islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

SINAV BAŞARISI HAYAT BAŞARISI MIDIR?

SINAV BAŞARISI HAYAT BAŞARISI MIDIR?
15/06/2026 10:37
A+
A-

SINAV BAŞARISI HAYAT BAŞARISI MIDIR?

Üniversite sınavına az bir zaman kaldı. Öğrenciler ve aileler en az 12 yıllık bir maraton koşusuyla bu sınava iyi hazırlanmaya çalıştılar. Birçok aile evladının geleceğini hazırlamanın yolunu yüksek tahsilde gördüğü için maddî manevî tüm imkanlarını seferber etmekten kaçınmadı. Gençlerin pek çoğu da dershaneden okula sınav başarısını merkezine alarak zamanını planladı, gayretini esirgemedi.  Üniversiteye giriş sınavını hayat memat meselesi gibi gören, en az bizim kadar önemseyen ülkeler yok değil.  Çin, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerde de sınav başarısı hayat başarısıyla adeta eş tutuluyor.  Çünkü kültürel kodlara göre kişinin statüsünü sınavlardan gelen puanlar derecelendiriyor. 

Gerçekte hayatın kendisi bütünüyle bir maraton koşusudur, sadece üniversite sınavı değil. Meşhur bir söz vardır: “Hayat, bir maraton koşusudur; iyi çıkış yapan değil, nefesini iyi ayarlayan kazanır.” Dayanıklılığın, sabrın ve disiplinin sembolü olan maraton koşusunda başarılı olmak, doğru nefes almayı ve tempoyu iyi ayarlamayı gerektirir. Bir maraton koşucusu bitiş çizgisine ulaşıncaya kadar önünde uzun bir mesafe olduğunu bilerek hemen başlarda tüm gücünü kullanarak kendini tüketmez. Karşılaşılabileceği zorlukların üstesinden gelmeyi göze alarak yol almaya devam eder; gerektiğinde hem bedensel hem de zihinsel olarak dinlenmeyi ilerlemenin anahtarı olarak görür.

Üniversite sınavını da gelecekle ilgili düşlerini üniversite eğitimine bağlayanlar için hayat maratonunda aşılması gereken bir dönemeç olarak düşünelim.  Maraton koşucusu, bilgi ve birikiminin yanı sıra hem psikolojik hem fiziksel hem de zihinsel dayanıklılığının test edildiği bu yarışta beklediği başarıyı tutturabilmişse ne mutlu, ama dönemeçte takılıp kalmışsa o zaman durup kendini dinleyecek. Bir karar vermek zorundadır: ya koşuya devam etmek için yeni yollar deneyecek ya da bu yarıştan çekilip yapısına uygun, varlık gösterebileceği başka bir alan bulma çabasına girecek.  Her ne durumda olursa olsun hayat, insanın yaşamını sürdürebilmesi için belli bir gayret ve çaba içerisinde bulunmasını gerekli kılacaktır.

Hayat maratonunda yarışı kazananların kimler olabileceğini yarışın başlarında pek kestiremeyiz, ancak yolun sonunu doğru kimin gerçekten kazandığı daha iyi anlaşılır. Bazıları sınav başarısına hayat başarısı gibi bir değer atfederek varlığının değerini başarabildiklerine bağlar. Kendini olduğundan daha değerli bulur, kibre kapılır kaybeder veya kendini aşağı görür; potansiyelini gerçekleştiremez kaybeder.  Bazıları da   başarısızlıklarını bir deneyim olarak görür; var oluşunun değerini bu nedenle küçümsemez. Nerede eksiği var, neye ihtiyaç duyuyor? Bunun gibi pek çok soruyla başarısızlığının sebebini araştırır, çalışır, eksiğini telafi eder, kendini geliştirir ve neticede kazananlardan olur. 

Kazananlar kimlerdir?  Kendi potansiyelini geliştirip sınırlarını bilen hem kendine hem de topluma faydalı olan biri kazananlardandır. Böyle biri yaşamın getirdiği krizlerdeki hikmeti iyi okuyup doğru anlayan; gücünü, enerjisini kendisi için doğru alanlara aktaran ve doğru stratejiler belirleyerek ilerleyen kişidir. İfadeyi biraz daha açarsak hayat yarışında kazananların safında yer almak için illâ da önemli sınavları başarmış, yüksek statülü meslekler edinmiş olmak gerekmiyor. Olabileceğinin en iyisi olabilmek; iyi, vicdanlı, merhametli insan olabilmek de bir başarıdır.

Çocukları üniversite sınavında derece yapan bir anne biliyorum.  Üç çocuğunun üçünün de sınavlarda başarısı yüksekti, fakat anne sınav başarısını önemsemiyordu. Önemli olan sağlık diyordu, çünkü ön sıralarda tıp fakültesine giren kızı, üst üste sene kaybedince depresyona girmiş, başarısızlığın yükünü taşıyamamış ve fakülteden ayrılmıştı. Hep başarmaya alıştığı için başarısızlık engeline takılınca sahadan çekilmişti. Gene sınava girmiş, bu sefer de ilk 7000’e girmiş, fakat artık tıp fakültesini tercih etmemişti, biliyordu ki zihnî kapasitesi ve bilgi birikimi tıpta okumaya uygun, ancak psikolojisi için tıp tahsili uygun değildi. Bu hanım kızımız artık kendini tanıyor, sınavdaki başarıya göre kendine değer biçmiyor. Kaldırabileceği sorumluluklara talip oluyor.

Mesleğim gereği birçok başarı hikayesiyle karşılaştım, başaranların hepsi kolayca tahmin edebileceğiniz gibi planlı çalışıp bol okuyan, moralini yüksek tutup ümidini kaybetmeyen öğrencilerdi. Tersine işleyen durumlarla da karşılaştım, iyi çalıştığı halde beklenen başarıyı tutturamayan, başka bir yöne savrulup seçmediği bir alanda umulmadık başarılara imza atanlar da vardı.  Demek ki emek ve çabalar ziyan olmuyor; eninde sonunda sahibini buluyor.

 Hayatta her şey hesapladığımız gibi gitmiyor; bazen sürprizler, anlamlı rast gelişler yolumuza çıkabiliyor. Böyle anlarda bizi bizden iyi tanıyan Rabbimizin müdahalesini sezer gibi oluruz. Onun bizim için hazırladığı kader planındaki hikmeti anlamaya, bulmaya çalışarak her şeyde bir olumsuzluk görmekten kurtuluruz.  O’na güvenmenin ve inanmanın huzuru bizi ümitsizliğe düşmekten korur.                   

“Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir?” diyen varoluşçu filozof Kierkegaard’ın sorusunu biz de kendimize yöneltelim. Sorumuzun cevabını net duyamayız belki ama en azından kendimize karşı dürüst olmayı deneyebiliriz. Gelecekle ilgili seçimlerimiz, hayallerimiz gerçekten bize mi ait, yoksa aile baskısının el âlemin ne diyeceğinin korkusunun gönlümüze yansıması mı?  Büyük ihtimalle yetiştiğimiz kültür ortamının beğenisinin tesirinde kalarak seçimlerimizi belirlemiş, hayaller kurmuşuzdur. Özümüzün gerçeğini göz ardı ettiğimizin başkalarının kurguladığı bir hayatı istediğimizin çoğu kere farkında bile değilizdir.  İstek ve hayallerimizi yeniden gözden geçirip eleyelim. Bizim için en doğru seçimin neler olduğunu bulmaya çalışalım, hayallerimizin   de bir kısmından vazgeçebiliriz.  Böylece kendimize ulaşılabilir doğru hedefler belirleyebilir ve planlı çalışmayla başarıyı yakalayabiliriz.            

Peki, başarı nedir?  “Başarı, belirlenen hedeflere, planlanan sürede ve istenilen nitelikte ulaşma eylemi veya bu sürecin sonucunda elde edilen tatmin duygusudur.” diye tarif ediliyor uzmanlarca. Başarının tanımı kişiye göre değişebiliyor. Kimileri için kariyer, kimileri için zenginlik, kimileri için ise huzurlu bir aile hayatı veya ruhsal denge başarı olarak değerlendiriliyor.

Başarı, başarılı olma arzusuyla hayatımızdaki güzellikleri bir yana bırakmak, sevdiklerimizi ihmal etmek değildir. Başarı tek başına yaşanmaz; yaşansa da tat vermez. Bu bakımdan bencillikle başarı yürümez. Başarı, hedeflerimize ulaşma sürecinde gayret ve çabamızla gelen, bizim doğru yolda olduğumuzu söyleyen iç sesimizdir, mutluluk hissimizdir.

Buraya kadar anlattıklarımızı bir sonuca bağlamak gerekirse sözlerimizi şöyle tamamlayabiliriz: 

Günümüzde başarıyı yalnızca sınav ve meslek üzerinden tanımlamak hızla değişen dünyayı yeterince okuyamamak anlamına gelebilir. Yapay zekanın hayatın her alanına yetiştiği bir çağdayız. Geçmişin itibarlı meslekleri yerini bambaşka meslek dallarına bırakacak. Bu bakımdan sınav kaygısını gereğinden fazla büyütmemeli, çocuklarımızı yapay zekanın yapamadıklarını yapabilecek donanımla yetiştirmeliyiz. Hayatın karmaşık sorunlarına bilgece çözümler üretmek yapay zekanın değil, aklını, vicdanını, sezgisini birlikte kullanabilen iyi yetişmiş insanların işidir. Dolayısıyla gençlerimizin hayata karşı güçlü, dirençli, sağlam, sorgulayan, anlamlı bir hayat yaşamaya aday bireyler olarak yetişmelerini desteklemek; başta aileler olmak üzere hepimizin görevidir.

Ayşegül Ünal

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Emine TENEKECİGİL dedi ki:

    Güncel bir konuya değinmiş Ayşegül hocam. Gerçi bizim gibi evlatları eğitim sistemine dahil velilerin daimi gündemi sınavlar oluyor maalesef. Sağlıklı mutlu ve başarılı olsun tüm evlatlarımız inşallah.

    1. Tevfik KÖK dedi ki:

      Hocahanım güncel bir konu secmissiniz ellerine sağlık.Hayat bir sınav inşallah kazananlardan oluruz.m Masselam …

  2. Fatih Mehmet Kara dedi ki:

    “Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi,Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.”
    Koca Cihan Padişahının söylediği gibi önce Sağlık 3 evladımın hiç birine sınav konusunda baskı yapmadım önce sağlıkları idi benim için o yüzden sağlık herşeyden önce geliyor benim nazarımda Ayşegül Hanım sizlere’de çok teşekkür ederim bizleri aydınlatıyor tecrübeleriniz ile belli merhalelere taşıyorsunuz Allah razı olsun sizlerden

  3. Sibel Yıldırım dedi ki:

    Günümüzde anne babalara çocukları hep yüksek yerlerde okuyama mecburiyeti varmış gibi çocuklara baskı yapıyorlar oysaki çocuğunun yeteneklerini tanıyıp ona göre yetiştirmek gerekir okumayan çocuğu zorlamanın bir faydası yok bu memleketin hep doktora yada mühendise ihtiyacı yok sanayide çalışana da fırında çalışana da diğer sektörlerde çalışana da ihtiyacı var zorla okullara kapatılan çocuklar okulu bitirince iş bulamıyor iş de beğenmiyor evde yatıyor maalesef .Anne babalar çocuklarını ileriye dönük vatana millete faydalı yetiştirmek için gayret göstermeli çocuklara ve kendilerine yazık etmemelidir. Ayşegül hanım yazınız günümüz sorunlarına ışık tutmuş elinize sağlık selamlar.

  4. Nevin KURTARICI dedi ki:

    Sınav başarısı hayat başarısı değildir her insanın yapacağı iş için potansiyeli farklıdır bazı insanlar çok daha fazla calisarak belirlediği hedefe ulaşır. Bazı insanlar da çok mücadele ederek hedefine ulaşır sonuçta hepsinde azimli olmak var çok güzel açıklamışsıniz teşekkürler.

  5. Şükrü Ünal dedi ki:

    Güncel ve aileler için hayâtî bir konu.Ayrıca sorumlular/yöneticiler için de çözüm getirilmesi gereken toplumu yakından ilgilendiren bir proplem.
    Herkes lise mezunu olmak zorunda mı?
    Her fert üniversite mezunu olmak zorunda mı?
    Sanayi ve zenaatkar kesimi eleman sıkıntımız var diye feryat ediyor.
    Velhasıl çözüm bekleyen sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız.

  6. şule yüksel kara dedi ki:

    Çok anlamlı ve düşündürücü bir yazı. Sınavların hayatın sadece bir durağı olduğunu, asıl başarının insanın kendini tanıması, doğru hedefler belirlemesi ve hayata karşı güçlü durabilmesi olduğunu çok güzel ifade etmişsiniz. Emeğinize sağlık.

  7. Ayşe Nur Bakır dedi ki:

    Her zaman ki gibi çok güzel bir konuya deginmisiniz Ayşe Gül Hanım
    Günümüzde çocuklarımız ders,sınav,okul derken ruh sağlıkları bozulabiliyor.Saglik olmazsa kariyer de bir işe yaramıyor maalesef
    Emeğinize sağlık.yazilarinizin devamını bekliyoruz 🌹

  8. Dr. Ahmet Ünal dedi ki:

    Sevgili Ayşegül Hocam,

    Kaleminize sağlık. Yazınız bana Konfüçyüs’ün “Gerçek zafer, hiç düşmemek değil; her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.” sözünü hatırlattı. Sınavların insanın değerini değil, yalnızca belli bir alandaki performansını ölçtüğünü; asıl başarının ise insanın kendini tanıması, karakterini geliştirmesi ve hayata fayda üretmesi olduğunu çok güzel vurgulamışsınız. Gönlünüze ve ömrünüze sağlık. Bereketli olsun. Selam ve Dıa ile….