
İnsan her şeye yetişmeye çalışırken kendisini kaybedebilir. Oysa bedenin dinlenmeye, ruhun huzura, kalbin ise Allah’a yönelmeye ihtiyacı vardır.
Bazen insan sabah gözlerini açar ama yataktan kalkacak gücü kendisinde bulamaz. Yapılması gereken işler, yetişilmesi gereken insanlar, karşılanması gereken beklentiler vardır. Herkes ondan bir şey beklerken kendisi kimseye anlatamadığı bir yorgunluğun içinde kaybolur. Dinlenir ama dinlenmiş hissetmez; çalışır ama yaptığı işten eskisi kadar tat alamaz. Bir zamanlar heyecanla sarıldığı sorumluluklar, artık omuzlarında taşınması güç bir yüke dönüşür.
İşte bu tablo, çalışma hayatında uzun süreli ve yönetilemeyen stresle ilişkili tükenmişlik sendromunu akla getirir.
Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği kronik iş yeri stresinin başarıyla yönetilememesi sonucunda ortaya çıkan mesleki bir olgu olarak tanımlar. Enerjinin tükenmesi, işe karşı uzaklaşma ve olumsuz tutum geliştirme, mesleki verimliliğin azalması temel özellikleri arasındadır.
Sürekli yoğun çalışmak, dinlenmeye yeterince zaman ayıramamak, emeğinin karşılığını alamamak, aşırı sorumluluk üstlenmek ve iş ortamındaki baskılar bu süreci besleyebilir.
Tükenmişlik yaşayan insan daha çabuk öfkelenebilir, insanlardan uzaklaşabilir, dikkatini toplamakta zorlanabilir. Ancak her yorgunluk tükenmişlik değildir. Benzer belirtiler depresyon ve başka sağlık sorunlarında da görülebilir. Bu nedenle uzun süren veya günlük hayatı etkileyen şikâyetlerde bir uzmana başvurmak önemlidir.
İnsan çalışmalı, üretmeli, ailesine ve topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmelidir. Fakat sorumluluk sahibi olmak, kendi bedenini ve ruhunu ihmal etmek anlamına gelmez.
Resûlullah’ın (s.a.v.) şu sözü bu konuda bize önemli bir ölçü sunar:
“Şüphesiz bedeninin senin üzerinde hakkı vardır.” (Buhârî, Savm, 51)
Bu hadis, ibadet dâhil hayatın farklı alanlarında dengeyi gözetmenin önemini hatırlatır. İnsan başkalarına faydalı olmak isterken kendisini ihmal etmemeli; dinlenmeyi tembellik, yardım istemeyi güçsüzlük, sınır koymayı ise sorumluluktan kaçmak olarak görmemelidir.
Bazen insanın yapması gereken daha fazla çalışmak değil, durup nerede hata yaptığını düşünmektir. Her işi tek başına üstlenmek, herkesi memnun etmeye çalışmak ve her sorunu kendi omuzlarında taşımak zorunda değildir.

Tükenmişlik meselesine İslami açıdan baktığımızda karşımıza insanın manevi dünyası çıkar. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değildir. Onun anlam arayışı, umutları, korkuları ve Rabbine yönelme ihtiyacı da vardır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra‘d suresi, 28. ayet)
Bu ayet, insanın huzur arayışında Allah ile kurduğu bağın önemini hatırlatır. Namaz, zikir, dua ve Kur’an okumak; insana hayatın bütün yüklerini tek başına taşımak zorunda olmadığını, acziyetini Rabbine arz edebileceğini ve umudunu diri tutabileceğini hatırlatır.
Namaz, günlük hayatın telaşı içinde insanın durup Rabbine yöneldiği bir vakittir. Zikir, zihni ve kalbi Allah’ı hatırlamaya çağırır. Dua ise insanın korkularını, üzüntülerini ve beklentilerini Rabbine açmasına imkân verir.
Tükenmişlikten uzaklaşmak için insanın önce kendisini tüketen şartları fark etmesi gerekir. Dinlenmek, uyku düzenini korumak, iş yükünü paylaşmak, gerektiğinde hayır diyebilmek ve sevdikleriyle sağlıklı ilişkiler kurmak önemlidir. Şikâyetler devam ediyor veya günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel yardım geciktirilmemelidir.
Bunun yanında namazı hayatın merkezinde tutmak, düzenli zikirle Allah’ı hatırlamak ve dua için kendimize zaman ayırmak manevi dünyamızı besleyebilir.
Unutmayalım: İnsanın değeri yalnızca ürettikleriyle, yetiştirdiği işlerle veya başkalarının beklentilerini ne kadar karşıladığıyla ölçülmez. Bazen dinlenmek, bazen yardım istemek, bazen de taşıyamadığımız yükleri paylaşmak gerekir.
Çünkü insanın görevi yalnızca yük taşımak değil, kendisine emanet edilen bedeni, ruhu ve hayatı da korumaktır. Kalbimizi Allah’ın zikriyle beslerken bedenimizin ihtiyaçlarını gözetmek ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak, dengeli bir hayatın birbirini tamamlayan parçalarıdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”