GELECEĞİ ÇÖPE ATAN MEDENİYET
Bugün insanlık tarihinin en büyük yalanlarından biriyle yaşıyoruz:
“Gelişiyoruz.”
Hayır.
Biz gelişmiyoruz.
Biz tüketiyoruz, çürütüyoruz ve yok ediyoruz.
Market raflarını doldurduk, ama vicdanlarımızı boşalttık.
Sofralar büyüdü, şükür küçüldü.
İnsan çoğaldı, ama insanlık azaldı.
Kur’an’ın asırlar öncesinden haykırdığı hakikati duymadık:
“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf 31)
Ama biz ne yaptık?
İsrafı sistem yaptık.
Çöpe atmayı alışkanlık yaptık.
Tüketimi medeniyet sandık.
Bugün çöpe giden her lokma, sadece bir ekmek değildir.
O lokma;
bir çocuğun umudu,
bir annenin duası,
bir coğrafyanın alın teridir.
Ve biz o lokmayı, utanmadan çöpe atıyoruz.
Muhammed (s.a.v.) “Nehir kenarında olsan bile israf etme” derken,
biz muslukları açık unutup kuruyan göllere bakıyoruz.
Toprağı öldürüyor, suyu tüketiyor, sonra da “iklim krizi” diyoruz.
Bu kriz değil.
Bu ceza.
Kendi ellerimizle hazırladığımız bir son.
Kur’an insanı “yeryüzünün halifesi” ilan etti.
Yani koruyucu, gözetici, emanetçi…
Ama biz ne olduk?
Tüketici.
Hem de doymayan, sınır tanımayan, ölçü bilmeyen bir tüketici.
Sıfır atık meselesi bu yüzden bir “çevre kampanyası” değildir.
Bu, açık konuşalım, bir iman meselesidir.
İsraf eden bir toplum:
-sadece kaynaklarını değil
-karakterini de tüketir
Ve karakterini kaybeden bir toplumun ne devleti kalır ne geleceği.
Bugün insanlık iki yolun ağzında:
Ya tüketmeye devam edip kendi sonunu hızlandıracak.
Ya da “ölçü”ye dönüp kendini kurtaracak
Başka yol yok.
Çünkü hakikat çok basit:
İsraf eden, sadece nimeti değil; geleceği de çöpe atar.
İSLAMİ HABER “MİRAT”
YOUTUBE