
Yaklaşık bir ay önce konuğu oldun hayatımızdaki hengamenin en orta yerine. Ayların Yusuf’u diye tanımlarım seni. Bir güzellik abidesidir varlığın ve gelişin. Kendinden önce güzel kardeşlerini yollarsın her sene. Gelişinin habercisi ikili, sessiz sedasız bizi terk ederlerken sen, bütün ihtişamlı görünüşünle kurulursun gönül soframıza. Sen, müjdelenen güzelliksin. Var eden tarafından müjdelenensin. Gelişinle pek çok kavram yerleşir ağızlarımıza, kalplerimize ve yazılarımıza: Bereket, bolluk, yardımlaşma, kardeşlik, paylaşma, fitre, imsak iftar, sahur…
Gelişin bir bayram havası estirir nice engin gönülde. Nice taşlaşmış kalbe yumuşaklık mayası çalar gelişin. Çocuklar ayrı bir keyif alır senin varlığından, garibanlar ayrı. Her birinin ayrı gerekçesi olsa da öznesi sensin bu sevincin. Gizli bir sükûnet hâkim olur hayatın akışına. İftara yakın dakikalarda bir telaş kaplasa da ortalığı, segâh, dügâh ya da rast makamlarından biriyle veya makamsız lakin duru bir avazla minarelerden yükselen ezanlar; bu telaşı, yüzlerde güzel bir tebessüme çevirir. Sonrasında gün, camilerde bol rekatlı teravihle taçlanır adeta. Kitapla muhabbetimize diyecek yok seninle geçen günlerde. Dudaklardan eksilmez adeta kitabın evrensel cümleleri, bizimle birlikte olduğun sürece. Kimimiz bu muhabbeti sürdürür senden sonra, kimimizse bıçak gibi keser bu güzel ilişkiyi neredeyse bir yıllığına. Seninle geçen zamanlarda sık sık kitabın lafzı yetmez manası da gerekir size, diye uyarılırız; lakin…
Günler böyle geçer seninle. Sayılı günler çabuk geçer, kabul gören bir sözdür ve el-hak doğrudur. Çabuk geçer. İşte sana ayrılan sürenin de sonuna geldik. Bugün şerefe, yarın arife, ertesi gün bayram. Hayatımıza kattığın bütün güzelliklerle bizi baş başa bırakıp gidiyorsun. Giderken de bizi sevince boğan bir bayram hediye ediyorsun. Vedaya bayram şekeri yakışır, mı diyorsun yoksa? Bir ay boyunca sana ettiğimiz nazlara, zaman zaman sinirlenmelere rağmen bayram hediyesi… Bu bile senin cömertliğinin, bolluk ve bereket dolu oluşunun farklı bir göstergesidir aslında. Bütün bunları da seni bize müjdeleyene borçlu olduğumuzun da bilincindeyiz.
Evet, veda zamanı. Birkaç gün sonra tatlı bir anı olarak hafızalarımıza ve hatıralarımıza yerleşeceksin. Hatıralarımızın, üzülerek belirtmeliyim ki, acı tarafları da var. Hatırladığım onlarca buluşmamızda neredeyse rutine bağlanmış ama senden kaynaklanmayan, tamamen yeryüzünü fesada uğratmayı kendine iş edinen canilerin eliyle gerçekleştirilen zulümler bu yıl da yaşandı, onca güzellik arasında. Katil İsrail, senin her gelişinde olduğu gibi bu yıl da Filistinli kardeşlerimizin üstüne ölüm yağdırdı. Farklı coğrafyalarda da zulüm, kesintisiz devam etti maalesef. Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve diğer yerlerde. Ve yine mutat olduğu üzere halkı Müslüman olan ülkelerin kukla kralları, emirleri, başkanları yine kınamanın ötesinde bir eylemde bulunmadılar. Ultra lüks hayatlarına konjonktür böyle, diyerek devam ettiler. Yine buralarda iftar sofralarındaki israfın sınırsızlığı pek çok kişinin sinir kat sayısını arttırdı ve üzülerek söyleyelim ki israfın önüne geçilemedi. Uzun süredir devam eden boykot çağrıları, sağır olmakta direnen kulaklara ve sanki yumuşamamaya yemin etmiş taş kalplere ulaşamadı. Vicdanları bedenlerini terk etmemiş olanlar, hassasiyetlerini yine en üst düzeyde korudular ama onlar da genelin yanında devede kulak mesabesini geçemediler.
Evet, veda zamanı. Seninle Samanyolunda Ziyafetin son günlerini yaşıyoruz. Bu yıl da terk ediyorsun bizi, ayrılıyorsun bizden. Bir dahaki buluşmamızı pek çoğumuz bekliyor olacağız ama biliyoruz ki ancak nasipse olur. Oluşturduğun manevi iklim için hamdolsun. Bu manevi iklimin sonu da bayram bize. Tatile dönüştürülmemiş bir bayram neşesi dolsun önce acılı ve yalnız yüreklere, sonra tüm dünyaya. Geleneklerin ve değerlerin korunup yaşandığı bir bayram coşkusu yerleşsin tam ortasına hayatımızın. Büyükler hatırlansın, çocuklar sevindirilsin, buruk gönüllere ferahlık gelsin, küskünler barışsın, sevgi kuşatsın her yeri. Bayram, içerdiği tüm anlamlarıyla baş köşeye otursun. Bayram namazından sonra evlerin kapıları çalınsın, çocuklar belirsin kapılarda en güzel kıyafetleriyle ve ‘bayramınız mübarek olsun’ sözlerini çınlatsınlar kapılarda. Bayram şekeri ile dolsun çocukların avuçları bu veda buluşmasında.
Biliyor ve inanıyoruz ki sen de şunların olmasını istersin: Tatil köylerinin, otellerin odaları değil evlerin misafir odaları dolsun bu bayram ve her bayram. Evlerde imkanlar ölçüsünde hazırlanan kayısı hoşafları, sütlaçlar, ev yapımı baklavalar ve kadınların ya da bazı erkeklerin marifetli ellerinden çıkmış diğer muazzam tatlılar ikram edilsin; çaylar, ayranlar ve yine ev yapımı şerbetler eşliğinde. Katillere destek veren tüm markalara boykotu bir de bu şekilde gösterelim. Ama en çok, tebessüm ve güzel sözler ikram edilsin misafirlere.
Gelişi güzel, vedası başka güzel ayların Yusuf yüzlüsü; tekrar buluşmak temennisiyle… Bir dahaki gelişinde seni çocukların ve mazlum insanların ölmediği, kardeşlik ve huzurun egemen olduğu, zulmün sona erdiği bir zamanda karşılamak isteriz.
Evrensel ve ilahi soluğunu hissettirdiğin her kıtaya, ülkeye, kente, mahalleye, eve ve cana hayırlı, huzurlu bereketli bayramlar… Son söz yine şairin olsun. Bu kez Abdurrahim Karakoç’un dizeleri konuğu olsun yazımızın.
‘’Yaza dönsün kışınız, bayramlar bayram olsun/ Dert görmesin başınız, bayramlar bayram olsun/ Otlar/dikenler dolsun Nemrut’ların çanına/ Kolay gelsin işiniz, bayramlar bayram olsun.’’ EYYUP YÜKSEL
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-