Şuur (Bilinç) Ne İşe Yarar? (1)

Arapça bir kelime olan şuur (bilinç), lâfzen görünen ve bilinen anlamındadır. Terim olarak şuur, insanın, kendi benliğinden haberdar olması, herhangi bir anda kendini, iç yaşantısını, davranışlarını ve çevresini tanıma, kavrama ve idrak etmesidir. Şuur, bir işin arka plânını okumak, başka mekânlarda cereyan eden ve görülmesi mümkün olmayan bazı şeyleri farkına varmak ve onları zihnen (ilmen) ve(ya) kalben (manen) sezmektir. İnsanın, sosyal münasebetler süreci içinde nesnel çevresini ve şahsî var oluşunu anlamasını sağlayan zihnî süreçlerin bütünü olana şuur, şahsiyetin gelişmesine yardımcı olan önemli bir melekedir.

Şuur sayesinde insan, kendi ruh hâlini, duygularını ve güdülerini anlayabildiği gibi, bunların başkaları üzerindeki etkilerini de kavrayabilir. İnsan hayatını geçmişiyle, bugünüyle, geleceğiyle ve bir bütün olarak algılamak, öğrenmek, yorumlamak; hadiseler karşısında peşin hükümle değil hür veya özgürleşmiş bir iradeyle şahsiyetli tavır almak, cevap vermek, cesaretle karar almak ve kararın arkasında durmak, hep şuur sayesinde mümkündür.

Bazen gayri ihtiyari de olsa insanda değişik şuur hâlleri de görülebilir. Mesela, zihnin boş olduğu anlarda insan, dalgınlık hâline girebilir. Bu yönüyle şuur, açık duygu ile hissetmektir. Yani şu anda his halinde olan ve henüz hafızaya ve akla tamamen geçmemiş bulunan açık bir zihnî kabiliyettir. Bu bağlamda şuur, aslında dalgınlığın zıddıdır. Dalgınlık, zihnin aktif olmadığı anlarda meydana gelen bir şuur hâlidir. Dolayısıyla bir iş yaparken gündüz rüya görmek (gözde canlandırmak), gece rüya görmek, hipnoz hâlleri, trans ve meditasyon hâlleri de şuur dışı zihnî etkinlikler olarak kabul edilebilir. İnsan, günün çoğunu, tümüyle uyanıklıktan çok belki de bu değişik şuur hâlleri içerisinde geçirir.

Şuurun İşlevsel Özellikleri

Bütün zihnî melekelerin tamamen faal olması durumunda şuur, aşağıdaki fonksiyonel özellikleri taşıyabilir:

1.) Duygusal Öz Bilinç: Kişisel anlamda duyguları okuma ve anlama ve iş performansı veya sosyal münasebetler üzerindeki etkilerini kavrama yeteneğidir.

2.) Doğru Öz Değerlendirme: Kişisel olarak güçlü ve zayıf yanları, gerçekçi bir şekilde değerlendirebilme yeteneğidir.

3.) Özgüven: Kendi değerini objektif/makul bir şekilde bilmeyi sağlayan güçlü ve olumlu bir seziştir.

4.) Kolektif Bilinç: Bir toplumda veya sosyal grupta oluşan, tek tek fertlerinkinden bütünüyle ayrı nitelikte ve fertlerin dışında olan müşterek tasarımlar, duygular, düşünceler ve davranışlardır.

Kur’ân’da Şuur Kavramı Geçiyor mu?

Kur’ânda akıl gibi, şuur kelimesi de mastar hâliyle kullanılmamıştır. Bunun yerine bu kökten gelen fiiller kullanılmıştır. Çünkü akıl, iki şeyi bağlamak anlamına gelir. İki şey arasında fikrî sentezler yapmak ise bir eylem olduğu için, fiil kipinin kullanılmasını gerektirir. Şuur, bir önceki hadise ile bir sonraki hadiseyi farklı zaman kategorisine göre değerlendirip, ona göre aralarında var olan zıtlık-illiyet ilkesi veya imkânsızlık-imkânlılık ilkesini bir sentez halinde birleştirip bir sonuç çıkarmaktır. Aşağıdaki âyette geçen şuur kelimesi de bu anlamda değerlendirilebilir:

“Onlara (münafıklara/emperyalistlere) ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ dendiği zaman; ‘Biz ancak ıslah edici kimseleriz’ derler. İyi bilinsin ki; onlar fesatçıların ta kendileridir; fakat bunun şuurunda (bilincinde-farkında) değillerdir.” (Bakara: 12–13).

Akıllarını kalbî bağlantılı olarak bilinçli kullanmayanlar, yaptıklarının sonuçlarını kestiremez. Çünkü böyle kişilerin aklı, heva gibi hep nefislerine hoş gelen şeylerdedir. Nefislerine ve kişisel çıkarlarına uygun gelen her türlü tutum ve davranışı toplumun da yararınaymış gibi olumlu algılarlar.

Ancak, şuursuz düşünmenin nereye varacağını tahmin edemedikleri gibi, kendilerini manevî risklere de atar ve nihayetinde şuursuzluğun bir bedeli olarak Allah’ın gazabına uğrarlar.  Çünkü şuursuz akıl, iyiyi kötü, kötüyü iyi gösterir. Tam aksine şuurlu akıl ise vicdanî duyguları da yeşereceği için, hem merhameti, hem de hakikati gün ışığına çıkartmaktadır. Gelecek yazılarımızda inşallah ilmî, zihnî ve manevî olmak üzere diğer şuur türlerine ağırlık vereceğiz.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir