
Müslüman olmayan bir adam, merak ettiği için Kur’an’ı baştan sona inceler. Bir gün Müslümanların cemaatinde bulunur, onlarla sohbet eder ve onlara, “Allah Kur’an’da hiç yalan söylüyor mu?” diye bir soru sorar. Haliyle Müslümanlar hep bir ağızdan, “Asla!” diye cevap verirler. Müslüman olmayan adam, Müslümanlara şu ayeti okur:
وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً
“Allah kâfirlere, müminlerin aleyhinde asla yol vermeyecektir.”[1]
Bu ayette haber verildiğine göre, Allah hiçbir zaman kâfirlere inanan insanların, Müslümanların başlarına gelmek, onlara egemen olmak üzere yol vermeyecektir. Buna göre Kâfirlerin Müslümanların başına gelmemeleri, onlara hâkim olmamaları gerekiyor. Ama bu gün İslam âleminin hiçbir yerinde Müslümanlar, gayrı Müslimlerden bağımsız hareket edememektedirler. Her yerde Müslüman olmayanların Müslümanlara karşı bir üstünlükleri ve egemenlikleri vardır. Müslümanların manzarası, bu ayette haber verilen hükmüm ifade ettiği bir manzara değildir. Allah yalan mı söylüyor?
Adam bu gibi ifadeleri kullanınca, onun yanında oturan Müslümanlar sus pus olmuşlardır. Müslüman olmayan adam onlara, “Allah bu ayette yalan söylemediğine göre, o zaman sizler gerçek anlamda Müslüman değilsiniz” demiştir.
Bu ayette verilen mesaja göre Müslümanların kendilerini tahlil etmeleri, bir özeleştiride bulunmalrı gerekmektedir.
İslam’ı maddi manevi alanda alabildiğine kullanan, her yerde din adına nutuk atan sözde mücahitler, cemaatler, tarikatlar, vakıflar, siyasiler, cemiyetler, ilahiyatçılar, akademisyenler, diyanetçiler ve daha neler neler!
Sahi Fatiha Suresinin başında yer alan “Rabbülalemîn” kavramını, yani Allah’ın tüm âlemlerin Rabbi olduğunu ne kadar kavrayabilmişsiniz? Ben, kırk beş seneden fazla Diyanet İşleri Başkanlığında ve İlahiyat Fakültelerinde görev yaptım. Fakat hiçbir zaman “Rabbülalemîn” bilincine vakıf bir idari anlayışı görmedim.
Ona göre kadın erkek, Türk Kürt, Alevi Sünni ve benzeri ayırımları yapmak, “Rabbülalemîn” ruhunu kavramamış olmak demektir. Bu ruhu kavramayan veya kavramak istemeyen sözde Müslümanlar, gayrı Müslümlerin siyasi, idari, kültürel ve ekonomik üstünlükleri karşısında sürünmeye mahkûmdurlar. Bir buçuk iki milyar Müslümanın, birkaç milyon Yahudi’nin karşısındaki perişanlığı, bunun açık bir delilidir.
NURETTİN TURGAY
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
[1] en-Nisa 4/141.
Tamam da bu yazı ne anlatıyor? Ben hiç bir şey anlamadım, gerizekalı da değilim.
“Ona göre kadın erkek, Türk Kürt, Alevi Sünni ve benzeri ayırımları yapmak, “Rabbülalemîn” ruhunu kavramamış olmak demektir” ne demek ? Kadın erkek ayrımı hiç bir koşulda yapılamaz mı? İçine her şeyin girebileceği ve her şeyin anlaşılabileceği muğlak bir ifade, izah yok.