All for Joomla The Word of Web Design

Spora da islâm açısından bakmakla yükümlüyüz

İslâm dini genel ve özel kurallarıyla insan hayatını bütünüyle kuşatan dindir. Müslüman olmak İslâm dininin genel ve özel kurallarıyla hayata bakmaktır. Biz hayatî olan her şeye dinimizin sunduğu kurallar açısından bakmak konumundayız. İnanç esasları, eğitim, ekonomi, cinsellik ve musikiye de dinimizin koyduğu kurallar açısından bakmak ve böylece değerlendirmeler yapmak duruumundayız. Bir görevimiz de spora İslâm açısından bakmaya çalışmaktır.

 

İslâm dininin kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bu kaynakla irtibatlandırılamayan hiçbir şey İslâmî olarak nitelenemez. Aziz Peygamberimiz de bu kaynağı bize örneklendirmiş, canlı bir Kur’ân olarak bize örnek olmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de sporla alakalı doğrudan açık bir ayet bulamıyoruz. Daha doğrusu ben doğrudan ilgili bir ayet bulamadım. Ama aziz peygamberimiz efendimizin uygulamaları, hayatı, teşvikleri ve ödüllenmelerinde yeterince örnekler bulabiliyoruz. Hiç şüphe yoktur ki Peygamberimiz Efendimiz de kendisine indirilen Kur’an’ın genel ilkelerinden hareketle bize yorumlar yapmış, tasvipler sunmuştur.

Önce dinimizin ana kaynağı Kur’ân ve Sünnet’in genelinden yararlanarak belirleyebileceğimiz bazı genel ilkeleri arz etmek istiyorum, bu ilkeleri, hayatımızın her anına teşmil edebiliriz. Pek tabii ki Spora da uygulayabiliriz.

I. Haram Kılınmayan Her Söz, Davranış ve İş Helâldir

Bu ilkelerden bir tanesi şudur:

Haram kılınmayan her söz, davranış ve iş helaldir.”Yani yapılabilir, uygulanabilirdir. (İlgi kurulabilecek âyetler için bak. Yunus 59; Nahl 116)

Kur’ân-ı Kerîm de sporla alakalı doğrudan haram kılıcı bir âyet olmadığına ve Aziz Peygamberimiz de de sporu spor olduğu için yasaklayıcı bir kural koymadığına göre –istisnaları olmakla birlikte- genelde sporların her bir dalı yapılabilir, meşru görülebilir.

İslâm’da haramlar açıktır ve bellidir. Örneğin faiz, rüşvet, zina… haramdır. Bunlar bellidir. Spora ilişkin özel bir haram göremiyoruz.

II. İnsan Her Zaman Ruhi Coşkular İçinde Yaşayamaz

İkinci bir genel kuralımız şudur: İnsan her zaman ruhi coşkular içinde yaşayamaz.

Tecrübe ile ilgili bildiğimiz bu gerçeği Peygamberimizin diliyle Hanzele El üzeydi isimli genç sahabi üzerinden örneklendirebiliriz.

-Allah kendisinden razı olsun- Hanzele bir gün çıkagelir ve “Ey Allah’ın Resulü, ben Münafık / Kalbiyle iman etmemiş biri oldum.“ deyince Peygamberimiz de ona, “Ya Hanzele, bu yargıya nasıl vardın. Niçin ben münafık oldum diyorsun?“der. Hanzele de, “Ya Rasullellah! Biz sana cemaat oluyor öğütlerini dinliyoruz. O kadar büyük ruhani coşkular, neşeler yaşıyoruz ki adeta Cennetin meltemleri ve Cehennemin alevlerini ruhumuzda hissediyoruz. Böyle bir vecd halinden sonra evlerimize geliyor eşlerimizle, çoluk çocuğumuzla, işlerimiz ile meşgul olmaya başlayınca bizim bu manevî duygularımız tamamen kayboluyor. Ya Rasullellah, bu bir münafıklık hali değil mi?“

Peygamberimiz, ona şöyle buyurur:

“Allah’a yemin ederim ki eğer siz benim huzurumda olduğunuz gibi ruhî şevkler, coşkular içerisinde olabilseydiniz melekler yeryüzüne iner, evlerinizde otururken, yollarda yürürken sizleri karşılarlar ve sizlere müsamaha eder/tokalaşırlardı. Ya Hanzele! Bazen şöyle, bazen böyle; hayatın rutin akışı inişli çıkışlıdır.“

Hayat böylesi doğal bir akış gösterir. Haram sınırlarına vardırılmadıkça insan eğlence nitelikli aktivitelere de muhtaçtır. Herkes yaşlı başlı düşünür sanat veya ilim insanı değildir. 15-20 yaşlarında olan Müslümanlar da vardır ve onlar da 60-70 yaşlarındaki insanlar gibi sorumludur.

Ergenlik çağından ölüm gelinceye dek kulluğumuz devam ettiğine göre hayatımıza şevk kazandıracak helâl davranışlar, sporlar eğlencelerin yer alması da tabiidir.

III. Beden Ve Ruhen Güçlü Olmaya Muhtacız

Sevgili okuyucum! Bir diğer genel ilke de güçlü olmaktır. İslâm’da güçlü olmak da amaçtır, biz yeryüzünde Rabbimiz tarafından kulluk denemesine tabi tutuluyoruz. Bir diğer Kur’ ani anlatımla yeryüzünde güzellik yarışına çıkarıldık. Hayatımızın bütününü İslâmlaştırma gibi bir görevimiz var. Bu sebeple bedenen ve ruhen güçlü olmaya muhtacız.

