
Toplumu ayakta tutan en temel değerlerin en başında geleni, topumun ana sütunu olan inanç ve ahlaki değerleri ve toplumu oluşturan bireylerin birbirine ve ortak değerlere olan saygısıdır… Ahlak, edep ve haya duygusu sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Ancak son yıllarda, özellikle de son günlerde kamuya açık alanlarda artış gösteren bir tutum dikkat çekiyor: Teşhircilik… Sokakta, caddede, pazarda, okulda, otobüste, hastanede, ekranlarda…; bedenin mahremiyetini hiçe sayan, “özgürlük” kisvesi adı altında sergilenen kısaca bir ‘‘çıplaklık furyası!’’ hızla yayılıyor… Bazı kıyafet seçimleri artık bireysel tercih sınırını aşarak toplumun ortak ahlaki değerlerini ve kamusal alanın huzurunu tehdit eder hale geldi. Bedenin mahremiyetini göz ardı eden, “özgürlük” adı altında sunulan bu teşhirci anlayış, toplumun tüm kesimlerini endişelendiren bir boyuta ulaştı. Dolayısıyla böylesine bir durum, sadece bir kılık, kıyafet meselesinin ötesinde, aynı zamanda bir değerler krizi ve bütün bir toplumu tehdit eden ahlak krizi ve erozyonu olarak karşımıza çıkıyor…
Basında, sosyal medyada ve bazı sanat etkinliklerinde; sahneye üzerinde “fahişe” yazılı tişörtlerle çıkanlar, yatak odası kıyafetiyle çarşı pazar dolaşanlar, “inadına açık giyin” çağrısı yapan bazı yazarlar, ekranlarda teşhirciliği adeta bir direniş biçimi gibi sunanlar… artık sıradan hale geldi. Daha da kaygı verici olan, bazı belediyelerin… ve bazı sözde sivil toplum kuruluşlarının bu akımı destekleyen etkinliklere madden! ve manen! zemin hazırlayarak, teşvik etmeleri…
Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir yönlendirme! ve projedir. Zira Avrupa’nın ve dünyanın bir çok ülkesinde dahi bu denli teşhir serbestliği göze çarpmazken, Türkiye’de son dönemde bu denli yaygınlaşması, bu alandaki sınırların sistemli biçimde zorlanması söz konusu ‘‘furyanın!’’ bir ‘‘proje’’ ürünü olduğunun açık bir göstergesidir…
Böylesine bir durumda özellikle çocuk ve gençler için ciddi bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor.. Ekranlarda, sokakta gördüklerini normalleştiren bir nesil yetişiyor. Mahremiyet bilinci kayboluyor, kadın ve erkek değersizleştiriliyor, insan sadece cinsel bir meta olarak sadece bedeniyle tanımlanarak cinsel bir objeye, aşağıların aşağısına! indirgeniyor…
Peki bu neye mal olur?
* Zaten çok büyük bir travmanın girdabında olan kutsal Aile yapısının tamamen yıkılmasına,
* Çocukların, gençliğin zihinsel ve ahlaki gelişimlerinin dumura uğramasına,
* Kadının metalaşarak değersizleşmesine ve saygınlığını büsbütün yitirmesine,
* Toplumsal güvenin ve mahremiyet duygusunun çöküşüne,
* Ailede eş ve çocuklar arasında, toplumda da bireyler arasındaki adeta bir çimento! mesabesindeki ‘‘derin saygı! kültürü’’nün ortadan kalkmasına sebep olur!
Tarihten biliyoruz ki, bir çok uygarlık! çökmeden, yok olmadan önce ahlaki çöküş yaşamıştır. Ad, Lut, Semud… kavimleri, Roma’nın yıkılış sürecinden Bizans’ın çöküşüne kadar birçok örnekte, teşhirin ve ahlaki yozlaşmanın en önemli göstergelerden biri olduğu aşikârdır.
Yaratılış fıtratına aykırı bu teşhircilik anlayışı, bireyi yalnızlaştıran, toplumun ortak vicdanını yaralayan bir sapma, sapkınlıktır!. Teşhircilik; ne çağdaşlıktır, ne sanat, ne de gelişmişliktir, aksine soyunmak pespaye bir ilkelliktir…
Bedenin mahremiyetini korumak, giyinmek, haya sahibi olmak ise; sadece dinî bir gereklilik değil, insan onurunun da temeli, yüce, ulvi, insanî bir erdemdir…
* Eğitim: Mahremiyet bilinci çocukluktan itibaren evde okulda öğretilmeli… Okullarda ahlak ve değerler eğitimi en başından itibaren yeniden yapılandırılmalı…
* Medya Denetimi: Tv, basın ve sosyal medya… organlarında teşhiri normalleştiren içeriklere karşı denetim mekanizmaları güçlendirilmeli…
* Sanatın Yeniden Tanımı: Sanat adı altında yapılan teşhirci… yaklaşımlar sorgulanmalı… içerisinde yaşadıkları, topluma, insana erdem, değer katan, onu yücelten bir misyonu yerine getiren gerçek sanat ve sanatkarlar desteklenmeli…
* STK ve Belediyelerin Sorumluluğu: Kamu kurum ve kuruluşları, toplumun ahlakına hizmet etmeli… yozlaşmayı destekleyecek faaliyetlerden uzak durmalı… Sivil Toplum Kuruluşları, içerisinde yaşadıkları topluma karşı olan sosyal sorumlulukları çerçevesine, görevlerini yerine getirmeli…
* Ailelerin Rolü: Her anlamda aile, en büyük, en değerli, en etkili… eğitim kurumudur… En başta ebeveynler… hem en başta örnek! olmalı hem de bilinçli rehberlik yapmalıdır…
Toplum olarak bizi güçlü kılan, birbirimize olan saygımız, ortak değerlerimiz ve insan onuruna verdiğimiz kıymettir. Teşhircilik; kişisel bir tercih gibi sunulsa da, toplumsal ahlakı ve birlikte yaşama kültürünü tehdit eden bir durumdur.
Bu nedenle; bireyler, aileler, sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumları olarak hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Sessiz kalmak, teşhiri ve yozlaşmayı onaylamak anlamına gelir. Şimdi bu büyük tehlikenin farkında olup top yekün hep birlikte harekete geçme zamanıdır…
Toplum olarak görevimiz açık: Bedenin değil, insanlığın yüceltildiği bir geleceği birlikte inşa etmek. Teşhirciliğe karşı sadece ahlaki değil, kültürel, psikolojik ve sosyolojik farkındalıkla dur demek zorundayız. Çünkü bu mesele sadece “ne giydildiğiyle” değil, “nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizle” ilgilidir VesSELAM.
Erol KAVUNCU
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-