islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1634
EURO
53,9889
ALTIN
6.093,10
BIST
13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

YAZ MEVSİMİYLE ARTAN MÜSTEHCENLİK

YAZ MEVSİMİYLE ARTAN MÜSTEHCENLİK
07/07/2026 10:20
A+
A-

YAZ MEVSİMİYLE ARTAN MÜSTEHCENLİK

Yaz, güzel mevsim. Rabbimizin her nimeti gibi “mevsim” nimeti de -biz kirletmediğimiz sürece- güzeldir. Dört mevsimin kendince güzellikleri ve özellikleri vardır. İlkbahar ve yaz mevsimini sevmemize rağmen müstehcenler, soğuk nedeniyle kapanmaya mecbur kaldıkları için kış mevsimi son zamanlarda daha çok sevimli hale geldi.

Geçtiğimiz günlerde, “Dostlarla buluşmak, dertlerin şifasıdır” inancıyla Kütahya, İstanbul, Yalova ve Sakarya’yı kapsayan dost ve arkadaş ziyaretlerim oldu. İki hafta süren bu ziyaretlerimde hızlı tren, feribot ve otobüs araçlarını kullandım. Kendimi Avrupa’da seyahat ediyormuşum gibi hissettim. Beş yıl yaşadığım Avrupa’nın caddelerini, sokaklarını, parklarını ve ulaşım vasıtalarını dolduran kadın ve kızların açık yerleri, kapalı yerlerinden çoktu. Yurdumda da buna yakın, hatta daha müstehcen manzaralar gördüm. Özellikle genç kızlarımız göbek ve baldır-bacak teşhir etme yarışına girmişler.

Son kullanma tarihi geçmiş bir nursuz, geçtiğimiz günlerde Antalya’da tesettürlü iki genç kıza: “37 derece sıcaklıkta böyle giyinmeniz sizi bunaltmıyor mu? Ben de Müslümanım, ara sıra camiye de giderim ama sizin böyle giyinmeniz bana garip geldi. Siz hangi tarikattansınız?” diye sormuştu. Kızlar da; “Biz Müslümanız, herhangi bir tarikatla ilişkimiz yoktur. Allah’ın örtünme emrini yerine getiriyoruz” demişlerdi.

Bu TSE damgalı Müslüman(!) ihtiyar aynen, yaz mevsiminde Tebük seferine katılmak istemeyen Medineli münafıkların tavrını sergiliyor.  “Tebük savaşına iştirak etmeyip geri kalan münafıklar, Rasûlullah’a muhalefet ederek oturup kalmalarıyla sevindiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi çirkin gördüler ve “Bu sıcakta harbe çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.  Keşke idrak edebilseler!” (9/Tevbe:81).

Bizler de; “Bu sıcakta tesettüre bürünülür mü?” diyenlere; “De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır. Keşke anlasalardı!” ayetini hararetle hatırlatırız. Anlayana…

Namaz kılmak için terminal mescidine giderken önümüzde streç pantolonlu açık-saçık bir bayan da bizimle mescide girdi, kadınlar bölümüne geçti. Muhtemelen elindeki çantasında etek ve başörtüsü vardı. Onları giyinerek namazını eda etmiştir. Ne diyelim? Namazlarını Allah kabul etsin. Daha doğrusu, Allah bu kardeşlerimizin namazlarını, kötülüklerden alıkoyan namaz kalitesine yükseltsin. Çünkü hakkı verilerek kılınan namaz, insanı kötülüklerden alıkor. Yüce Allah Hayat kitabımızda bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor.(29/Ankebut:45).

Hem namaz kılıp hem de açık geziyorsak,

Hem namaz kılıp hem ticaretimizde aldatıyorsak,

Hem namaz kılıp hem insanlara elimizle ve dilimizle zarar veriyorsak,

Hem namaz kılıp hem komşularımıza ve iş arkadaşlarımıza illallah dedirtecek şekilde davranışlarımız bozuk ve ahlak fukarası isek, kıldığımız namaz bizi kötülüklerden alıkoymuyor demektir.

Bu durumumuz, namazdan değil, bizim kıldığımız namazdan kaynaklanmaktadır. Allah’ın istediği şekilde bir namaz kılmıyoruz demektir.

Belki namaz borcundan kurtulsak bile bizim hayatımızda iyi yöne doğru bir değişiklik yapmıyor demektir.

Bundan kurtulmanın yolu, maddi şartlar dediğimiz namazın iç ve dış farzlarının yanında, okuduklarımızın farkına vararak huşû, hudû ve ihlas dediğimiz görünmez manevi/kalbî şartlarını da yerine getirmemiz gerekir. Dostlar alışverişte görsün türünden ve alışkanlıkların yerine getirilmesi anlayışından uzak, rutinleştirmeden, ritüel seviyesine indirmeden bir kulluk nişanesi olarak huşû, hudû ve ihlasla yerine getirmeliyiz.

Seküler dünya görüşünün egemen olduğu günümüzde, insanların din algısı da acayip ve garaip bir hal alıyor. “Ne olmuş yani! Açık da gezerim, namazımı da kılarım, hacca da giderim, içkimi de içerim” diyerek seküler mantıkla hareket ediyorlar. Onların bu halleriyle namaz kılmalarını yadırgamıyorum, elbette kılsınlar. Hem de şeytana inatla kılsınlar. Ama bu arada namazın gayesinin iyi ahlak sahibi, haramlardan uzak, hayâlı insan seviyesine ulaştırmak olduğunu da bilmeleri gerekir. Namaz, kendilerini iyi yönde dönüştürmelidir. Bunun için “Ya Rabbi! Bu hanım kardeşimi, namazın nuruyla nurlandır, ahlakıyla ahlaklandır” diye dua ettim. Bu şekilde olanların sayısı az da değildir.

Bu ara ve ana bilgiden sonra konumuza dönecek olursak; yaz mevsimi, günahların aleniyete dönüştüğü, cadde ve sahillerin et yığınlarıyla dolup taştığı, parkların oynaş alanlarına döndüğü bir mevsime evrilerek kirletilmektedir. Sıcak havaları fırsat bilen ahlak yoksunları, ne kadar dekolte giyinirse, o kadar cesur oluyormuş. Ahlaksız magazin basını öyle yazıyor. Sahnede şarkı söyleyen bayan şarkıcı ne kadar soyunuyor ve ne kadar kıvırtıyorsa o kadar cesur oluyormuş. Magazin basını “Filan sanatçı cesurca sahne aldı veya filanca cesurca pozlar verdi” diyerek buna çanak tutuyor. Onlar da “ben senden daha cesurum” yarışına girerek soyundukça soyunuyorlar. Bu iş kapalı kapılar arkasında kalsa neyse. İnternet ortamında paylaşılarak bu ahlaksızlık yaygınlaştırıyor.

Bu ahlaksızca sahnelenenler, cesaret işi değil yanlış “İLAH” edinme işidir.  “Arzularını kendine İLAH edinmiş olanı gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil/koruyucu olacaksın?(25/Furkan:43). İnsanoğlu iki ilahtan birini seçer. Başka alternatifi yoktur. Ya âlemlerin Rabbi olan Allah’ı “İLAH” olarak kabul eder, ya da ayette buyurulduğu gibi heva ve hevesini/arzularını “İLAH” olarak seçer. Allah’ı ilah olarak seçende dünya ve ahiret açısından problem yoktur. Ama Batı medeniyeti, Allah’ı ilah olarak kabul etmeyi, özgürlüklere vurulmuş pranga olarak görür. “Dinin buyruklarından kurtulmak, özgür olmaktır” der. Gerçekten dinin buyruklarından kurtulan özgür mü olur? Kesinlikle hayır. Niye? Allah’ın emir ve yasaklarını kabul etmeyenler, nefsânî arzularının peşinde koşarlar. Ne kadar çok soyunurlarsa kendilerini o kadar özgür saysalar da bu külliyen yalandır. Çünkü hayatını Allah’ın emirleri doğrultusunda planlayanlar, âlî/yüce bir varlığın kurallarına uymanın olgunluğunu yaşarken, nefsinin arzularının emrettiklerini yapanlar ise âdi/denî/alçak bir varlığın emirlerini yerine getirmenin düşüklüğünü yaşarlar. İşte Yüce Allah, kendine kulluk yapmaktan sıyrılanları, “arzularına kulluk yapanlar ve onu ilah edinenler” olarak niteliyor. Onun için Rabbimiz “Arzularını kendine İLAH edinmiş olanı gördün mü?(25/Furkan:43) buyurarak Allah’a kul olmayanların, nefislerinin kulu olduğunu söylüyor. Onun için özellikle yazları daha çok soyunanlar, arzularının tutsağıdırlar. Buna da çağdaş kölelik dense sezadır.   

İşte, yaz mevsiminde en dekolte giyinenler, kışın soğuktan dolayı burnuna kadar kapanıyorlar. Soğuktan korktukları kadar Allah’tan korkmayanların hakkından ancak karakış geliyor. Dolayısıyla kışın gözlerimizi haramdan korumak kolaylaşıyor. Onun için, -sizin tercihiniz nedir bilmem ama- ben, kış mevsimini daha çok seviyorum. Selam, arzularına değil Allah’a hakiki kul olanlara olsun.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    24 yıldır ülkemzizi yöneten maneviyatçı ve muhafazakar iktidarımız bu olaya nasıl baktığını neden yazmıyorsunuz acaba ? Bilindiği gibi seküler laikçlerin ve askeri vesayetçilerin Bşörtüsü Zulmü 2002 yılına kadar olanca hızıyla sürmüştü… AKP İktidarı bu zülme Anayasal garanti iile olmasa da son verdi…Ve mantalitesini “Örtülü olanlar da olmayanlar kardeşçe bu ülkede yaşayacakalrdır.” Yani, açıklıkta bir sınır koyulmadığı gibi, kapalıkta vetesettürde de bir sınır yoktur. İktidarımız herkes için bu serbestliği sağlayarak görevini yapmış bir yönetim anlayışındadır. Sorum şu : Bu anlayışı Ahiret Gününe inanan müslümanlar olarak onaylıyor musunuz ?

    1. Azmi Yıldız dedi ki:

      Cenk Bey, sapla samanı birbirine karıştırıp (sizi tenzih ederim ama) fetövari bir taktikle ya da yüzeysel kıt anlayışlarla Kur’an’dan hüküm çıkartan günümüz Selefileri gibi bir sonuca varmak, insaflı bir davranış olmaz. Bu iktidar güzellemesi yapmak değil, herşeyi yerli yerine koymaktır. Rahmetli Kadir Mısıroğlu’nun bir tespiti vardı: “Bugün Türkiye toplumunun en az yarısı mutlak çürüktür. Onun için İslami manada tam bir düzelme beklemek beyhude bir çabadır.” “Nasılsınız öyle yönetilirsiniz, neye layıksanız öyle idare olunursunuz” sırrınca Türkiye’de siyaset yoluyla yapacaklarınız sınırlıdır. Bugün ülkemizde tesettürlü kadınların hakkını ancak “kimse kimsenin giydiğine karışamaz” sloganıyla koruyabilirsiniz. Siz Akparti iktidarına oy verenleri sadece dini saikle mi ya da şeriat beklentisi ile mi oy verdiklerini sanıyorsunuz? “Ülkede çıplaklığa izin vermeyeceğim,her alanda şeriat hükümlerini uygulayacağım” iddiası ile siyaset sahnesine çıkın bakalım, (tabi çıkabilirseniz) kaç oy alacaksınız? Evet, bugün iktidar çok güçlü görünüyor olabilir ancak bu kemalizme bağlı kaldığı sürece öyledir. Kırmızıdan yeşil tona geçebilirsiniz ya da başörtüsü özgürlüğü gibi bazı esneklikler sağlayabilirsiniz ama kemalist rejimi terketme sinyalleri verdiğiniz anda arkanızda ne ordu kalır ne polis ne de MHP?! Hataları, günahları çoktur, her türlü eleştirilebilir ama gücünün yetmeyeceklerinden vurmaya çalışmak hakkaniyetli bir tutum olmaz.

  2. Sancak dedi ki:

    Antalyada kızlara sataşan edepsiz kişiden bahsederken “son kullanma tarihi geçmiş bir nursuz” demişsiniz..bu kişi elbette kınanmalı ancak,edep,ahlâk üzerine olan bir yazıda hiç olmamış..yakışmadı vesselâm