
Siyaset, dışarıdan bakıldığında sadece bir retorik ve diplomasi sahnesi gibi görünebilir. Ancak küresel ölçekte taşları yerinden oynatmaya karar verdiğinizde, o sahne birdenbire rüzgarlı ve her an bedel ödemenizi gerektiren tehlikeli bir meydana dönüşür.
Türkiye’nin son yıllarda uluslararası arenada attığı bağımsız adımlar ve bu adımlara karşılık maruz kaldığı CAATSA yaptırımları, tam olarak bu bedelin somut bir göstergesidir.
CAATSA yaptırımları, öyle her siyasetçinin göze alabileceği, sıradan bir yaptırım kararları değildir.
Bu yaptırımlar; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsını, ailesini, yakın çevresini ve tüm varlığını doğrudan hedef alan, adeta ucu açık bir tehdit mekanizmasıdır.
Erdoğan, Türkiye’yi küresel ligde üst sıralara taşımak, ülkenin lafta değil realitede bağımsızlık iddiasını perçinlemek adına bu büyük riski “ölümüne” göze almıştır. Sadece bizim ülkemizde değil, dünya siyasi tarihinde bile bu denli kısa sürede, bu kadar büyük kişisel ve siyasi riskleri omuzlanabilen liderlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu, her şeyden önce bir vizyon, kararlılık ve cesaret işidir.
Hal böyleyken, ülkesi için milletiyle gönül bağı kurup ömrünü milleti ve devleti için feda eden bir kişiye siyasi muhalefet yapmanın da bir adabı, bir sınırı olmalıdır. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan’ın, ülkemizde yapılan NATO zirvesini kastederek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sarf ettiği “garson” ifadesi, ne siyasi nezakete ne de taşıdığı soyadın ağırlığına yakışmıştır.
Açık konuşalım: Bu ifade, sadece sınırları aşmakla kalmamış; haddini aşan, son derece yakışıksız bir hitap şekli olmuştur.
Siyaset, kelimeleri birer silah gibi kullanma sanatı olabilir ama bu silahın namlusu hiçbir zaman nezaketsizliğe dönmemelidir.
Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamızın mirasını taşıyan bir ismin, hitabetinde çok daha özenli ve yapıcı olması beklenirdi.
Sayın Fatih Erbakan eğer Türk siyasetinde kalıcı olmak, rüştünü ispat etmek ve zirveye oynamak istiyorsa, izlemesi gereken yol Erdoğan’ı yıpratmaya çalışmak değildir. Yapması gereken siyasetin formülü aslında çok basittir:
“Bizler, aynı pınardan beslenen, aynı liderin (Necmettin Erbakan) tedrisatından geçen kadrolar olarak; Erdoğan’dan geriye kalan noksan eserleri ve hizmetleri tamamlamaya talibiz.”
Siyaset bir bayrak yarışıdır. “Sen yapamadın” demek yerine, “Sen büyük işler başardın, eksik kalanları da biz tamamlayacağız” diyerek geliştirilecek bir politika, Fatih Erbakan’ı Erdoğan sonrası Türkiye’sinde çok daha güçlü bir aktör haline getirebilir. Rahmetli Hocamızın mahdumu olmanın hakkını vermek, mirası hırpalayarak değil, o mirasın üzerine yeni tuğlalar koyarak mümkün olur.