islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1637
EURO
54,0029
ALTIN
6.086,60
BIST
13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

YERYÜZÜNÜN DİREKLERİ/SÜTUNLARI

YERYÜZÜNÜN DİREKLERİ/SÜTUNLARI
10/07/2026 10:01
A+
A-

YERYÜZÜNÜN DİREKLERİ/SÜTUNLARI

Nasıl bir rahmet ve merhamet kaynağıdır ki Allah, kendisine eş koşan ve yeniden dirilişi inkâr eden müşrikleri, bu yalanlamaları ile baş başa bırakacak yerde, onlara yeryüzünde kudretinin ve yaratıcılığının çeşitli örneklerini göstermekte, bunları gerçekleştiren varlığın yeniden diriltmeye ve yaratmaya gücünün yeteceğini anlatmaya, idrâk ettirmeye çalışmaktadır. İşte Nebe/6-16. âyetleri tamamen bu konulara ayrılmış “önemli, büyük haber” hakkında ihtilaf edip bir türlü inanamayanlara, öldükten sonra diriltileceklerine inanmalarına vesile olacak bazı nimetler ve bunların yaratılmasındaki incelikler hatırlatılmıştır. Nebe/6-7. âyetleri ilk örnek olarak yeryüzü ve dağları vermektedir: “Yeryüzünü [sizin için] bir dinlenme yeri yapmadık mı, ve dağları da [onun] sütunları.[1]

Âyetlerde geçen “mihâd” kelimesi “beşik ve karyola gibi döşenmiş, hazırlanmış döşek/yatak” demektir. “Evtâd” ise “yere çakılmış kazık, duvara çakılmış çivi” anlamına gelmektedir. Bu kelimenin “sabit durmak/ebediyet, sonsuz kalmak” gibi mecâz bir anlamı da bulunmaktadır. Görülüyor ki; yeryüzü/arz, insânın yaşamasına/konaklamasına, medeniyet kurmasına uygun, korunaklı bir şekilde hazırlanmış sonra da sabitleştirilmiş dağlar ile dengesi/sükûnu sağlanmıştır. Yeryüzünden sonra hemen dağlardan söz edilmesinin bir anlamı da bir başka âyette şöyle açıklanmıştır: “O, yeryüzüne yerinden oynamaz dağlar yerleştirdi ki sizi sarsmasın[2] Anlaşılıyor ki dağlar, yeryüzünün balans ayarlarıdır ve bunun yanında insân için jeolojik, coğrafi, atmosferik ve sosyal olmak üzere birçok faydaları bulunmaktadır. 

Nebe/8. âyet yeryüzü ve dağlardan sonra bu maddî ortamda yaşayacak canlıların yaratılmasına işâret etmektedir: “Sizi çiftler halinde yarattık.[3] Buradaki çiftler, insânın dişili erkekli yaratılışı dışında evrenin tüm öteki varlıklarında mevcut bulunan çift kutupluluğa işâret etmektedir. Bu çift kutupluluk; insânlar, hayvanlar ve bitkilerdeki iki cinslilik, doğadaki aydınlık ve karanlık, sıcak ve soğuk, artı ve eksi çekim ve elektrik gücü, atomun yapısındaki artı ve eksi yükler olduğu gibi, karşıt fakat birbirini tamamlayıcı güçlerin varlığında da kendini gösterir. Bu çift yaratılış gerçeği, birbirlerine karşıt olan şeylerin aynı zamanda birbirlerinin varlığını gerektirmesi açısından düşünüldüğünde dünyânın âhiretle bir çift oluşturmasına da delil olmaktadır.

Yeryüzünün imarı ve insânın yaratılışından sonra sırada “uykunun” insân yaşamındaki önemine dikkat çeken bir âyet yer almaktadır: “Uykunuzu dinlenme vasıtası yapmadık mı?” veyâ bir başka çeviriyle “uykunuzu ölüm[ün bir sembolü] kıldık.[4] Âyette geçen “sübât” kelimesi, “kesmek” anlamına gelen “sebt” kökünden türetilmiştir. Uyuyan kimsenin hareketleri kesildiği için uykuya “sübât” adı verilmiştir. Bazı müfessirler “sübât” kelimesinin “bürümek” anlamını da kapsadığını ileri sürmüş ve ölüm haline benzeyen uykunun insânı bürüdüğünü[5] söyleyerek ölüm ile uyku arasındaki benzerliğe dikkat çekmişlerdir. Bu benzerliği En’âm/60. âyet de şöyle dile getirmektedir: “O’dur sizi geceleyin ölü [gibi] yapan ve gündüzün ne yaptığınızı bilen. O, sizi [Kendisi tarafından] tesbit edilen ömrü tamamlamak üzere her gün hayata geri döndürür. En sonunda O’na döndürüleceksiniz: ve o zaman [hayatta] yaptığınız bütün şeyleri size gösterecektir.[6] Anlaşılıyor ki âyet, zâhiri/dış yönüyle sağlıklı bir yaşamın dinginliği açısından uykunun önemine/yararına vurgu yaparken, diğer yandan da ölüm ile uyku arasındaki benzerlikten yola çıkarak “ölüm sonrası dirilişi” inkâr edenlere üzerinde düşünecekleri bir mesaj/örnek vermektedir.

Nebe/10-11. âyetler ise uykunun/dinlenmenin mekânı olan gece ile hayatın/dirilişin/geçimin mekânı olan gündüz konusuna değinmektedir: “Ve geceyi [onun] örtüsü yaptık, gündüzü de hayat[ın sembolü].[7] İlk âyette gecenin “libas” yâni “insânın giydiği elbise” olarak nitelendirilmesi çok anlamlıdır. Bu yönüyle gece Allah’ın “Settar” isminin de bir karşılığıdır. Bazı müfessirler, gecenin bir elbise gibi olan bu özelliğinin hayra olduğu kadar kötülüğe de bir örtü olduğunu söylemişlerdir. Gece; Hakk’a ve hakîkate talip olanlar için mânevî huzuru, sakinliği, sessizliği, gayba/vahdete bağlayıcı yönü, tefekküre olan katkısı ile birçok eriş ve oluşa kapı açarken[8], kötü niyetlilerin de şerlerini sakladıkları veyâ rahatlıkla uygulamaya koydukları bir fırsat oluşturur. Bu nedenle olacak ki Felâk/3. âyette “bastıran karanlığın şerrinden[9] Allah’a sığınmamız istenmiştir.

Gündüzün, hayatın sembolü olarak tanımlanmasına gelince şüphesiz bu da insânın geçimini sağlayabileceği çalışması ile ilgilidir. Âyette geçen “Meâş” yaşamak, geçinmek ve çalışıp kazanma zamanıdır. Dinlenmek için gece karanlık, çalışıp kazanmak için de gündüz aydınlık yapılmıştır. Şüphesiz bu aydınlık/uyanıklık, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinden doğan sayısız yararlardan sadece biridir. Anlaşılıyor ki, Allah’ın evrene koymuş olduğu bu şaşmaz/mükemmel düzen, insânların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yaratılmıştır. Dikkat edilirse çift yaratılış/zevciyet burada da kendini hissettirmekte, geceden sonra gelen gündüz, ölümden sonra gelen yeniden dirilişe işâret etmektedir.

Bu âyetlerle ilgili bir başka tespit de şudur: Rabbimiz yaptığı işleri sayıp dökerken muhataplara “yapmadık mı?”, “kılmadık mı?” şeklinde hitap etmektedir. Bundan anlaşılan, bu konuda araştırma ve gözlem yapan herkesin, kâinattaki hiçbir şeyin kör tesadüf eseri olmayıp akıllı bir tasarımın sonucu olduğunu anlayacağı, kâinattaki her oluşumun canlıların yararına olduğunu fark edeceği, sonunda da bütün bunların Allah tarafından yaratıldığını kabul etmek durumunda kalacağı gerçeğidir.

Dipnotlar

[1] Nebe/6-7 “E lem nec’alil arda mihâdâ(mihâden). Vel cibâle evtâdâ(evtâden).”

[2] Enbiya/31.

[3] Nebe/8  “Ve halaknâkum ezvâcâ(ezvacen).

[4] Sebe/9 “Ve cealnâ nevmekum subâtâ(subâten)

[5] Âl-i İmrân/154.

[6] En’âm/60.

[7] Nebe/10-11  “Ve cealnâl leyle libâsâ(libâsen). Ve cealnân nehâre meâşâ(meâşen).

[8] Bu konuda Müzemmil ve Müddesir sûrelerne bakmak yeterlidir.

[9] Felâk/3.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ümit Ortaç dedi ki:

    Bayım; Allah Celle Celal sabahı yaradandır. Allah Celle Celal ne guzel işitir ve ne guzel görür. inşaallah hayırlısı Allah’tan. Vaka şu; demokrasiye oy vermeyen kişinin müslimliği bitiyor mu? Yani kisi oy vermezse muslim olamıyor mu? oy vermesi şartt mı? Bu alanda; müslimleri oya çağırıyorlar. münadiler var. Misal abdullah gül sevmiyorum, sevmedim. ona oy vermek zorunda mıyım?