islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
9,2213
EURO
10,7519
ALTIN
529,09
BIST
1.433
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Pazar Sağanak Yağışlı
18°C

Unutulan Kavramlardan: Müdâhene

Unutulan Kavramlardan: Müdâhene

“Zulme rıza zulümdür”

Müslümanlar açısından ayıplanacak sıfatların en çirkinlerinden biri de, müdâhenedir. Müdhene lügatte, şer’i şerifçe doğruluğu belli olan bir şeyin tersini yapmak manasına gelmektedir. Müdâhene, samimiyet hususunda münafıkça beyandır. Müslümanlık düşüncesinde müdâhenenin manası; İlahi Rızaya aykırı bir işte bulunan, Allah’ın haram ve helallerine aykırı davrananları, hatır ve gönül için veya gayri meşru bir dünyevi çıkar maksadına binaen, o kişinin yaptığı işe mani olmamaktır. Mani olmamakla beraber, aynı zamanda o isyankâr ve asi ile dostluk ilişkileri kurmak, zalimlerle, fasıklarla birlikte olarak, şeriata aykırı işlerin icrasına göz yummaktır.

Müdahene, dine sadakatle bağlanmak gibi makbul ve istenilen bir arılık ve duruluğun zıttı olup, dinde zaaf ve itikat eksikliğinden, dünyayı ahirete tercih etmekten dolayı ortaya çıkar.

“Yumuşaklık, uyumluluk; yapmacık tavır, olduğundan başka türlü görünme” gibi manalara gelen müdâhene kelimesinin “yağ” anlamındaki kelimeden türediği, yağın nesneleri yumuşatması gibi bazı söz ve davranışların insanları yumuşatmasından, tepkilerini önlemesinden ve onları memnun etmesinden dolayı, bu tür davranışlara mecaz yoluyla müdâhene denmektedir. Türkçedeki karşılığı “yağcılık” olan müdâhene, insanların birine yaranmak, basit menfaatler elde etmek gibi gayri ahlâkî sebeplerle ona karşı aslında içlerinde sakladıkları gerçek niyetleriyle çelişen ve ikiyüzlülüğü ifade eden bir terim haline gelmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır da, Kalem Suresi 9. ayeti tefsirinde kavramı yağcılık olarak değerlendirmiştir. Elmalılı, ayetin tefsirinde şunları söylemektedir:

“Arzu ettiler ki sen yağcılık yapsan. Onları yağlasan, taptıklarına, alçak maksatlarına, haksızlıklarına ilişmesen, olur desen, yalanlarına yağ sürsen diye istediler de onun için yalanlamaya kalkıştılar. Yoksa sen yağcılık edecek, maksatlarını yerine getirme arzularını devam ettirecek olsaydın, böylece sen de onların sapıklıklarına katılmış bulunsaydın o vakit yaltaklanacaklardı. Onlar da sana yağ çekecek, yalanı doğrulayacak, ne büyük, ne akıllı adam diyeceklerdi. Fakat sen onlara yağcılık yapmayıp doğruyu söylediğin, Allah’ın emrini, peygamberliğini bildirdiğin için öyle iftiraya kalkıştılar, bile bile yalan söylediler. Onun için sen onlara itaat etme, arzularına yağ sürme. İşte yüce ahlâkın ilk prensibi budur.”

Fahruddini Razi de bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir:

“İdhan” yumuşak olma, yağcılık yapma, gevşek konuşma demektir.” Buna göre ayetin manası, “Onlar isterler ki, sen onların hoşlanmadıkları bazı prensiplerinden vaz gecesin de onlar da buna mukabil taviz versinler. Böylece sen onlara, onlar da sana karşı yumuşamış olasınız” demektir.

Dinine sadakatle bağlı bir mümin, hiçbir zaman hatır gönle bakarak iş yapamayacağı gibi, geçici dünya menfaati elde etmek ya da dinin esasına aykırı olacak dünyevi görüşlere tabi olmak, zalimlerle ve fasıklarla iş tutmak gibi davranışlarda da bulunamaz. Dinin hudutları, ruhsatları, cevazları bellidir. Hile-i şeriye, maslahat, içtihat gibi kavramları yeniden yorumlayarak, dünyevi görüşlere, heva ve nefse tabi olmuş beşeri ideolojilere meyil edemez.

Ebedi hayatında nail olacağı güzel mertebeleri bir kenara bırakarak, bir zalimin, bir fasığın işlediği zulümlere ortak olamaz. Allah korusun güzel görüp beğenerek, buna benzer davranışları andıracak amellerde bulunamaz. Bunlardan da öte, sadece nefsine ait bir mesuliyeti olan küçük bir günaha dahi rıza göstermez.

Günahlar küçük de olsa, zamanla alışkanlık halini aldığında, artık insanın hayatının bir parçası olacağından normal görülmeye başlayacak, belki de işlediği münkerata dinden cevaz dahi bulacaktır. İmam Şafi’nin ifadesiyle, bir kişi küfre sokucu bir amel işlemese bile, işlediği amelin günahı yüzünden küfre girmeyebilir. Lakin her günahtan küfre giden bir yol vardır.

Allah’a kul olmayı yegâne hedef olarak gören bir mümin, zalimlerden fasıklardan taraf olamaz, tarafmış gibi gözükemez, müsamaha gösteremez. Tam aksine mümkün olduğu kadar o zalimi o fasığı dininin emri gereği gücü yettiğince yaptığı kötülükten, gayri meşru amelinden alıkoymaya çalışır. Müslümanların zalimlerden, fasıklardan taraf olması, ya da tarafmış gibi görünmesi, müminin böyle bir amelde bulunması, Allah korkusunu ve dinine olan sadakatini unutması sonucu ortaya çıkabilir.

Müminler zalimlere, fasıklara karşı sesinin çıktığı kadar hakikatleri haykırmalı, yaptıkları amellerin ilahi rızaya aykırı, şeran kötü olduğunu, dünyada ve ahirette kendilerini azaba götürecek eylem ve amelleri bırakmalarını tebliğ etmelidir. Müslümanların en önemli vazifesi, iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymaktır. Resulullah’ın buyurduğu gibi, bir kötülük gördüğünde gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle, ona da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz etmelidir. Bu durum da imanın en alt mertebesidir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.