All for Joomla The Word of Web Design

HASTA YAKINLARI, ÖLEN HASTAYA ZORLA ELEKTROŞOK YAPTIRDI

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde önceki gece yoğun bakım ünitesindeki bir hastanın vefat haberini alan yakınları zorla içeriye girdi. Beyin cerrahisi asistanı iki doktoru darp etti, etrafı kırıp döktü. Daha sonra kaybettikleri yakınlarına zorla elektroşok yaptırdı.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde beyin cerrahisi yoğun bakım ünitesinde izlenen bir hasta, ilaca karşı gelişen aşırı reaksiyon (anaflaktik şok) nedeniyle tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve 19 Haziran’da saat 01.00 sıralarında vefat etti. Gece üniteden sorumlu kıdemli beyin cerrahisi asistanı olan E.D. (29) hasta yakınlarına yoğun bakım kapısında kötü haberi verdi. Ancak hastanın 3 yakını vefat haberi üzerine zorla içeriye girdi. Doktor ve hemşirelere küfür edildi. Müdahalelerde kullanılan kimi kesici, delici olan aletler etrafa saçıldı.



HASTA YAKINLARI ÖLÜM HABERİNİ SABIRLA KARŞILAMALDIR

Değerli okuyucularım;

Memleketimizin insanı, genelde musibetlere hazırlıksız yakalanıyor ve dolayısıyla musibet anında yapılmaması gereken her türlü fevri ve çılgın hareketi yapabiliyor. Mesela mezkûr haberde de görüldüğü üzere hekimler, hastanın hayatta kalabilmesi için, ellerinden gelen her türlü müdahalede bulunmuştur. Hatta o kadar ki anestezi ve reanimasyon uzmanı da kendi kliniğinden koşup gelerek, hastaya yeniden canlandırmaya yardımcı olmuş. Bu müdahaleler, bir saat sürmüş ve/fakat buna rağmen hasta hayatını kaybetmiş. Ne var ki bunu duyan hasta yakınları, yoğun bakım ünitesine zorla girerek, ellerine geçen kesici aletlerle doktorları hem tehditler, savurmuş, hem de onları darp etmiştir.

Hayatî tehlike yaşayanhastaların tedavi edildiği birimlere, hasta yakınlarının izinsiz girmesi, başka hastaların sağlığını tehlikeye sokması açısından kabul edilemeyecek bir durumdur. Bunun dışında eşkıyalar gibi bu birimlere zorla girip, kaba kuvvetle hekimlere direktif verenler ise güvenlik zafiyeti oluşturmaktadır. Bu tarz nahoş hadislerin hastanelerimizde yaygınlaşması, gerek hekimlerin hasta psikolojisini iyi bilmelerinin, gerekse hasta yakınlarının tedavi için hastaneye getirdikleri ağır hastanın muhtemel ölümüne hazırlıklı olmalarını sağlayan manevî sosyal hizmetlerin önemini ortaya koymaktadır.

Hasta Yakınlarına Ölüme Yönelik Manevî Teselli Reçetesi

İnsanlar, kaderin bir tezahürü olarak yaşadıkları müddetçe neşelerini ve huzurlarını kaçırabilecek geçici veya kalıcı değişik sorunlarla, belalarla ve musibetlerle karşılaşabilir. Bir ciddî bir hastalık, tedavisi mümkün olmayan bir rahatsızlık, maddî zorluklar gibi dünyevî sıkıntılar ve aile içinde ani bir ölüm olayı olabilir. Eğer bu gibi hadiselere manevî yönden hazırlık değil isek ruhen ve fiziken de sarsılabiliriz. Her Müslüman, kendi manevî derecesine göre imtihan olacaktır. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Nitekim bu konuda sahabilerden Sa'd, bizlere Peygamberimizin (sav) ağzından enteresan bilgiler rivayet etmiştir:

“Dedim ki: Ya Resulullah, insanların belası ve imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: Peygamberler ve sonra da derece derece müminlerdir. Kişi, dini oranında bela görür ve imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise belası ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise, dini kadar bela görür ve imtihana tâbi tutulur. Bela, insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar mümin kulunun peşini bırakmaz.” (Tirmizî, C. 7: 78-79. İbn-i Mace; Fiten: 23).

Demek oluyor ki, musibetin derecesi, paradoksal gibi görünse de kişinin Allah’a bağlılığına göre artabilmektedir. Aslında ölüm, bir gün kendisinin veya yakınlarının başına gelecek olan bir imtihan türüdür. Eğer buna rağmen kişi, ölüm olgusuna hazırlıklı değilse buna karşı direnç gösterebilmesi fevkalade zor olacaktır. Onun için “ölmeden önce ölmek” ilkesi doğrultusunda hem kendimizin, hem de yakınlarımızın ölümüne psikolojik olarak hazırlıklı ve tedbirli olmalıyız. Manevî yönden hazırlık olmaz isek hayatın zorluklarına ve dünyevî musibetlerine dayanmak, bazen o kadar güç olur ki, eğer Allah ve O’nun gönülleri ferahlatan rızası olmasaydı insanın hadiselerin karşısında boğulması kaçınılmaz olurdu.

Eğer Kuran-ı Kerim’in nurundan gelen teselli edici manevî teskinler olmasaydı birçok inançlı insanın dahî zorlukların karşısında dayanması çok güç olurdu. Kuran ve Sünnet, bu anlamda ölüm gibi imtihanlarla kolayca baş edilebilmesine yönelik olarak insanlara manevî teselli mahiyetinde önemli tavsiyelerde bulunmaktadır. Bunların başında sabır gelmektedir. Allah, insanlara bu bağlamda şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

“Ant olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik ve hastalık) ile deneriz. (Ey Peygamber) Sabredenleri müjdele. O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz ona döneceğiz derler. İşte Rabbinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara: 154-157).

Sabır, hak yolda yaşamanın bedeli olan zorluklara göğüs germek, musibetler karşısında yılgınlık göstermeyip direnmek, dayanıklılık göstermek ve nefsi kontrol altında tutmaktır. Sabır, etkileyici, üzücü bir olay karşısında kendine hâkim olmak, kızgın davranışlara girmemek, dili şikâyetten, uzuvları yanlış hareketten korumak, çılgın davranışlardan kaçınmaktır.

Ölüm Karşısında En Güzel Manevî Reçete: Sabr-ı Cemil

Sevdiklerimizi kaybetmenin verdiği ıstıraba ve acıya karşı en güzel ilaç, sabr-ı cemildir. Sabr-ı cemil, şikâyet etmeden, bağırıp-çağırmadan özellikle sevdiklerimizin ölümü hâlinde gösterilmesi gereken metinlik ve tevekküldür. Sabr-ı cemîl, musibete uğrayanın, başkasından ayırt edilmeyecek biçimde sabretmesi; kendisinin musibete uğradığını belli etmemesidir. Fakat kalbin üzülmesi, gözlerden yaş akması, kişiyi sabredenler sınırından çıkarmaz. Çünkü insan, fıtratın bir gereği olan bu hâlden ölünceye dek kopamaz.

Peygamberimizin (sav) dahî, oğlu İbrahim'in vefatında gözlerinden yaş akmıştır. Sabr-ı cemil, sızlanmadan belalara katlanmaktır. Sabra aykırı olan, derdini halka açmak, insanlara sızlanmak ve nahoş davranışlarda bulunmaktır. Fakat hâlini Allah'a şikâyet etmek, O'na yakınmak sabra aykırı değildir. Nitekim Hz. Yakup: “Ben üzüntü ve tasamı Allah'a şikâyet ederim” (Yûsuf: 86) demiştir.

O halde ey hasta yakınları; kaçınılmaz bir gerçek olan ölüm karşısında bu önemli tavsiyeleri uyun ve sabırla Allah’ın rahmetini dileyiniz. Kadere razı olursanız, teslimiyet ve tevekkül içinde olursanız inancınız güçlenir ve her şeye rağmen huzur bulursunuz ve kendinizi manen rahat hissedersiniz. Kazaya rızası güzel olanın ölüme sabrı da güzel olur. İnsanlar, nimette şükür, musibette de sabır hâlini muhafaza ederlerse Allah’ın rızasını kazanmış olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir