islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0661
EURO
52,9430
ALTIN
6.665,07
BIST
14.329,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Çok Bulutlu
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
14°C

YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK

YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK
02/01/2026 08:57
A+
A-

YÜZEN GEMİLERDEN DERS ALMAK

İrfâni yönden düşündüğümüzde “gemi” selâmette/güvende/esenlikte/kurtuluşta olmanın bir remzidir. Örneğin bir hadiste Hz. Peygamber: “Benim Ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, binemeyenler de helak olur” demiştir. Bu hadiste görüldüğü gibi Ehl-i Beyt’e sevgi, saygı, hürmet, muhabbet ve bağlılık güvende oluşun yâni gemide oluşun bir teminatı olarak gösterilmektedir. Aslında her peygamber ve bu peygamberlerin mânevî mirasından nasiplenmiş her olgun/kâmil insân da kendi zamanının gemisidir. Necmeddîn-i Kübra (1145/1221) gibi bazı mutasavvıflar, gemiyi “şeriat”, denizi “tarikat”, inciyi de “hakîkat” olarak yorumlamış sonrasında da “kim inci elde etmek isterse gemiye biner, denize açılır ve onu elde eder” demişlerdir. Anlaşılıyor ki gemi, kâmil insâna işâret ettiği gibi bu insânın oluşturduğu mânevî/rûhânî zemine/ilme/zevke/meşrebe de karşılık gelmektedir.

Bir peygamber için en büyük ıstırap gönderildiği toplum tarafından anlaşılmaması ve getirdiklerinin yalanlanıp kabul görmemesidir. Aslında bu, bütün peygamberlerin yaşadığı ortak bir kaderdir. Cemâli celâl ile parlatmayı, nûr’u nâr ile tutuşturmayı ezelî hikmetinin bir takdiri olarak âleme sünnet olarak koymuş olan Allah, her zaman diliminde zıtlıkların oluşturduğu bir uyumu mutlaka ortaya çıkarmıştır. Hz. Mûsâ’nın karşısında Firavun’un, Hz. İbrâhim’in karşısında Nemrud’un, Hz. İsâ’nın karşısında İskaryot’un[1] ve Hz. Muhammed’in karşısında Ebû Cehil’in olması bu gerçeğin bir yansımasıdır. Tıpkı bunun gibi kâmil insânlar da yaşadıkları toplumlarda gücü elinde tutan inkârcı çevreler tarafından hor hakir görülmüş, değerleri/kıymetleri anlaşılmamış, çeşitli baskı ve manipülâsyonlarla susturulmuşlardır. Kısaca onlar da peygamberlerin çektikleri ıstıraplardan nasiplenmişlerdir. Hz. Peygamber bu değişmez gerçeği şöyle ifâde etmiştir: “İnsânların ıstırap yönünden en ağır yükü çekenleri nebiler olmuştur. Sonra onlara yakın olanlar, sonra da bu yakınlara yakın olanlar gelir.

Şimdi böyle bir durumla karşılaşıldığında acaba kendi çağında yaşayan kâmil bir insâna Hz. Nûh’un kıssası nasıl bir ders verecektir? Başka bir ifâde ile bu “gemi yap!” emrinin yaşadığımız zaman dilimindeki karşılığı irfânî anlamda ne olmalıdır? Bu konuda tefekkür edildiğinde şöyle bir mânâ zevki çıkarmak mümkündür. Kâmil bir insân önce gemisinin/yolunun/meşrebinin tahtalarını sağlam karakterli/inançlı/ihlâslı ve her türlü zorluklara dayanaklı kişilerden seçmelidir. Bu kişiler aynı zamanda “Şeriat”in onlara emrettiği edeple şekillenmiş/inceltilmiş/düzeltilmiş olmalı ve sahih/muhkem bilgilerle donanmış bulunmalıdırlar. Sonra kâmil insân seçtiği bu düzgün insânları menfaatsiz bir şekilde sağlam silsileli muhabbet çivileriyle/perçinleriyle birbirlerine bağlamalı, aralarında nefsin ve şeytanın vehmiyle/vesvesesiyle sızacağı/vereceği boşluk bırakmamalıdır. İşte bu sağlam temel inşa edildikten sonra –Allah’ın irâdesine uygun bir amaca hizmet etmek için– bekledikleri su/ilim onları zahmetsizce bulacak ve seferlerine/seyirlerine başlayacaklardır.

İlk olarak semânın/rûh’un suyu/ilmi/feyzî dökülecek, arkasından arz’ın/nefsin suyu/ilmi/feyzi kaynayıp fışkırmaya başlayacaktır. Bu iki su buluştuğunda/yükseldiğinde artık geminin hareket zamanı gelmiştir. Bu başlangıç anında geminin kaptanı/banisi[2]/Nuh’u kendisini izlemek isteyenlere şöyle seslenecektir: “Haydi, binin artık, yürümesi de, demir atması da Allah adıyla olan bu gemiye! Doğrusu, benim Rabbim gerçekten bağışlayıcıdır, esirgeyicidir![3]

İşte hareketi de sükûnu da Allah’ın emriyle “fenâ” bulmuş bu yüzen gemiler tüm insânlık için birer kurtuluş/güven/emniyet/rahmet imkânıdırlar. Bu gemilere gönüllü binenler ve bu gemilerden ilim/irfân/tevhid dersi alanlar dünyânın tüm fırtınalarına karşı korunaklıdırlar. Hiçbir yalancı/inkârcı güç onları korkutamaz, mahzun edemez ve hedeflerinden/maksatlarından saptıramaz. Onlar artık “nesep” kardeşleri değil “gönül” kardeşleri olmuşlar, Hz. Nûh gibi  “Cudî Dağı”na yani “Cömertlik Dağı”na demir atmışlardır. Bu nedenle de taşıdıkları semânın/arzın ilmini taliplilere cömertçe sunarlar.

NECMETTİN ŞAHİNLER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

[1] Yahuda ya da Yahuda İskaryot ya da Judas, İsâ’yı ele veren havari. İskaryot, katil anlamına gelen Latince kökenli bir sözcüktür. İsa’yı ele verdiği için Yahuda İskaryot olarak anılır.

[2] Kurucusu

[3] Hûd/41

Yorumlar
  1. Selime Hollanda'dan dedi ki:

    HZ Nuh Kavmi ‘Beni Kelp kabilesi kavmidir!Kuran – kerim  Nuh Suresi Ayet 23 ”;Ve (bu arada kâfirler birbirlerine) dediler ki: “Sakın kendi ilahlarınızı bırakmayın; ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Ye’uk’u ve ne de Nesr’i bırakmayın (ve Nuh’a aldanmayın)!” (Yani bu tapındıklarınıza ve tâbi olduğunuz hayat tarzına sahip çıkın, Nuh’un peşine takılmayın, diye birbirlerini kışkırttılar.) (Nuh 71/23) mealindeki ayette, Nuh kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir.Aslen Yemen menşeli olan Kelbliler Suriye bölgesinde Dûmetülcendel, Tedmür, Sava ve Semâve civarında oturuyorlardı. Kabilenin başlıca kolları Benî Adî, Benî Züheyr, Benî Uleym, Benî Cenâb b. Hubel, Benî Abdullah ve Benî Ureyne’dir. Câhiliye döneminde Kelbliler de Kudâalılar gibi Dûmetülcendel’de bulunan Ved adındaki puta tapıyorlardı.. Özellikle Vedd, Suva’, Yeğus, Ye’uk ve Nesr adlarındaki putlara tapınmayı sürdürmelerini öğütlemişlerdir. Bu isimler, o dönemde tapınılan putların isimleridir.!
    Bu da bizlere gosteriyor NUH Tufani nerde olmus?
    Yaşadığı Yerler: Tarihsel olarak el-Cevf, Vadi Sirhan ve Suriye-Irak arasındaki Semave bölgesinde yaşamışlardır.

    Allah Rasûlü Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:

    “Nuh’un kavmindeki putlar daha sonra Arap-larda olmuştur. Vedd’e gelince o, Cendel vadisindeki hurmalıktaki Kelp kabilesinin idi. Suva, Hüzeyl’in idi. Yeğus’a gelince o da Muratlılar’mdı, daha sonra Sebe’de Cüruf bölgesindeki Ğutayf oğullarının oldu.

    bidir”, dedi. Adam dedi kr.”O’nunla Nuh arasında ne kadar vardır? “Ra-sulullah da,” on asır vardır”, dedi.

    Ye’uk’a gelince o da Hamedanlılar’ındı. Nesr ise Â’li zil Kila’nm (başı ayağı kirli savaşçı bir toplum, de­mektir, Himyerliler’in idi. Bunlar Nuh kavminden salih insanların isimleridir. Ne zaman ki öldüler, Şeytan onların kavimlerine; onların oturdukları yer­lere heykellerini dikin ve o heykellere kendi isim­lerini verin diye fısıldadı, iğvâ verdi. Onlar da yap­tılar. Fakat o heykellere ibadet olunmuyordu. Ne zaman ki onları yapanlar öldü ve ilim yok oldu, on­lara ibadet olunmaya başlandı!

    -” Berat Gecesi HZ Muhammed  “Berat gecesi Allah’ın Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri kadar insanı cehennemden azad edeceği” şeklindeki rivayete dayanır.!“Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail (a.s) yine geldi ve şöyle dedi: “Ya Muhammed başını kaldır, semaya bak!”.

    -“Bir de baktım ki, ne göreyim, cennet kapıları açılmış. Cebrail’e (a.s) sordum: “Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?” Cebrail (a.s) şöyle dedi: “Allah’ın, Benî Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısından daha fazla kimseyi cehennemden azat edinceye kadar.”

    Müfessir Merâğî, adı geçen putların hangi kavim ve kabilelere ait ol­duğunu ve Mekke ile civarındaki büyükçe putların kimler tarafından ko­runduğunu şöyle tesbit edip yazmıştır:

    1. Vedd, Kelb Kabilesinin,=Aşk ilahı.
    2. Suva’ Hüzeyl’in,         = Nesil Veren ilah
    3. Yağus, Sebe’lilerin,     =Yagmur ilahi
    4. Yaûk, Hemdanh’ların,  =Guc ilahi
    5. Nesr, Himyerli’lerin idi. =Gok ilahi

    Bu tesbitten çıkarılan sonuç şudur: Nûh Peygamber (as) Mezopo­tamya’dan Yemen’e kadar birçok kavim ve kabilelere gönderilen bir resul­dür ve tufan da bu bölgeleri tahrip etmiştir