Müslüman maddî ve manevî şartlarına riayet ederek güçlü olmak konumundadır. Aslında İslâmi çizgide bir hayat sürdürürsek sağlığımızı korumamız, güçlenmemiz tabii bir sonuç olur. İnsan hayatında kişiyi zaafa uğratan ne varsa İslâm’da yasak kapsamındadır. Güçlendiren ne varsa o da emirler öğütler arasındadır, bu böyle biline. Bakınız akıllı tıp adamları da sigara içmeyin, içki içmeyin, mazbut bir hayat yaşayın, diyor. Şüphesiz yalnızca bedenî güç de yetmez.

Aziz peygamberimiz şöyle buyurur;

“Güçlü olan mümin güçlü olmanın şartlarına riayet ederek, güçlü olan mümin zayıf olan müminden Allah’a daha sevgilidir, daha hayırlıdır.

Her bir mümin de hayır vardır. Sana fayda verene yapış. Allahtan yardım dile, sakın ha acizliği benimseme.”

Hayat sözlüğünüzde acizliğe yer verilmemelidir. Ben yapamam yok. İyi olan, güzel, doğru olan işlerde atılım içinde olacağız. Başarılı olamasak da başarılı olmuş gibi Rabbinizin katında mükâfat alırsınız.

Spor Bedeni Güce Katkısı Oranında Değerlidir

İlmî, malî ve estetik güç yanı sıra bedenî güce de muhtacız Spor bedeni güce katkısı oranında değerlidir. Aslında İslâmi hayat sportif hayattır, kişi yalnızca namaz kılsa, oruç tutsa, cemaat namazına katılsa, içki içmese sigara gibi şüpheli maddelerden uzak dursa sporcu bir ruha, sağlıklı bir vücuda sahip olabilir.

IV. Boş ve Faydasız İşlerden Kaçınmak

Boş ve faydasız işlerden sakınmak da spora uygulayabileceğimiz genel kurallardan biridir. Müslüman bedene, ruha, maddeye, manaya, ferde, aileye, topluma yararlı olmayan hiçbir şeyin ardından gitmez. Gitmemelidir. Çünkü Yüce Mevla’mız Müminûn sûresinin ilk ayetlerinde en yüksek Cennet olan Firdevs’e gireceklerin vasıflarını açıklarken şöyle buyurur:

“Onlar faydasız sözler, davranışlar ve işlerden kaçınanlardır.“

Bu Kur’ânî ölçünün ışığında Aziz Peygamberimiz de şu açıklamayı yapar:

“Kişinin kendisini doğrudan ilgilendirmeyen faydasız işlerden kaçınması Müslümanlığını güzelliğindendir.”

Giyimde kuşamda aşırılık, marka düşkünlüğü, yarar sağlamayan konuşmalar, televizyon programları, özelde spor programları, toplumsal taleplerle örtüşmeyen akademik çalışmalar, sigara, nargile bağımlılığı vs. bütün bunlar kaçınılması gereken faydasızlardır. Pek tabi ki faydasızların başında haram kılınan işler gelir. İnsanın en büyük hayat sermaye sahip olduğu imkânlardır. İmkânlar faydasızlarla nasıl telef edilir?

V. Canları ve Malları Tehlikeye Atmama

Spora da teşmil edebileceğimiz bir ilke de canları ve malları tehlikeye atmamaktır. Sporlar dâhil herhangi bir davranış, bir iş eğer canı tehlikeye atıyorsa ve mallar telef noktasına getiriyorsa Müslümanlar ondan kaçınmalıdır. Kur’ânımız bize Bakara 195’de “Nefislerinizi tehlikeye atmayınız.“ emrini verir.Nisa 29’da ise “Ey müminler mallarınızı batıl yollarla yemeyin.“ buyurur.

VI. Spora da Teşmil Edebileceğimiz Diğer Bazı Kurallar

Bu kuralardan bazıları yüze vurma ve dövüştürme yasağıdır… Peygamberimiz şöyle buyururlar:

“Sakın ha insanların ve hayvanların yüzlerine vurmayın. Ve hayvanları yüzlerinden dağlamayın.“

Yüzlerden dağlamaya tanık olunca de öfkelenmişler ve sahabilerini “Ben size defalarca hayvanları yüzlerinden dağlamayın diye uyarmadım mı?“ şeklinde şiddetli bir dille yermişlerdir. Peygamberimiz hayvanların yüzüne vurulmasını men ettiği gibi insanların yüzlerine vurulmasını ise daha şedid bir dil ile şöylece yasaklamışlardır: “ Sakın ha, aman ha yüze vurmayın.“

Boks, Pankreas Güreşi ve Motosiklet Yarışları Helâl Görülemez

İnsan, yüzdür sevgili kokuyucum. Bu sebeple Kur’an’da Vech /Yüz tabiriyle kişilik kastedilir. İnsanlar ben, sen ve o şeklinde ayrılabiliyorsa; kadın, erkek, yaşlı, genç tefrik edilebiliyorsa yüz hatları sebebiyledir.

Aziz Peygamberimiz insanları ve hayvanları kızıştırıp dövüştürmeyi, canlı hedef kılmayı da yasaklamıştır.

Buna göre boks, pankreas güreşleri, boğa, deve, horoz dövüştürmeleri, otomobil ve motosiklet yarışlarını helal sporlar olarak göremeyiz. Üstelik ictihadî olarak haramlıkla da vasıflandırabiliriz.

Verdiğimizi bu umumi bilgilerden sonra gelecek yazımızda Peygamberimiz dönemi spor dallarına bakmaya çalışacağız.

Ali Rıza DEMİRCAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir