islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

SUSKUNLUK HİKAYESİ 

SUSKUNLUK HİKAYESİ 
24/01/2025 09:21
A+
A-

Sustu adam susunca kadın. Sustu adam susunca çocuklar, yaşlılar. Sustu adam susunca dağlar taşlar. İçinde yaşadığı yalnızlığı şimdi de suskunluğa dönüştürdü. Oysa konuşmanın iyi bir ilaç olduğu söylenirdi ona. Bu suskunluk da nereden çıktı? Durdu. Bir kez daha düşündü. Doğru mu yapıyordu susmakla yoksa daha derin bir yalnızlığa mı gömülüyordu? İkinci durumun ağır bastığından şüphe duymadı. Onu bu vaziyetin içine çeken nedenleri tefekkür etti biraz da. Aslında küçüklüğünden beri öyle cevval, hareketli ve konuşkan değildi. Bir görev insanı olarak yetişmiş gibiydi. İşini titizlikle yapar, kendine laf söyletmeden en iyi sonucu almaya çabalardı. Belki de ilk okula başladığında öğretmeninin konuştuklarını ilk etapta anlayamaması onu bu suskunluğa itmişti. Evde başka kelimeler dolaşıyordu ağızlarda, okulda başka. Birbirine benzemiyordu çoğu kelimeler. Anlamak için çok iyi dinliyordu öğretmenini. Dinlerken suskunluk yerleşmişti bütün azalarına sanki. Sonra zaman içinde çözüvermişti okulda konuşulanları ve yazılanları. Hata yapmamak için konuşmuyordu ama okuyup yazıyordu sık sık. Önüne ne gelse okuyordu ama konuşmuyor, konuşamadıklarını zaman zaman yazıyordu. Bir suskunluk hikayesiydi yaşadıkları.

Henüz küçücük bir çocukken, bir ilkokul öğrencisiyken birinin tutum ve davranışlarından etkilenmiş, farklı bir duygu içine girmişti onunla alakalı olarak. Arkadaşları ona, sen onu seviyorsun, demişlerdi de sevmek kavramının farklı bir anlamını keşfetmişti. Anne, baba, kardeş, akrabayı sevmek ile başka birini sevmek tamamen farklıymış arkadaşlarının dediklerine göre. Böyle bir sevmek de konuşturmamış onu, susturmuştu aksine. Kimseye anlatmadan, içinde büyüttü cümlelerini. İçinde büyüttü suskunluğunu. Sonra ortaokul ve lise… Aileye karşı büyük bir sorumluluk yüklenilen yıllar… İlk okuldan sonra ailenin okula ilk devam edeni olmanın sorumluluğu. Başarılı olmanın kendisi için bir mecburiyet olduğu düşüncesiyle derslere odaklanmayla hayatı ıskalamamaya çalışmanın bir iç çatışmaya döndüğü yıllar… Yine, susmak düşer payına. Ve susar. Büyüdükçe büyür suskunluk. Konuşmak bir azap mı oluyor artık onun için, bilinmez.

Başarılı olmak gayesiyle sürdürdüğü okul serüvenine üniversite sınavlarını aşarak devam etti ve yepyeni maceralara hatta mecralara doğru yol alacağı yıllar başladı. Büyük şehirlerin büyülü atmosferinin içinde sayısını tahmin edemediği öğrencilerin arasında kendine ve sesine bir yer bulma mücadelesi başladı bu kez. Sesim bana yetmiyor, dedi ve sustu yine. Ali Haydar Haksal’ın bu cümleyle aynı adı taşıyan kitabı yetişmişti imdadına. Yazar kitabında; köyden kente göç olgusunu, modernizmle beraber yalnızlaşan bireyleri ve kuşak çatışmasını işliyor. Tabiattan kopan hikâye karakterleri aynı zamanda öz benliklerinden de koptuğu için sadece kendilerine değil, eşyaya ve varlığa da yabancılaşıyor. Adeta, öyle bir zaman geliyor ki sesleri kendilerine dahi ulaşamıyor. Kendini hikâye kahramanlarından biri gibi görüp susuyordu adam.

Başkalarını dinlemek, onların sözlerini damıtarak yeni çıkarımlarda bulunmak, satır aralarını bu çıkarımlarla doldurmak yaptığı iyi işlerdendi. İçine doğru konuşmak için uzun yürüyüşler yapmayı keşfetmişti. Tek başına saatler süren yürüyüşlerde dışarıya karşı suskunken içinde ise alev topu taşıyan birine dönmüştü. Bu suskunluğu genç yaşta ona ağaran saçlar hediye etmişti. Buna bir de saçların isyanla ayrılması eklenmişti şimdi. Tam da burada Cafer Turaç’ın Saçların İsyanı şiirinden bir bölümü söylemek geldi içinden.

‘’ … /soluk soluğa duyuyorum gırtlağıma yüklenen şarkıyı/ ve nasıl horlanıp geçildikse ölü gülüşlerle yıllar boyu/ çocukken bir kır şarkısı söyler gibi ağlamanın sevinci/ ağlamak istiyorum yeniden uçarı kitaplar okuyarak/ ellerime dikenler batsın istiyorum dizlerimin kanamasını                                                                              /dokunarak / yeniden ağlamak istiyorum sesimin bütün hazinelerine/ ve sonra dağların gerisinde durup rüzgârın savurduğu derin/ kalbimin görkemini bağırmak istiyorum şakıyan bir kuş gibi/ … ‘’                                 

Suskunluğuna artık zaman zaman göz yaşları da eşlik eder olmuştu. Bir yaşam biçimine dönüşen bu davranışı pek çok kişi tarafında yadırganıyordu. Ancak kendini değiştirmesi öyle kolay olmayacaktı. Değişim için uğraşıyordu lakin nerdeyse her seferinde kendini elinde kâğıt kalem bir şeyler yazarken buluyordu. Acemiceydi belki yazdıkları ama onu teskin ediyordu nihayetinde.

‘’… Şimdi bütün yoğunluğuyla bir sus var hayatımda/ Görünmüyor/ Her şey/ Medya/ Uzakta/ Kayboluyorum bu sus arasında/ Kozmik dansı unuttum/ Figürler karışmış, sis daha da baskın/ Gözlerinin rengi neydi?’’                                                                                                    

Susmanın bir erdem olduğu öğretilmişti ona zamanında. Sevdiklerini üzmemek için konuşmuyor, onların onu anlamasını bekliyordu. Ama nafile bir bekleyişti bu. Konuşulmayan, dile getirilmeyen hiçbir şey anlaşılmıyordu oysa. Büyüdü sorunlar, büyüdü suskunluk. Bunun, ona yalnız kalmak gibi bir dert saracağını ise hiç düşünmemişti. Suskunluğu yalnızlığa dönüşünce haykırmak istedi. Bir büyük sorun vardı karşısında şimdi de. Seslerini yitirmişti. Kelimeleri, cümleleri, bütün noktalama işaretleri ama özellikle de ünlemleri, modern zaman devleri tarafından esir edilmişlerdi. Onlara ulaşmak için çok çabalaması gerekiyordu.

Şimdi çok didiniyor, lakin sonuç iğneyle kuyu kazmaya benziyor. Sesini duyurmak için yeni yollar bulmaya çalışıyor. Kısık sesler çıkarmaya başlamış yeni yeni. Yarı yarıya anlaşılan sesler…                                                                                                                              Göğe savrulan bu suskunluk hikayesinin çığlıkları yankılanır belki pek çok gönülde.

EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.