islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,7470
EURO
55,9932
ALTIN
6.804,81
BIST
13.509,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C
Pazar Parçalı Bulutlu
25°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C

PEYGAMBERLERİN EN ÇOK KORKTUĞU ŞEY!

PEYGAMBERLERİN EN ÇOK KORKTUĞU ŞEY!
18/09/2026 00:05
A+
A-

PEYGAMBERLERİN EN ÇOK KORKTUĞU ŞEY!        

“Peygamberler de korkar mı?” demeyin; evet, peygamberler de korkar. Ama onlar bizim korktuklarımızdan değil, çoğu zaman bizim korkmadıklarımızdan korkarlar; hem de kendileri için değil, ümmetleri için.

Mesela Hz. Süleyman, ordusunun karıncalara zarar vermesinden çekinirdi. Şüphesiz onlar, içimizde Allah’tan en çok korkanlar; müstekbir, zengin ve güçlü zalimler karşısında da en cesur olanlardı. Uhud dağı kadar altın değil, bir ellerine ayı, bir ellerine güneşi verseler bile vazgeçmeyecekleri şeyler vardı.

Bizim gözümüzde çok değerli olan nice şey, onlar için değersizdi. Servet, silah, iktidar, evlatlar… Bunların bir “göz aydınlığı” olabilmesi için Allah yolunda harcanması gerekir; yoksa dua ile istenen birer beladır.

Allah’ın size verdiği şeyler bir ikram olabileceği gibi, bir gazap vesilesi de olabilir. Allah; kâfirlere, münafıklara ve müşriklere de servet, güç ve iktidar verir. Müminler zayıf görünseler de, Allah’ın rızası dairesinde hareket ederlerse Allah’ın rahmet ve bereketi onlarla olur; onlar için korku yoktur, mahzun da olmazlar. Ama malına, mülküne, makamına ve şöhretine güvenip haddi aşan cahil ve zalimlere; fâsıklara, inkârcılara, münafıklara, mürtedlere ve müfsitlere; müstekbir ve mütreflere gelince, vay onlara! Üstelik bir de namaz kılıyor, hacca ve umreye gidiyor, hayır-hasenat yapar görünüyorlar. Ne var ki bu yaptıkları karşılığında bağışlanacak değildirler; aksine Allah’ı ve O’nun kullarını kandırdıkları, Müslümanların itibarına zarar verdikleri için cezaları kat kat artırılacaktır. Vay o (riya ile) namaz kılanların hâline! Vay Allah’ın adını yalan yere anarak yemin edenlere!

Allah’ın huzuruna namaza durduklarında, abdestlerinden emin midirler? Belki necasetten taharet vardır; peki “Hades’ten taharet” konusunda emin midirler? Allah, aklımızdan ve kalbimizden geçenleri bilmiyor mu? Cebimizdeki paranın; arabamızın, evimizin, elbisemizin bedelinin kaynağını bilmiyor mu? Çalıntı elbise temiz olur mu? Allah’a uzatılan eller kirliyse, o ayetleri okuyan diller yalanla kirlenmişse, ağzı suyla çalkalamak temizlenmeye yeter mi?

Resullerin asıl endişesi, kendilerinden sonra ümmetlerinin heva ve heveslerinin peşine düşüp dünya menfaati uğruna ahireti unutmasıydı.

Bir yıl kadar önce bu konuda şöyle yazmıştım: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kötülükleri görüp de değiştirmeye güç yetiremediği için müminin kalbindeki iman, tuzun suda eridiği gibi eriyecek.” O fitne zamanı geldiğinde, “bugün münafığın aranızda gizlendiği gibi, mümin de onların arasında gizlenecek.”

“Öyle bir zaman gelir ki, camilerin çokluğuyla övünürler ama onlara pek az devam ederler.” “İnsanlar mescitlerde toplanır; ama bütün arzuları, gayeleri ve sözleri sadece dünya metaı ve menfaatidir. Allah onlardan berîdir. Onlardan uzak durun, yoksa ateş size de dokunur! Onlar, Allah’ın yardımının size ulaşmasına engel olur ve Allah’ın gazabını davet ederler. Vay onlara ve onlarla beraber olanlara!”

Gün gelecek, insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten sakındırmayacak; dinî kaygılar azalacak, dünyevî makam, mevki ve itibara rağbet artacak; zenginlik ve gösteriş yaygınlaşacak, israf çoğalacak. O gün geldi mi, yoksa gelmedi mi? Resûlullah bizim için fakirlikten korkmuyordu; asıl korktuğu, dünyanın —bizden öncekilerin önüne serildiği gibi— bizim önümüze de serilmesi, dünya menfaati için birbirimizle yarışmamız ve dünyanın onları helak ettiği gibi bizi de helak etmesiydi. Şöyle diyordu: “Ben sizin, dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helak olup gitmenizden korkuyorum.” Ayette de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayet üzere oldukça, sapıtanlar size zarar veremez.” (Mâide, 105). Yoksa sizi başkalarının gelmesiyle mi korkutuyorlar; siz de bundan mı korkuyorsunuz?

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki bütün endişe ve gayretleri mideleri ve şehvetleri için olacak; şerefleri mallarıyla ölçülecek, kıbleleri kadınları, dinleri paraları olacak. İşte onlar mahlûkatın en şerlileridir; Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.”

Sık hatırlattığım bir hususu tekrar edeyim: Allah’ın kendisi hakkındaki hükmünü merak eden, Allah’ın kendisini neyle meşgul ettiğine baksın. Kendini ıslah etmeyecekse, kaçtığını sandığı şeye doğru —yeryüzünde bir cennet hayaliyle— yokuş aşağı koşarken, karşısında bulacağı şey cehennemin ta kendisi olacaktır. Hz. Ali’den (r.a.) gelen bir rivayette Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizin adınıza en çok korktuğum şey, hevaya (aşırı arzulara) uymak ve uzun emeldir (tûl-i emel).” Biz ise işin ucunu “Türkiye Yüzyılı”nı da aşıp “ezel”den başlatıp “ebed”e kadar uzatmıştık, değil mi?

Korku ile ümit arasında bir yerde duralım.

Selam ve dua ile.

NOT: KONUYLA İLGİLİ HADİSLER

Konuyla ilgili bazı hadisleri aşağıya alıyorum. Yalnız şirk değil; her türlü fısk ve fücur, haram ve mekruh, ahlaksızlık, mal ve makama tamah, adaletsizlik, cahillik ve fitne, peygamberleri ümmetleri hakkında endişelendirir.

Şöhret ve menfaat peşinde koşan âlimler: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, dili âlim olan münafıklardır.”

“Ümmetimin son zamanlarında birtakım deccaller, yalancılar çıkacak; sizin ve atalarınızın duymadığı sözleri size nakledecekler. Aman onlardan uzak durun; sizi fitneye düşürüp yoldan çıkarmasınlar.”

“Şüphesiz ümmetimin içinden otuz tane yalancı (deccal) çıkacak; her biri kendini peygamber sanacak. Hâlbuki ben peygamberlerin sonuncusuyum, benden sonra peygamber yoktur. Ümmetimden bir grup ise Allah’ın emri gelinceye kadar hak üzere devam edecek; onlara muhalefet edenler kendilerine zarar veremeyecek.”

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, dalâlete sürükleyen (bid’atleri emreden) liderlerdir.”

“Ümmetim için şu üç şeyden korkuyorum: Âlimin zellesi (küçük günahları önemsemeyip insanlara kötü örnek olması ve bunun yaygınlaşması) ve kendisine tâbi olunan, heva peşinde koşan zalim yöneticiler.”

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, heva ve tûl-i emeldir. Heva insanı Hak’tan alıkoyar; tûl-i emel ise ahireti unutturur. Şu dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yüzünü dönmüş geliyor. Her birinin kendine has evlatları (talipleri) vardır. Ahiret taliplerinden olup dünyanın evlatlarından olmamaya gücünüz yeterse bunu yapın! Bolca salih amel işleyin; zira bugün amel diyarındasınız, burada hesap yok. Yarın ise amel imkânı bulunmayan hesap diyarına geçeceksiniz.”

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, şu üç helak edici tehlikedir: Kendisine itaat edilen cimrilik, peşinden gidilen heva ve heves, her görüş sahibinin kendi fikrini beğenmesi.”

“Üç şey vardır ki ümmetim hakkında korkarım: Yıldızların bazı burçlara girmesiyle yağmur yağacağına inanmaları, zalim yöneticiler ve insanların kaderi yalanlamaları.”

Sahâbeden Şeddâd bin Evs bir gün ağladı. “Seni ağlatan nedir?” diye sordular. Şöyle dedi: “Resûlullah (sav) Efendimiz’den işittiğim bir hadis beni ağlattı. Efendimiz: «Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allah’a şirk koşmaları ve gizli şehvettir» buyurdu. «Yâ Resûlallah! Ümmetin Sen’den sonra şirke mi düşecek?» diye sordum. «Evet! Ama onlar güneşe, aya, taşa ve puta tapmayacak; amellerinde gösteriş (riya) yapacaklar. Gizli şehvete gelince: Biri oruçlu olacak, karşısına nefsanî bir arzu çıkınca peşine takılıp orucunu bırakacak» buyurdular.”

Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerden biri, malın çoğalması ve onun için birbirleriyle yarışıp çekişmeleridir. Biri de Kur’ân’ın (herkese) açılmasıdır; onu mümin, kâfir, münafık herkes kolayca okur.” Nitekim ayette: “Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve tevil etmek için müteşâbih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşenler ise ‘Ona inandık; hepsi Rabbimizdendir’ derler.” (Âl-i İmrân, 7).

Resûlullah (sav) bir gün: “Ümmetim için Kitap’tan ve sütten korkuyorum!” buyurdu. “Yâ Resûlallah, Kitap’ın durumu nedir?” diye soruldu. “Münafıklar onu öğrenir, sonra da onunla iman edenlere karşı mücadele ederler” buyurdu. “Peki sütün durumu nedir?” diye soruldu. “İnsanlar sütü sever; cemaatlerden ayrılıp hayvan peşinde dağlara çıkar, şehvetlerine uyarak namazları, hatta cumaları bile terk ederler” buyurdu.

Ahlâkın bozulup çürümesi hakkında Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Lût kavminin amelini işlemeleridir.” Bu uyarı, günümüzde LGBT+ örneğinde olduğu gibi bu amelin normalleştirilip savunulmasına bir işaret sayılabilir mi?

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.