
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, uykuyu ertelenebilir bir ihtiyaç olarak görmesidir. Daha fazla çalışmak, biraz daha eğlenmek, bir bölüm daha dizi izlemek ya da sosyal medyada biraz daha vakit geçirmek uğruna geceden çalınan saatlerin bedeli, ertesi gün yorgunluk olarak karşımıza çıkıyor..
Peki gerçekten uyku borcu diye bir şey var mı?

Bilim insanları bu soruya net bir şekilde “evet” cevabını veriyor. Düzenli olarak eksik uyuyan kişilerde dikkat dağınıklığı, unutkanlık, stres, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve çeşitli sağlık sorunları daha sık görülüyor. Dahası, hafta sonu birkaç saat fazla uyuyarak hafta boyunca biriken uyku açığını tamamen kapatmanın mümkün olmadığı ifade ediliyor.
Aslında modern bilimin bugün ulaştığı bu sonuçlar, insanın yaratılış düzenine işaret eden ilahî ölçülerle de uyumludur.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Uykunuzu dinlenme vesilesi kıldık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü de çalışma vakti kıldık.” (Nebe, 78/9-11)
Bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır:
“Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Sonra geceyi karanlık, gündüzü ise aydınlık yaptık ki Rabbinizin lütfundan nasibinizi arayasınız…” (İsrâ, 17/12)
Dikkat edilirse Kur’an, geceyi dinlenme ve sükûnet zamanı; gündüzü ise çalışma, üretme ve rızık arama vakti olarak tanımlıyor. Çünkü insan bedeni de buna uygun yaratılmıştır.
Ne var ki modern hayat bu dengeyi altüst etmiş durumda. Gece yarılarına kadar açık kalan ekranlar, sosyal medya bağımlılığı, düzensiz çalışma saatleri ve yoğun şehir hayatı milyonlarca insanı kronik uykusuzluğa sürüklüyor.
Belki de bu yüzden tarihin en konforlu yataklarına sahip olmamıza rağmen en yorgun nesillerinden biri hâline geldik.
Bugün birçok insan uykuyu zaman kaybı olarak görüyor. Oysa gerçek tam tersidir. Uyku, kaybedilen bir zaman değil; ertesi güne yapılan bir yatırımdır.
Dinlenmiş bir zihin daha sağlıklı düşünür, daha doğru karar verir ve daha verimli çalışır. Yeterince uyumayan bir beden ise bir süre sonra bunun faturasını mutlaka çıkarır.

İşte bu yüzden bilim insanlarının “uyku borcu” dediği şey, aslında bedenin bizden tahsil ettiği ertelenmiş bir alacaktan başka bir şey değildir.
Belki de mesele yalnızca kaç saat uyuduğumuz değildir. Asıl mesele, Rabbimizin gece ve gündüz için koyduğu dengeyi ne kadar koruyabildiğimizdir.
Modern dünya bize daha çok tüketmeyi, daha çok çalışmayı ve daha geç uyumayı öğretti. Fakat bedenimizin, ruhumuzun ve zihnimizin farklı bir dili var.
O dil bize her gün aynı şeyi fısıldıyor:
Geceden çaldığınız her saat, gündüz sizden mutlaka geri alınacaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”