islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5267
EURO
55,7803
ALTIN
6.664,70
BIST
11.735,40
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
17°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C

REKLAM VEYA BİR DİĞER YÖNÜYLE KÜLTÜRÜN YOK EDİLİŞİ

REKLAM VEYA BİR DİĞER YÖNÜYLE KÜLTÜRÜN YOK EDİLİŞİ
28/09/2026 10:33
A+
A-

REKLAM VEYA BİR DİĞER YÖNÜYLE KÜLTÜRÜN YOK EDİLİŞİ

Bu yazı ile, bir malın veya piyasanın reklam yoluyla nasıl etkilendiğini değil, bir toplumun kültürünün, gereksiz ve lüzumsuz bazı bilgi, meşgale ve sun’i ihtiyaçlar ile nasıl yok edilmeye çalışıldığını açıklamak istiyorum. Konu, reklamın sosyal ve psikolojik dayanaklarımızı nasıl, farkında olmadan tahrip ettiğini belirtmeye çalışacağım.

Reklamın Doğuşu, Neyi Amaçlıyor

Reklam, bir malın satışını arttırmak üzere yapılan görsel, sesli ve bilgilendirme amaçlı ilgi uyandırıcı çok çarpıcı şekilde üretilen bir bilgilendirme sistemi olarak açıklanmaktadır. Aslında ticari ve kültürel faaliyetler alanda “tanıtım” denilen bir çalışma alanı varken, reklam isimli tekniğin ortaya çıkması, büyük ölçüde kitleleri çeşitli açılardan etki altına alıp, onları belli tutum ve davranışlara yönelten, onların psikolojilerini bazı konulara yöneltme amaçlı bir iletişim tekniği olarak geliştirilmiştir. Tabii ki, her iletişim tekniğinin arkasında, bir başka amaç olduğu gibi, reklamın da görünen yönü dışında, görünmeyen birtakım hedefleri bulunmaktadır.

 Reklam, kapitalist ekonomiyi harekete sevk eden, bir illüzyon, yani yanıltma metodudur. Çünkü piyasaya ihtiyaçtan fazla mal sürüldüğünde, firmaların rekabetinin, büyük ölçüde reklam ile gerçekleşmesi, reklamın ortaya çıkmasına gerekçe olmaktadır. Fakat reklam, önceleri mal ve hizmetleri çeşitli yollarla tanıtırken, daha sonra malın zoraki ve zaruri bir şekilde alınmasına yönelen “zorlayıcı” bir baskı aracı haline dönüşerek, düşünce ve kanaatleri yönlendirme metodu halini almıştır. Son tahlilde olarak reklam görsel ve yazılı medyada eşya, gösteriş ve ilgi çekmeye yönelik bir hayat anlayışını, daha doğrusu bir “kültürü empoze etme” noktasına gelmiştir. Öyle ki bu kültür, bizi biz yapan fikir, ahlak, değerler gibi asırlardır bize hayat veren yaşama sistemimizi dışlayıcı bir noktaya ulaşmış ve özellikle de genç insanlarınızı kendi kültürlerinden uzaklaştırma noktasına gelmiştir. Bugün televizyon, cep telefonu, ipad, internet gibi dijital ve görsel yayın araçlarında, istemediğimiz, rahatsız olup, kaçmaya çalıştığımız “reklam bombardımanı” ile karşı karşıya bulunuyoruz. İnternet’te bu konu öyle bir noktaya gelmiştir ki bir film veya anlatım içinde 3-4 dakikada bir reklam verilmek suretiyle, adeta “beyin yıkama” işlemi gerçekleştirilmektedir.

Reklamın Yok Edici Rolü

Reklamın, hayatın her anını kapsayan bir yoğunluk içinde verilmesiyle, artık anne baba ve öğretmenlerin bilgileri, tavsiyeleri ve yönlendirmelerinin fazla bir etkisi kalmamıştır. Yabancı hayat anlayışı ve alışkanlıkları reklam kurgu ve filmleri ile alıştığımız hayatın dışında bir hayat tarzı empoze etmekte ve nesilleri birbirinden uzaklaştırmaktadır. Yabancı fikir, ideoloji ve aykırı fikirlere karşı, ülkemizi ve milli varlığımızı savunma isteğimiz ve refleksimize karşı, reklam medyası bütün imkân ve cezbedici enstrümanlarıyla milli kimlik ve geleneksel yaşama tarzımızı, hiçbir engele takılmadan ortadan kaldırabilmekte ve yabancı anlayışları yerleştirmektedir.

Açıklamaya çalıştığım konular, televizyon ve internette de aynen sürdürülmekte idiyse de reklamlar; bir hikaye ve bir tiyatro gibi, tabii bir  olay gibi  bu konuları işlediklerinden dolayı, daha sinsi bir şekilde duygu ve düşünceleri yönlendirmektedirler.

Reklamlar, ahlaki ve geleneksel anlayış ve değerlerimizi, çok sistemli bir şekilde sıfırlamaya çalışarak, insanı ve toplumu ayakta tutan, halkın değer anlayışı ve tarihi yaşama tarzını değiştiren, bir “truva atı” gibi, yaşayışımıza kapitalist ve seküler dünyanın tüm anlayış ve alışkanlıklarını yerleştirmektedir. Aslında yapılmaya çalışılan iş, toplumun hayatını, asırlardan beri ayakta tutan kural, ahlak, normlar sistemi gibi, zaman içinde toplumun kendi isteği ve arzusuyla yerleşmiş bir “sosyal düzen”in değiştirilmesi olmaktadır!.. Bu hedef, öyle şirin, cazip ve konuları komik bir hale getirilerek yapılmaktadır ki, ortada herhangi bir suç veya zorlayıcı bir özellik gözükmemektedir.

Buna karşı, kendi varlığımızı sürdürecek tek kalkanımız toplumsal değerler ve hukuk kuralları kalmıştır. Toplumsal değerlerimiz de, ne eğitim ve ne de idari sistemimizde önemli bir kural olarak gerçekleşemediği için, ister istemez bu yaygın medya eğitimi (!), toplumu yönlendiren tek etki alanı haline gelmektedir.

Hukuk sistemimizi, bu tür fiili olmayan, fakat zihinleri bulandıran, ahlaki değerleri tersyüz eden ve insanımızı “tüketim kölesi” haline getirip, gençliğimizi yabancı akım ve moda hareketlerin bağımlısı haline getiren “reklam yozlaştırması”na karşı harekete geçmeye davet ediyorum. Toplumu maddi, manevi ve zihni açıdan dejenere eden ve kültürel değerleri ve kuralları ayaklar altına alan tüketim sömürüsüne dur denmesi için yetkilileri göreve çağırıyorum. Eğer bu keyfi ve toplumun tutum ve davranışlarını belirleyici ve yönlendirici etkiler devam ederse, korkarım, yarın kendi kültür ve değerlerimizi ancak “müzelerde antika bir eser” olarak göreceğiz.

Prof. Dr. Sami Şener

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Birol dedi ki:

    Selamünaleyküm hayırlı calişmalar dilerim

  2. K.d. dedi ki:

    Yıllardır kapitalizmin sömürüsünün önünde duracak bir güç oluşmadı oluşturulmadı tahakküm altında sömürü ülkeleri toplumun bilinçlenmesi kesinlikle engellendi vatanperver insanlar bilim insanları çaresiz bırakıldılar demokrasi adı altında insanlığı tepe noktası bir avuç küresel güce köle haline getirdiler tabi bu coğrafyada yaşayan satılık insan sayısı hayli çok olduğu için insanların algısını tekel basın yayın yoluyla yönetenler aynı kurulu düzenleriyle varolan hele Türk milletinin süzüle süzüle gelen değerlerini yok etmek için çalışanlara karşı uyuyan bizler uyandığımızda yeni bir sağlıklı neslin gelişmesi için ne yapabiliriz kaygısına düştük artık geçmiş olsun sömürenleri zehirleyenleri göremeyen bir toplumun bireyi olmak, ( işte sana ızdırap veren şey senin kendi eserindir. )

  3. Ekmel Aksoy dedi ki:

    Risale-i Nur’da ifade edildiği üzere; medeniyet-i hazıra-i garbiye, hırs ve israfı teşvik ederek lüksü ve gayrizaruri şeyleri “zaruri ihtiyaç” gibi göstermektedir. Hocam dikkat çektiğiniz “reklam bombardımanı”, tam da bu mekanizmayı beslemekte; insanı şükür ve kanaatten uzaklaştırıp hırs, israf ve tüketim köleliğine sürüklemektedir.

    Bediüzzaman Hazretleri’nin, Batı’nın bozulmuş yüzünün gençliği ve toplumu “sefahat, eğlence ve hevesat” yoluyla ahlaken çökerttiğine dair ikazları, yazıda bahsi geçen “Truva Atı” benzetmesiyle tam bir uyum içindedir. Reklamlar; masum, komik ve cezbedici kurguların arkasına gizlenerek, zihinlerdeki iffet, kanaat ve hürmet duygularını incitmeden ama derinden sarsmaktadır.

    Modern mecralardaki 3-4 dakikada bir tekrarlanan reklamlar, Risale-i Nur’un ifadesiyle insanın “akıl, kalp ve ruh gibi latifelerini” malayani işlerle meşgul etmekte, hakiki yaratılış gayesinden tecrit etmektedir. İnsan, kendi hakikatini ve değerlerini tefekkür edecek vakitten ve zemin yoksun bırakılmaktadır.

    Sami bey bu kıymetli yazınız, modern dünyanın parıltılı ambalajlar içinde sunduğu “kültürel tahribata” karşı vicdanları uyandıran çok yerinde ve ufki bir ikazdır.

    Risale-i Nur’un hakiki ihtiyaç ile hevesatı ayıran ölçüleri, bu tür sosyolojik tahribatlara karşı sığınacağımız en sağlam kale ve manevi bir kalkandır.

    Yazınız çok kıymetli. Emeğinize sağlık.

  4. NİYAZİ ERUSLU dedi ki:

    TEBRİK EDERİZ SELAMLAR

  5. Hüseyin Öztürk dedi ki:

    Değişik bir konu, kaleminize sağlık Sami abi