, aynı zamanda fikirleri ve siyasi geçmişi sebebiyle en çok tartışılan Alman hukukçu, siyaset teorisyeni ve anayasa hukukçusu Carl Schmitt’in (1888-1985) işaret ettiği ‘İstisna Hâli’ uygulamalarıdır. Türkiye’den bir örnek vermek gerekirse; 15 Temmuz melun darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’lar ile suçun şahsiliği ve masumiyet karinesi gibi temel hukuk ilkeleri askıya alınmış; kurumsal yapılar neyin tehdit olduğuna tek başına karar veren ‘sorgulanamaz bir otorite’ gibi hareket etmiştir. Benim gibi binlerce masum vatandaş işinden olmuştur. Burada devlet, kendini adeta Rabbaniyet makamında görmüş ve temel hukuk ilkeleri çiğnemiştir. Devletin asli görevi “yeryüzünde tanrılık taslamak” değil; acziyetini bilerek, adaleti tesis etmek, temel hakları korumak ve vatandaşına hizmet etmektir.
    Devleti bir ‘ölümlü ilah’ olmaktan çıkarmanın tek yolu; en kriz anlarında dahî hukukun üstünlüğünü koruyabilmek ve iktidarın gücünü evrensel adalet ilkeleriyle sınırlandırmaktır.”