All for Joomla The Word of Web Design

Siyaset ve Sistem Anlayışı

Günümüzde siyaset, eski mana ve özelliğinden önemli ölçüde farklılaşmış durumda. Aslında, siyasetin her devirde aynı şablon ve kavramlar içinde olması da gerekmiyor. Fakat, değişmemesi gereken en önemli yönü; yönetici ve halkın ilişkisine hakim olan değerlerin karşılıklı mutabakat ve ortak kültür zemininde gerçekleşmesi.
Siyaset, Makyavelli ile yönetici ve halk kitleleri arasında bir dengenin varlığını gözardı ederek, toplumun problemli fakat yönetimin bilge nitelik kazanmış olduğunu ortaya koyan en garip teoriye sahip olmuştur. Yönetimin doğrulu ve haklılığı tezine oturan bu anlayış, her zaman mümkün olabilecek bir özellik değildir. Yöneticiler de her insan gibi şaşırır, isabetsiz iş ve tutumlar içine girebilir Aynı şekilde,halkın bir bölümü de, samimiyetsiz veya çıkarcı bir davranış içinde olabilir.

Her iki farklı ve birbirini dengelemesi gereken nokta, siyasetin belli kültür, değer ve ahlak zemini üzerinde gerçekleşmesi ve güçlerden birinin, tek başına siyasete yön vermesinin engellenmesidir. Bu denge sağlanmadığı zaman, ortaya haksızlık, zulüm ve keyfilik çıkmaktadır.
Siyasi iktidarlar, şöyle veya böyle, halkın isteği ve iradesi ile göreve gelirler. İktidarın meşruiyeti, siyasetin hangi değer ve prensipler üzerinde yürümesi ile ilgili mutabakatın sağlanmasına bağlıdır. Eski dönemlerde bu mutabakat, ilahi sisteme ait hükümler, ırk ve asalet faktörü veya gücün hakimiyeti ile gerçekleşmekteydi.

Günümüzde ilahi hükümler, bir kenara itilmiş veya, gücün varlığı halkın değerlendirici faktör olarak siyasi sistemi belirlemesi ve ona itaat etmesi şeklinde ikili bir sisteme yerini bırakmıştır. Bugün, bazı ülkelerde tek adam, bazı ülkelerde tek parti diktatoryası, adını demokrasi ile birleştirerek varlığını devam ettirmektedir. Diğer yanda ise, göstermelik veya katılımcı demokrasi denilen siyasi sistemler iktidarları oluşturmaktadır. Demokratik sistemlerde halk, sadece oy kullanmak suretiyle 4-5 yılda bir tercihlerini kullanabilmekte ve siyasi iktidarı başka türlü kontrol etme imkanı bulamamaktadırlar. Ayrıca halk, medya ve siyasi iktidarı destekleyen güçlerin kontrol ettiği kurumlar vasıtasıyla da, sağlıklı bir denetim yapma imkanına sahip olamamaktadır.
Güce dayalı olmayan siyasi iktidarlarda, en önemli denetim gücü münevver kesimin düşünce ve tespitleriyle yapılabilmektedir. Çünkü halk kitleleri, çoğunlukla siyasi, iktisadi veya teknik gelişmeleri takip edip, isabetli bir değerlendirme yapma bilgi ve uzmanlığından mahrum bulunmaktadırlar. Bu münevver veya entelektüel güç, düşünce ve araştırmalarıyla isabetli tespitler yapabilme imkanına sahip oluyorlarsa da, iktidarlar; kendi düşünce ve politikalarına uygun görmedikleri ilmi ve fikri çalışmaları, kolaylıkla devre dışı bırakabiliyorlar. Buna karşılık, batı demokrasisinde münevver/entelektüel düşünceyi, sistemin ayakta durması için önemli ve gerekli gören yaklaşımlara da şahit olunmaktadır. Buna ait çarpıcı bir örnek, Fransa’da De Guelle döneminde vukubulmuştur. Fransa’da hükümetin bazı uygulamalarını protesto eden öğrenci ve halk nümayişlerine, zamanın entelektüellerinden Jean Paul Sartre ‘de katılmıştır.
Fransız toplumunun temellerini titreten bu protestolarda tutuklanan binlerce kişi gibi, Sartre de tutuklanır. Sartre bir süre sonra bizzat cumhurbaşkanının araya girmesiyle serbes brakılır. Cumhurbaşkanı, olay üzerine şu sözlerle Sartre’den özür diler ve aşağıdaki değerlendirmeyi yapar: “Siz Volter’i tutuklayamazsınız”. Burada cezalandırlan şey, Batı’nın modern ve post modern toplumlarının ana standartlarından biridir: Bilgi değeri, entellektüel değeri hiç bir şekilde sınırlandırılamaz; hele hele, tutuklanma asla olamaz. Çünkü entellektüel düşünce, asgari bir yasal ve ahlaki koruma olmadığı sürece gelişemez.
Elbette, her zaman De Guelle gibi siyasetin felsefesini bilen insanları, demokratik sistemlerde bulmak mümkün olmaz. Ama, dini, hukuki ve ahlaki değerleri benimseyen siyasetçilerde çoğunlukla adalet ve merhamet özelliği, zaman ve zemine bağlı olmadan gerçekleşmesi gerekir. Burada şöyle bir eklemeyi de yapmamız gerekiyor. Müeyyideler, sadece dini ve ahlaki değildir. Her müeyyide, aynı zamanda o değer ve müeyyidelere inanan kitleler tarafından da korunma ve sürdürülme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Çünkü ancak, bu şekilde müeyyideler ayakta durma imkanını bulabilirler.
Herşeyi, ilahi değerler ile sürdürebilme imkanı olmayabilir. Böyle bir durumda, o değerlere inanan insanlar da, bu değerleri gerçekleştirme mecburiyeti ile karşı karşıya bulunurlar. Özellikle, bizim kültürel anlayışımız, böyle bir zeminde gerçekleşmektedir.
Söylem ve temenniler ile, sağlam bir siyasi sistemin gerçekleşmesi mümkün değildir. Kültürel ve ahlaki değerleri gerçekleştiremeyen bir sistem ve iktidar, fakat ne kadar sağlıklı söylemlerle meşgul olursa olsun, fikri ve sosyal çöküşü durdurabilme imkanına sahip değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir